Allah'a, Millet'e, Vatan'a Fedai

  • Dolar 7.8572
  • Euro 9.2978
  • GR ALTIN 487.71
  • ÇEYREK 800.14

Sahi Türklere neler oldu?

Demet Yener yazdı...

Sahi Türklere neler oldu?
  • 06 Eylül 2020, Pazar 14:13

Sahi Türklere neler oldu? Artan kadın cinayetleri, çocuk istismarları, hayvan tecavüzleri ve doğa katliamıyla anılan sıradan bir halk-insan kalabalığı olmayı neden seçti?

Türkler, sahip oldukları “Türk” kimliğine, telleri kopmuş bir sazın “Benim sadık yârim kara topraktır.” ezgisinin notalarını dillendirme hasreti gibi yoğun, okyanusun tam ortası kadar derin, şaha kalkmış bir atın sesi kadar gür, hedef alınarak ateşlenmiş bir kurşunun yönü kadar kesin bir aşkla bağlı kalsaydı günümüzde yaşanan bunca acı, bunca yanlış ve bunca boş meseleyle uğraşıyor olmazdı bu ülke. Dünyayı dize getiren Türkler, ne zaman iradesine ve hırslarına söz geçiremeyen acizlere dönüştü?

Türkler; mertliği, çalışkanlığı, namus anlayışı, dürüstlüğü ve bileğinin hakkı, alnının teriyle tarihin tozlu sayfalarına altın harflerle adını kazımış bir millet olduğunu ne zaman ve nasıl unuttu? Artan kadın cinayetleri, çocuk istismarları, hayvan tecavüzleri ve doğa katliamıyla anılan sıradan bir halk-insan kalabalığı olmayı neden seçti? Bunca kaybın üstüne asıl kabul edilebilir olmayan şey; insan aklının almakta zorlandığı şey, Türklerin böylesi ucuz ve basit bir hayatı kanıksayıp ezelden beri böyle oldukları yalanına kendini inandırması.

Şehit haberlerine alışan, öldürülen-tecavüz edilen genç kızları göz ardı eden, öldürülen kadınları suçlayarak katili aklayan, küçük çocuklara yaptığı tacizleri para karşılığında affedilenleri ve para alarak çocuğunun yaşadığı travmayı önemsemeyen aileleri umursamayan, yeni, üşengeç, bedavacı ve kötü huylu bir Türk milleti çıktı ortaya. Anlı şanlı Türk milletini bu hâle kimler getirdi?

Koskoca Türk Milletinin kalbi nasıl böyle kirlendi?

O alçakgönüllü Türk insanı ne zaman böyle bencil oldu? Komşusu açken tok yatamayan bir milletin evlatları artık en yakınını bile gözünü kırpmadan dolandıran, acizmiş falan aldırmadan kefen parasına bile göz koyan, asla tahammül sahibi olmayan, hayvanlara hem eziyet hem de tecavüz eden, onları hunharca öldüren, acımasız, sevdiğini katleden, üzerinde hak iddia edemeyeceği kadınlara bile tecavüzü hak sanan, tüm bunların üzerine bir de mağdur olan kadını iffetsizlikle suçlayarak lekeleyen, nefsini kontrol edemeyen, bin yıllık ormanları rant uğruna katleden, geleceğimizin teminatı diyerek budaktan sakınırcasına büyüttüğümüz çocuklarımızı döven, satan, dilendiren, öldüren ve hatta onlara tecavüz eden kokuşmuş bir insan(cık) yığını sanki. Her türlü kötülük, yalan ve ahlâksızlık nasıl da normalleşiverdi birden. Ardı ardına sıralayınca ağır mı geldi size?

Haksızlık mı yapıyorum sizce? Hâlâ “at, avrad, silah” dönemindeki mertliği sürüyor mu yani? O zaman şöyle bir bakalım günlük haberlere:
Siirt’te 14 ve 15 yaşındaki kızlarına tecavüz eden ve ben senin babanım bunlar normal diyen bir baba yazık ki var. Kızlardan biri rehber öğretmene bu olayı anlattığı ve rehber öğretmen de evine giderek anneyle konuştuğu halde anne polise gitmedi ve eşinin kendisine sürekli şiddet uyguladığını belirterek “1,5 ay önce 14 yaşındaki kızım rehber öğretmenine babasının cinsel saldırısına maruz kaldığını anlatmış. Öğretmen eve gelip durumu anlattı. Şok geçirdim. Öğretmen polise başvurmam için ısrar etti. Hamileliğin son ayındaydım ve aile düzenimin bozulmasını istemiyordum. Kızım yalan söylüyor olabilirdi.” şeklinde ifade verdi.
Diyarbakır’da 9 yaşındaki kızına 1 ay boyunca tecavüz eden başka bir baba daha var. İfadesi alınan küçük kız canının çok acıdığını, bağırmaması için babasının ağzını bantla kapattığını söyledi. Babası ise durumu “Çocuklarımın kabızlık sorunu vardı.” diyerek açıkladı.

Antalya’da 4,5 yaşındaki kızına 1,5 yıl boyunca tecavüz eden yine bir baba. Üstelik anne, 4. evre kolon kanseri. O kemoterapideyken ya da kemoterapinin etkisiyle evde baygın yatarken baba, öz kızına cinsel istismarda bulunuyor. Bu durum tam 1,5 yıl boyunca devam ediyor.
Antalya’da kızına 14 yaşından 20 yaşına kadar tecavüz eden ve 3 çocuğu daha olan yine baba. Kızına 14 yaşından beri tecavüz ettiğini itiraf eden baba, kızının 6 yılda 3 kez doğum yaptığını söyledi. 5 aylıkken ölü olarak doğan bir bebeği evlerinin bahçesine gömdüklerini anlatan baba, biri kız ve biri erkek olan diğer iki bebeği ise sokağa bıraktığını ifade etti.

Sinop’ta 11 yaşındaki kızına tecavüz eden ve iki çocuğu daha olan, başka bir baba. Tecavuz ettiği kızının babasından 2 çocuk dünyaya getirdiği ortaya çıktı.

Samsun’da 14 yaşındaki kızına tecavüz edip bir çocuğu olan, yine bir baba. Kendi öz kızına 7 yıldır tecavüz ettiği belirlenen baba tutuklandı. Genç kızın, küçük kız kardeşinin de aynı cinsel istismarla karşı karşıya kalacağı korkusuyla taciz ve tecavüzleri anlatmak zorunda kaldığı öğrenildi.

Aydın’da 14 yaşındaki kızına tecavüz edip bir çocuğu olan yine bir baba. 14 yaşındaki kızın karnının büyüdüğünü fark eden akrabaları, durumdan şüphelenerek onu hastaneye götürdü. Hastanede yapılan kontrolde kızın 7 aylık hamile olduğu belirlendi. Soruşturma, babanın yaptığını ortaya çıkardı.

Edirne’de 13 yaşındaki kızına tecavüz eden ve kızının doğurduğu çocuğa dahi daha sonra tecavüz eden, başka bir baba. Öz kızına 13 yaşından itibaren 8 yıl boyunca tecavüz eden ve kızından 2 çocuğu olan 53 yaşındaki baba, kızından olan ve 17 yaşına gelen kızına da cinsel tacizde bulundu.

Bolu’da 16 yaşındaki kızına tecavüz eden, yine baba. Öz kızına 11 yaşından beri tam 6 yıldır tecavüz eden baba yakalandı.

Şanlıurfa’da kızına tecavüz eden savunmasında “Kızım zaten hayat kadınıydı.” diyen, bir baba. 26 yaşındaki kızına tecavüz ettiği iddiasıyla tutuklanan baba, “Kızım zaten hayat kadınıydı” diye kendini savundu.

Kızına tecavüz eden ve “Neden yaptın?” sorusuna “Bir yemek yapıldığı zaman tadına ilk siz bakmaz mısınız?” diye cevap veren de başka bir baba. Mideniz yeterince bulandı mı? Bunlar ülkemizde her gün yayınlanan haberlerden sadece birkaçı. Devamı da var:

Büyükçekmece’de 2 çocuğunun annesi olan 15 yıllık karısını öldüren saldırgan kayıplara karıştı. Kadın şiddet gördüğü için boşanmak istemişti.

Antalya’nın Serik ilçesinde kızının düğünü için barıştığı eski eşi tarafından bıçaklanarak öldürülen 7 çocuk annesi kadının katiliyle yaptığı son dansın görüntüleri ortaya çıktı. Sokak düğününde yapılan danstan 24 saat geçmeden öfkeli koca tarafından boynundan ve kollarından bıçaklanan kadın hayatını kaybetti. Olaydan sonra kaçan katil zanlısı koca aranıyor.

Manisa’da bir benzin istasyonunda öldürülen 17 yaşındaki Ceren’in ardından bir kadın cinayeti haberi daha geldi. 22 yaşındaki Gülnur, işe gittiği sırada sevgilisi olduğu iddia edilen şüpheli tarafından 5 el ateş açılarak öldürüldü. Polise teslim olan şüpheli tutuklandı.

Isparta Uygulamalı Bilimler Üniversitesi (ISUBÜ) öğrencisi genç kız, eski erkek arkadaşı tarafından kaldığı apartta uğradığı bıçaklı saldırı sonucu öldürüldü. Cinayeti işleyen zanlının 18 Kasım 2019 notuyla yaptığı paylaşımda “bitti” yazdığı görüldü.

Binlercesi daha var bunların. Yaz yaz bitmiyor.
Kahramanmaraş’ın Elbistan ilçesinde bacağında kesik yarasıyla bulunup, iyileşecek durumda olmadığı için ayağı kesilen sokak köpeğinin, diğer bacaklarında da saçmalar tespit edildi. Köpeğin tedavisiyle ilgilenen veteriner hekim, “Köpeği hem vurmuşlar hem de bacağını canice kesmişler” dedi.

Muğla’nın Köyceğiz İlçesinde, bir kişi, kendisine ait olduğunu öne sürdüğü bir köpeği arabasının arkasına bağladı. Sıcak havada koşmaktan yorulan köpek, bir süre sonra kendini yere bıraktı, ancak araba durmadı. Arabanın arkasına bağlanan hayvan, kilometrelerce sürüklendi.

Antalya’nın Manavgat ilçesinde bir marketin önünde duran 2 kediyi tekmelerken görüntülenen kişi gözaltına alındı.

Dahası da var:
Bergama’da altın arama iznini verenler neyi düşünüyorlardı bilinmez ancak Türkiye topraklarının böyle düşüncesizce Afrika topraklarına çevrilmesi çabası büyük oranda başarıya ulaştı. Eurogold isimli çok uluslu bir şirket 1989’da maden arama ruhsatı elde ederek doğayı deşen ilk büyük kazmayı vurdu. Sonrasında el değiştiren şirketler, ruhsat alan yeni yapılanmalar derken milenyumda hem yargı süreci devam ediyordu hem de katliam… Türkiye’nin Maldivleri de denildi, cennet benzetmesi de yapıldı. Geçtiğimiz günlere kadar çok bilinmeyen doğal zenginliklerimizden Burdur’un en turistik bölgesi olan Salda Gölü’nde planlanan Millet Bahçesi projesi bizzat Çevre ve Şehircilik Bakanlığının projesi olarak uygulanmak istendi.

Kaz Dağları’nda Kanada kökenli bir şirketin altın arama izni almasıyla başlayan katliam, on binlerce ağacın kesilmesiyle devam ediyor. Katliama dur demek isteyen sanatçılar ortak ve bireysel açıklamalar getirseler de şirketin durduğunu göremedik. Siz bu yazıyı okuduğunuz sırada bölge biraz daha çoraklaştı.

Alpu Termik Santrali, Murat Dağı Altın Madeni arama çalışmaları ile boğuşan Eskişehir’in tepesinde yeniden kara bulutlar dolaşıyor. Eskişehir’de 31 bin hektarlık bir alanda manyezit, nikel, demir madeni arama ve kırma alanı için ÇED olumlu kararı verildi. Proje hayata geçerse 31 bin hektarlık alanda ardıç, sedir, karaçam ve meşe ağaçlarının içinde yer aldığı ormanlık alanda yüz binlerce ağaç katledilecek.
Türkler ne zaman bu kadar sahipsiz bıraktı bu ülkeyi?

İnsanlık tarihi kadar eski olan bir duygunun adıdır sahipsizlik. Sahipsiz olmak insan gibi doğuştan ayağa kalkamayan bir canlı için oldukça zor bir durumdur. Bu kadim duygu olmasaydı ne insanlar bir arada yaşayabilirdi ne de medeniyetler kurulabilirdi. Sahipsizlik, tarihin oluşma sebeplerinden biri olan bu duygu sayesinde insanları ve kültürleri bir araya getiren, aile kurmalarına sebebiyet veren, toplum olarak yaşamak adına normlar oluşturmalarını ve son kertede bu kurallara uymalarını sağlayan duygudur. Sahipsizlik; başıboşluk ve hiçlik hâlinden öte bir şey değildir. Zaten oradan ötede “hiç” bile yoktur. Orası tükenmişliğin ve yoksunluğun en son hâlidir. Türk milleti son dönemde tek tek bireyler hâlinde sahipsiz ve yapayalnız. Bebeklik dişlerini henüz tamamlamış ufacık bir kızın, okuldaki ilk ödül töreninde, bir köşede sessizce, ödülü parmakları arısında evirip çevirirken hissettiğidir. Arkadaşlarının aileleri kendi çocukları ödül alırken sayısız fotoğraf çekip delice alkışlarken ve gözbebeklerine baktığı çocuğuna avuç dolusu öpücükler yollarken o ufacık kızın yaşamak zorunda kaldığı o çaresizlik yüklü duygudur sahipsizlik. Kim bilir kaç çocuğumuz yaşamak zorunda kaldı bunu…
Utanarak söylüyorum, çeşitli yaş ve meslek gruplarından tam yirmi sekiz adam (?!?) tarafından tecavüze uğrayan bir çocuğun avukatı “Oturmak için iki defa ameliyat geçirmek zorunda kaldı.” diye açıklama yaptığında işte bu çocuktur sahipsiz olan. Devlet, millet, aile, insanlık falan hiçbiri yoktur onun için. O kadar çok ki böyle olaylar artık. Bu sadece onlardan biri. Bildiklerimiz bizim kanımızı dondururken, bilmediklerimizse yaşayanların hayatlarını donduruyor.

Beyaz aidiyet duygusunun ters simetriden siyah kardeşi olan sahipsizlik duygusu, şefkat, sevgi ve sığınma eksikliğidir ama belki hepsinden de çok katıksız güven yoksunluğudur. En çok kimseye güvenemeyen insanlar kendilerini sahipsiz hissederler. Hep ortada ve açıkta gibi. Her an her tehlike karşısında mücadeleye girmeden mağlup gibi.

Soğuktan donarken kimseyi arayamama acısıdır sahipsizlik duygusu. Herkesin dışladığı biri olarak bir yerlerde hep tek başına kalmaktır. Bir kuytu köşe aramaktır. Kimseye rica minnet etmeden köprü altında yatmaktır. Bazen soğuktan donarak ölmektir sahipsizlik duygusu ama yine de kimseye minnet etmemektir. Dışlanmışlığın son noktasıdır ama sesini çıkarmamaktır aynı zamanda.

Düşünmek gerek eski zamanların neden tadına doyulmaz diye nitelendiğini. Belki de hiçbir şeyin sahibi yoktu, bütün bir evren sahipsizdi! Dünya sahipsiz, evren sahipsiz, duygular sahipsizdi. Yalnızlığa katlanamayışımız ve iç güdülerimiz yüzünden aileler kurduk. Sonra kendimiz dışında onları da korumak gerekti. Aileler yakınlaşmaya başladı ve toplum oluverdik. Kendi aramızda düşüncesizce paylaştık sahipsiz dünyayı. Tellerle, duvarlarla sınırlar çizdik, diğerini ötekileştirdik. Her şeyin herkese ait olduğu bir dünyadan bencil hırslarımız yüzünden parça parça dünyacıklar yarattık. Bizden olmayanı tanımak için farklı diller, marşlar ve bayraklar kullandık. Dünya insanı olmayı ve bu sonsuzlukta yaşamayı reddedip kendimizi sınırlar içine yerleştirdik. Sonra diğerlerinin yerlerine göz diktik. Savaşlar çıkardık. Paylaşamadık koca dünyayı. Göç edenler, işgal altında esir düşenler, ailesini kaybedenler derken bir yığın sahipsiz insan yarattık. Aslında bize bunları hep bizler yaptık.
Çağlar değişti, teknoloji olarak modernleştik. İnsanlara hak ve hürriyetler tanıdık. Asırlarca yapılan hataların çilelerini çektik. Sözde bu çekilen çilelerden ders aldık. Hayır hiç de öyle olmadı ve olacağa da benzemiyor. Sorun temelde ekonomi ve güç savaşına dayanıyor. Uyuşmazlık, paylaşmama, olanla yetinememe, iktidar ve koltuk sevdası, politik çekişme, kavga ve savaş insanların genlerinde var. En kadim mikroplar olarak bu genler, dünya döndüğü sürece genlerimizden geleceğimize taşınacak. “Tarih tekerrürden ibarettir.” Bu düzen böyle gidecek. Bu duyguları ve düzeni biz kurduk, yakınmaya hakkımız yok.

Birbirine düşürülmüş, kışkırtılmış, kandırılmış, kan ve gözyaşına alıştırılmış, bölünüp zayıflamayı kaderi gibi kabullenmiş, kutuplaşmayı çözüm sanmış, ortak değerleri unutmuş, demokrasi ve hukuk yoluyla kendi çözümünü bulmak yerine birey olarak çıkarlarının peşine düşüp uydulaşmayı uygun bulmuş, din, mezhep ve siyaset üzerinden yaratılan suni başkalaşma ve ayrışmalar sayesinde ötekileşmiş toplumlar, “millet” kimliğini kaybetmeye mahkûmdur. Her sahipsiz sürüye bir çoban diken güçlü toplumların liderlerinin insafına kalmayı seçmenin en belirgin yolu budur; millet olmaktan vazgeçmek.
Sahi biz millet olmaktan vazgeçtik mi?
Anlı şanlı Türk milletini ve Türklüğü tarihe gömmek isteyenlere bir dik duruşumuz olmayacak mı?

“Ne mutlu Türküm diyene!” sözü tarihe mi karışacak?
Buna izin verecek miyiz?
Asla…

MilliDüşünceMerkezi

Etiketler: Türk

ANKET

Bir erken seçim öngörüyor musunuz?

NAMAZ VAKİTLERİ
yukarı çık