Allah'a, Millet'e, Vatan'a Fedai

  • Dolar 8.5242
  • Euro 10.0426
  • GR ALTIN 481.07
  • ÇEYREK 789.25

Milli Mücadele'nin önderi Mustafa Kemal Paşa'yı öldürecekti! 100 yıl önce bugün Ankara'da asılan İngiliz casusu Hintli Mustafa Sağır

İngilizlerin devşirme çocukları içinde en ünlüsü olan Sağır, döneminde tüm gittiği bölgeleri karıştıran bir karakterdir. Özellikle Avrupa, Afganistan, İran ve Hindistan başta olmak üzere Orta Doğu ve bilakis Mısır'da tam bir casusluk rolü oynadı. Sağır incelendiğinde, İngilizlerin nasıl casus yetiştirdikleri, harcadıkları para, verdikleri eğitimle tam bir sömürücü ordusu kurdukları görülebilir.

Milli Mücadele'nin önderi Mustafa Kemal Paşa'yı öldürecekti! 100 yıl önce bugün Ankara'da asılan İngiliz casusu Hintli Mustafa Sağır
  • 24 Mayıs 2021, Pazartesi 15:39

İNGİLİZLERİN ÖLÜ YATIRIMI

Mustafa Sağır son görevinde önce İstanbul'u karıştırmış ve ardından Ankara'ya geldi.

Hindistan Müslümanlarından topladığı milyonlarca altını Anadolu'ya getireceğini, gazete kuracağını, burada okullar yapacağını ve askerin her türlü ihtiyacını karşılayacağı yalanlarıyla Ankara'yı kandırmaya çalışırken yakalandı. 23 Mayıs 1921'de Ankara İstiklal Mahkemesi'nin verdiği kararla idam cezasına çarptırıldı. İngilizler ve Hintliler'in girişimlerine rağmen casus Sağır 24 Mayıs 1921'de Ankara'da asıldı.
Adı gibi kendi de sahte olan bir kişilik Mustafa Sağır 'ın yaşamı, 1887'de Peşaver'de başladı 1921'de Ankara'da bitti. Beş dil bilen, felsefe doktoru Sağır, ölü bir yatırım olarak İngilizlerin hanesine yazıldı.

ALTEMUR KILIÇ YAZMIŞTI

Yeniçağ yazarı merhum Altemur Kılıç, bu ihanet girişimini kaleme alırken şunları yazmıştı: Türk polisi İngiliz casusu Hintli Mustafa Sağır'ı planlarını uygulamaya fırsat bulamadan yakalamayı başarmıştı. Birçok ülkede ustaca ve başarıyla iş gören bu resmi İngiliz casusunun, onu, emir ve para vererek harekete geçiren Türkiye'deki İngiliz casus şebekesinin ve İngiliz hariciyesinin bütün gizli faaliyet ve hazırlıklarını meydana çıkarmayı başaran İçişleri Bakanı Adnan Bey'i kutlamamak mümkün değildi.

İngiliz Dışişleri Bakanlığı'nın ta gençliğinden beri öğrenimine özen gösterdiği ve özellikle Doğu için yetiştirdiği Mustafa Sağır müthiş bir casus olmakla birlikte o kadar zeki sayılmazdı. 'Sadece Allah'tan korkar...' O günlerde Ankara'da bina bulmak zordu. Büyük gayret ve güçlükle, bir emekli subayın evi kiralanmış ve mahkememiz bu evde çalışmaya başlamıştı. Evin üst katında merdivenden çıkınca dar bir salon, bu salonun sağında görüşme salonu ve katiplerin çalışma odaları vardı. 

Duruşmalar bu dar salonda yapılırdı. Salonun siyah perdeli iki dar penceresi önünde at nalı şeklinde küçük bir hakimler heyeti kürsüsü ve hakimlerin oturduğu yerin arkasında -tam iki pencere arasında- yeşil bir levha üzerine siyah harflerle "Bir Numaralı İstiklal Mahkemesi heyeti, mücadelesinde sadece Allah'tan korkar" yazısı vardı. Salon genel olarak heybetliydi. Mustafa Sağır'ın ilk sorgusunu burada, açık yargılamasını ise Ağır Ceza Mahkemesi'nin geniş salonunda yapmıştık.

KISA BOYLU VE ŞİŞMANDI

Mustafa Sağır mahkeme salonuna ilk getirildiğinde, mahkeme heyetinin arkasında asılı levha gözüne çarpmış, ürkmüş ve heyecanlanmıştı. Sinirli bir haldeydi. Sürekli olarak çevreyi ve hakimler heyetini heyecanla inceliyordu. Adının Mustafa, babasının adının Zekeriya olduğunu söyleyen bu Hintlinin yaşı otuz üçten biraz büyüktü. Ayağında reyye pantolon, sırtında redingot, başında kıpkırmızı bir fes vardı. Kısa boylu ve şişmandı. Rengi, sapsarıydı. 

Daha ilk sorgusunda öğrendiğimize göre, bu adam İngilizler adına o güne kadar neler yapmamıştı ki. Ankara'ya gelişi bile gerçekten ustacaydı. İstanbul'a geldiğinde ise kendisini saf, mütevazı, yüreği milletimize ve Müslümanlara sevgi ile çarpan bir dindaş olarak tanıtmıştı, Ulusal hareketimizle içten ilgiliymiş gibi görünerek, kurmay binbaşılardan Filibeli Ali Rıza Bey'le (General Ali Rıza Artunkal) ilişki kurmuş ve onun güvenini kazanmıştı. Ali Rıza Bey aracılığıyla süvari kaymakamlığından emekli Aziz Bey'le tanışmış ve ilk görüşme Filibeli Ali Rıza Bey'in evinin karşısında Mustafa Sağır'ın oturduğu evde gerçekleşmişti. 

Mustafa Sağır bu görüşme sırasında kendini Hint Hilafet Cemiyeti'nin delegesi olarak tanıtır. İlk görüşmeden sonra Filibeli Ali Rıza Bey, Aziz Bey'e gelerek şöyle der:Oyun içinde oyun..."Ayrı ayrı çalışmak olmaz. İstanbul'da Türk-Hint Yardımlaşma Cemiyeti adıyla bir cemiyet oluşturalım. Bu adamın İslam dünyası ile ilgili dikkat çekici incelemeleri var. Bu sayede İslam dünyası ile ilişki kuralım." Aziz Bey, bu öneriyi kabul eder. Bir gün Filibeli Ali Rıza Bey bir tüzük taslağı getirir. Aziz Bey, taslağı gözden geçirir. "Zararlı bir şey değil. Bu taslak üzerinde görüşelim" der. 

YETKİ BELGESİNİ SORDULAR

Fakat üç gün sonra Mustafa Sağır'ın evinde toplandıklarında, Filibeli Ali Rıza Bey tarafından hazırlanan tüzük taslağını tabedilmiş olarak bulur. Bu emrivakiye sinirlenmekle birlikte tüzüğü ret de etmez. Yalnız böyle bir cemiyet kurmak için Mustafa Sağır'ın elinde yetki belgesi olup olmadığını sorar. Buna Ali Rıza Bey cevap verir ve "Hint Hilafet Cemiyeti Başkanı Mehmet Ali Han'dan mektup var. O mektupları ben gördüm. Pasaportunun arkasında da Hint Hilafet Cemiyeti mensubu olduğuna dair resmi belge var, onu da gördüm" der. Bunun üzerine Filibeli Ali Rıza Bey, Aziz Bey, Bahriye Mektebi (Denizcilik Okulu) Müdürü Hamit Naci, Kurmay Binbaşı Müfit ve Hamit Naci Bey'in damadından oluşan cemiyet kurulur. Başkanlığa Aziz Bey getirilir. Hatta tüzük gereğince başkana 100, üyelere 40 lira maaş tahsis edilir. 

SAĞIR'DAN DİLENEN ÖZÜR...
Toplantılardan bir gün sonra, İtilaf devletleri memurları ile İstanbul Merkez Kumandanlığı'ndan bazı subaylar, Mustafa Sağır'ın evini basarlar. Mustafa Sağır biraz önce evden çıkmış olduğu için bulunamaz. Evini ararlar, bazı belgeleri alırlar. Filibeli Ali Rıza Bey (Artunkal) ile diğer arkadaşları da yakalanarak Merkez Kumandanlığı'na götürülür. Bir süre sonra Mustafa Sağır Merkez Kumandanlığı'na gelir ve şiddetle bağırmaya başlar: "Siz ne biçim milletsiniz? Biz uzak yerlerden gelip size hizmet etmek istiyoruz. Sizde zerre kadar kan yok mu? Ne yapıyorsunuz?" Bunun üzerine merkez kumandanı kendisinden özür diler ve yakaladıkları kişileri serbest bırakır. 

Filibeli Ali Rıza Bey ve arkadaşlarının önerisiyle, Mustafa Sağır'ın İstanbul'dan uzaklaşması ve Ankara'ya gitmesi uygun görülür. Aslında güya Mustafa Sağır Mehmet Ali Han'dan Anadolu'ya geçip doğrudan doğruya Kuva-yı Milliye ile temasa geçmesi için emir almıştır. Aziz Bey vasıtasıyla bütün hareket hazırlıkları yapılır, motor tutulur. Tam hareket edeceği sırada Filibeli Ali Rıza Bey gelir, "Motor parası fazla tutuyor, motorla gitmesi güç olacak, onu Bulgaristan yoluyla göndereceğim. Filibe'ye uğrar, orada yardım görür, iş daha kolaylaşır" der. Mustafa Sağır Bulgaristan'a hareket eder, fakat hava muhalefeti yüzünden yanlışlıkla İğneada'ya düşer. Yunanlılar kendisini yakalayarak Atina'ya götürürler. İngilizlerin müdahalesiyle oradan da kurtulur. Tekrar İstanbul'a gelerek Filibelii Ali Rıza Bey'in karşısındaki eski evine yerleşir. Maalesef bu kişiler hâlâ bu adamın iyi niyetine inanmaktadırlar. Hatta eline "güvenilebilir" diye bir belge vererek Ankara'ya gönderirler.

BENİ İNGİLİZLER YETİŞTİRDİ

Sonradan anlaşıldı ki Mustafa Sağır, bu kişilerle olan tüm ilişkilerini ve yaptığı işleri günü gününe İngilizlere haber veriyordu. İtiraf ve idam...Ülkemize kastı ne idi? Bu ihaneti neden ve nasıl yapacaktı? Bir Müslüman olarak bu görevi neden kabul etmişti? Bu soruları sorduğumuzda verdiği cevap şu olmuştu: "Bu memleketin evladı değilim, vatana ihanetle suçlanamam. Ben Türklerin nimeti ile büyümedim. Beni İngilizler yetiştirdi. Siz yetiştirmiş olsaydınız size de aynı hizmeti yapardım."

Mustafa Sağır'ın mahkemesi günlerce sürdü. Duruşmalar geniş bir halk topluluğu tarafından ilgiyle izlendi. Hakimiyet-i Milliye gazetesi duruşmaları, 1 Mayıs 1921'den başlayıp günü gününe yayımladı. Deliller çoktu ve kesindi. Mustafa Sağır her şeyi anlatarak suçunu itiraf etti. Tanıklar dinlendi, Mustafa Sağır kendisini savundu. Bir Numaralı Ankara İstiklal Mahkemesi olarak, 23 Mayıs 1921'de Mustafa Sağır'ın idamına karar verdik. Mustafa Sağır, 24 Mayıs 1921'de Karaoğlan Çarşısı'na getirilerek, büyük bir kalabalık önünde, mahkeme katibi Rıza Bey tarafından mahkemenin kararı okunduktan sonra asılarak idam edildi. 

 


ANKET

Bir erken seçim öngörüyor musunuz?

NAMAZ VAKİTLERİ
yukarı çık