Allah'a, Millet'e, Vatan'a Fedai

  • Dolar 8.6422
  • Euro 10.138
  • GR ALTIN 493.00
  • ÇEYREK 808.89

Meral Akşener'den Erdoğan'a 'Söke söke' yanıtı!

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener partisinin grup toplantısında açıklamalarda bulundu.

Meral Akşener'den Erdoğan'a 'Söke söke' yanıtı!
  • 30 Haziran 2021, Çarşamba 11:41

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener partisinin grup toplantısında konuştu.

Meral Akşener'in konuşmasından satır başları şöyle:

Aziz Milletim, Değerli milletvekilleri, kıymetli basın mensupları;

Sizleri saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Grup toplantımıza hoş geldiniz.

ELMALI DAVASI

6 ve 9 yaşlarında, iki küçük yavrumuzun yaşadığı, korkunç olayları biliyorsunuz. Sanıklar, adli tıp raporlarına rağmen, aylar önce tahliye edilmişler.

Tutuklu yargılamayı olağanlaştıranlar, konu iki küçük çocuğumuza, vicdansızca yapılan cinsel istismar olunca, tutuksuz yargılamayı tercih etmişler. Bu insanlıktan yoksun kararda pay sahibi olan herkesi, Allah’a havale ediyorum.

Yazıklar olsun.

Hukuka ve adalete olan güvenimizin, pamuk ipliğine bağlı hale getirildiği bir dönemde, bu korkunç suçun faillerinin, aramızda geziyor olması, kabul edilemez.

Çocuklarımız çizerek anlatmışlar, anlaması gereken vicdansızlar anlayamamış.

Buradan, başta Adalet Bakanı olmak üzere, iktidarı uyarıyorum:

Milletin adalet duygusu ve vicdanıyla sakın oynamayın. Empati yoksunu yargı kararlarıyla, milletimizi tahrik etmeyin. Her bir çocuğumuz gibi, bu iki yavrumuz da bize, Allah’ın emanetidir.

Bunu aklınızdan çıkarmayın.

Açılan HSK soruşturması, doğru yönde atılmış bir adımdır. Ancak, toplum vicdanını rahatlatmak ve adaletin tecelli etmesi için, süratle devamı gerekir. Süreci yakından takip edeceğiz. Her ne pahasına olursa olsun, emanetlerimize sahip çıkacağız.

İSTANBUL SÖZLEŞMESİ

İstanbul Sözleşmesi’nin, yürürlükten kaldırmaya kalkması üzerine, bir hukuk süreci başlattık.

Çünkü biliyoruz ki; hukuken hiçbir makam, kaynağını anayasamızdan almayan bir yetkiyi kullanamaz. Yine de bununla kalmadık, sürecin gerekçesini, bizzat Danıştay tarafından ortaya konulan, ve istisnasız biçimde uygulanan bir ilkeye dayandırdık. Neydi bu ilke? “Bir işlemi sona erdirme hakkı, sadece onu yapan makama aittir.”

Yine aynı ilkeye göre, “Bir işlem, hangi usule göre yapılmışsa, ona uyularak ortadan kaldırılır.”

Ancak buna rağmen Danıştay, karara muhalif üyeler olduğu halde, başvurumuzu reddetti. Yani Danıştay, göz göre göre, Sayın Erdoğan’ın, meclisimiz “uygundur” demeden, onaylayamayacağı bir anlaşmayı, tek başına ortadan kaldırmasına, cevaz vermiş oldu. Sözüm ona, Türk Milleti adına verdiği bu kararla da, Millet iradesinin tek temsilcisi olan, Büyük Millet Meclisimizi, yani aslında, bizzat milletimizi, devre dışı bıraktı. Verilen bu fantastik karar, yargı üzerindeki vesayetin apaçık ispatıdır.

"SAYIN ERDOĞAN: GİTTİĞİN YOL, YOL DEĞİL"

Yargıda açtığın bu gedikler, yol verdiğin bu adaletsizlikler, hem toplum vicdanını, hem milletimizin devletine olan güvenini yaralıyor. Giderayak, sırf senin gönlün olacak diye, Türk Devleti’ne zarar vermeye hakkın yok.

Yazıktır, günahtır.

"KADINLARIN MÜCADELESİ İYİ PARTİ'NİN MÜCADELESİDİR"

Buradan, Türkiye’nin dört bir yanında, çetin bir mücadele veren kadınlara seslenmek istiyorum: Ne hukuk taklaları, ne de oldu bittiler bizi yıldıramaz. Kadınların mücadelesi, benim mücadelemdir. Kadınların mücadelesi, İYİ Parti’nin mücadelesidir. Bu mücadeleden asla vazgeçmeyeceğiz. Sonuna kadar, “İstanbul Sözleşmesi Yaşatır” demeye, devam edeceğiz. Ve sonunda bu çirkin zihniyet değil, mutlaka, biz kadınlar kazanacağız. Bundan kimsenin şüphesi olmasın.

"SİZ BU ÖĞRENCİLERE NEDEN GICIK OLUYORSUNUZ?"

Sınava giren öğretmenlerin dahi, optik formun, ancak üçte ikisini doldurabildikleri, çocuklarımız için kabusa dönen, bir TYT-AYT süreci geçirdik. Doğal olarak, Sayın Erdoğan’a, ve eğitim gurusu ambalajıyla göreve getirdiği, Milli Eğitim Bakanı’na sormak istiyorum: Siz bu öğrencilere, neden böyle gıcık oluyorsunuz? Bir buçuk yıldır, kesintiler ve zorluklarla, eğitimlerine devam etmeye çalışan, 2 milyon 600 bin gencimizin önüne getirilen sınavın, bu kadar zor, soru formlarının da, bu kadar farklı olmasının sebebi nedir? Bu çocuklar, size ne kötülük yaptı kardeşim?

KANAL İSTANBUL

Devlet geleneğimizden, bir türlü nasiplenemeyen, kahraman ecdadımızdan, bir türlü feyz alamayan,

şanlı tarihimizi de, zaten bilmeyen Sayın Erdoğan, Kanal İstanbul’a karşı durduğumuz için, bu yanlışa ortak olmayı düşünenleri, uyardığımız, ve “iktidara gelince, size tek kuruş ödemeyeceğiz.” dediğimiz için, çok sinirlendi, ve dedi ki; “Boş konuşuyorlar. Uluslararası tahkim yoluyla o parayı, sizden söke söke alırlar.”

Şuursuzluğa bakar mısınız? Beşli çetenin ve yabancı şirketlerin avukatlığına soyunan, şu sorumsuzluğa bakar mısınız? Bu ülkenin Cumhurbaşkanı çıkıyor, ve milletin gözünün içine baka baka, “O paraları sizden söke söke alırlar.” diyor. Sizden dediği kim? Milletin ta kendisi. İbretlik gerçekten.

Sayın Erdoğan; Tarafını seç. Milletinin yanında mısın, yoksa 5’li çetenin arkasında mı duracaksın? Bu ülkenin Cumhurbaşkanı mısın, yoksa yabancı şirketlerin avukatı mı olacaksın? Milletin adamı mısın, yoksa lobilerin adamı mı olacaksın? Bir karar ver.

Medya üzerindeki iktidar kontrolüne rağmen, kamuoyu araştırmaları, milletimizin büyük çoğunluğunun, bu projeye karşı olduğunu gösteriyor. Ayrıca, Kanal İstanbul için, ayrı bir referandum yapılmamış ve halkın onayı da alınmamış. Yani milletin rızası alınmamış.

Ez cümle, Sayın Erdoğan;

Hiç heveslenme, bu parayı milletimiz ödemeyecek.  “Tiksindirici Borç Doktrini’ne” göre, Milletimize inat olarak yaptığını, bizzat kendin itiraf ettiğin, bu projeden doğan, şahsi borcunu, eğer paran varsa, bizzat sen ödeyeceksin. Yani, şayet birisi, bir parayı söke söke alacaksa, hiç kusura bakma, senden alacak. Nitekim, şimdiye kadar, söke söke verdiğin, kapitülasyon tadındaki nice tavize bakınca, şimdiden para biriktirmeye başlasan iyi edersin.

Benden söylemesi.

Kanal İstanbul için avuç ovuşturan, projeye dahil olmak isteyen, yerli ve yabancı bütün finans kuruluşlarını ve müteahhitlik firmalarını, bir kez daha uyarıyorum. Bütün bu veriler ışığında, bu “tiksindirici borcu”, milletimizden değil, bizzat, Recep Tayyip Erdoğan’dan isteyeceksiniz. Paranızı, onun şahsi hırslarına veriyorsunuz, geriye de, bir zahmet, kendisinden alacaksınız.

Bu iktidarın milletimize verecek hiçbir şeyi kalmadı. Milletimizin menfaatine kurdukları tek bir hayalleri, Memleketin geleceği için koydukları, en küçük bir vizyon bile yok. Onların tek derdi, koltuklarını korumak, tek öncelikleri, beşli çetenin kasasını doldurmak, tek vizyonları da, milletimizin varlıklarını yabancılara peşkeş çekmek.

Biliyorsunuz, geçen hafta Trabzon’daydım. Önceki gün de, Muğla’ya gittim. Milletvekillerimiz ve parti yöneticilerimiz de, dört gün boyunca, İstanbul’u karış karış dolaştılar. Milletimizin, iktidarın duymak istemediği gerçeklerini dinledik.

Trabzon’daki bir berber kardeşim,

“Aldığım 1600 lira ödenekle nasıl geçineyim?” diye soruyor. Giyim mağazası sahibi bir kardeşim, “Kirayı bile ödeyemiyoruz, işler çok kötü.” diyor.

Akçaabat’ta mağaza sahibi bir abimiz, “Köyümde, bir tane elektrik direğinden başka bir şey yok. Köydeki Cami’yi ve öğretmen lojmanını, belediyenin borcunu ödemek için sattılar. 77 yaşındayım ve hayatımın en zor 5 yılını yaşadım.” diyor.

Bir emekli vatandaşımız haklı olarak sitem ediyor.

“Ben emekliyim. 2 bin yılından önce emekli olanlar, intibak yasasıyla, benim maaşımı geçti. Biz mağdur olduk.” diyor.

Ortahisar’daki bir çantacı kardeşim,

“Şu koca valizi, 25 lira kârla satıyorum.

“Bunu satınca, yerine yeni mal alacak durumum yok, bu çarkı döndüremiyorum.” diyor.

"TÜRKİYE'NİN HER KÖŞESİNDEN AYNI ŞİKAYETLER YÜKSELİYOR"

Muğla’da bir anne kulağıma eğilip, “Akşama evde yemek yok Meral Hanım, yemek.” derken, iktidar medyasına göre, batı bizi kıskanıyor.

Bakın size, gencecik bir kardeşimizin isyanını aktarayım.

Kendisine söz verdim.

Diyor ki;

“Ben bu vatanın, ben bu milletin çocuğuyum. Benim yaşımdakiler, yurt dışından geliyor, burada tatil yapıyor, ben de onlara hizmet ediyorum. Ben bu vatanın evladı değil miyim? Türk Halkbilimi okuyorum. Ülkeme hizmet etmek istiyorum. Ama önüme taş koyuyorlar. Kendi çevrelerindekilere 5 maaş veriyorlar, bizi de ülkemizi terk etmeye zorluyorlar.” Aynen böyle diyor.

Haklı mı?

Haklı.

Bugünü kaybettik.

Bu kafayla gidip, gençlerimizin sesine kulak vermezseniz, yarını da kaybedeceğiz.

İSTANBUL TÜRKİYE'NİN FOTOĞRAFIDIR

Partimizin milletvekilleri ve yöneticileri, iki hafta üst üste, İstanbul sokaklarındaydı. 39 ilçede esnafımıza, emeklimize, işsiz gençlerimize kulak verdiler. İstanbul, Türkiye’nin fotoğrafıdır. İstanbul’daki bir tatlıcı kardeşimiz milletvekilimize diyor ki; “Önceden en kötü şartlarda, 500 kilo satıyorduk. Şimdi 70 kilo ancak satıyoruz. Beş kişi çalışıyorduk, şimdi tek başımayım.”

"MİLLETİMİZİN SESİNİ DUYMUYORLAR"

Türkiye’yi yönetenler, Türkiye’yi soyanların değil, mağdur vatandaşının sesine kulak vermek zorundadır. 5 müteahhidin değil, Beyoğlu’ndaki, tatlıcı kardeşimin derdiyle dertlenmek zorundadır. Ama maalesef Sayın Erdoğan ve arkadaşları, kendilerini saraylara kapatıp, sefaya daldıkları için, gerçeği görmüyor, milletimizin sesini duymuyorlar.

Biz ise, Türkiye’yi karış karış geziyoruz. Helal ekmeğinin peşindeki vatandaşlarımıza kulak veriyoruz. Buradan, Millet’in Evi Gazi Meclisimizden, dertlerini, sorunlarını duyurmalarına imkan sağlıyoruz. Siyasetin görevi de işte tam olarak budur. O nedenle, her hafta olduğu gibi bu hafta da, Milletin Kürsüsü’nde bir konuğumuz var. 16 aydır, işyerlerinden tek kuruş kazanamayan kantincileri temsilen,

Burhan Yıldırım Bey aramızda.

Buyurun Burhan Bey kardeşim, söz de kürsü de sizindir.

ARTAGAN POJESİ

Nitekim bugün, sizi bu projelerimizden biriyle tanıştıracağım. İYİ Parti iktidarında, işlerin nasıl hızla düzeleceğinin, Türkiye’nin nasıl hızla düze çıkıp, zenginleşeceğinin formüllerinden birini anlatacağım.

Biz, Türkiye’ye huzur getirmeye yemin ettik.

Biz, yolsuzluğu, haksızlığı, bu topraklardan silmeye yemin ettik.

Biz, Türk Milleti’ne refah sağlamaya, gençlerimize umut olmaya yemin ettik.

İşte bugün, o yeminlerimizden birini yerine getiriyoruz.

Bugün,

Yolsuzluğu nasıl bitireceğimizi,

Hak ve adaleti nasıl sağlayacağımızı açıklıyoruz.

Bugün,

Cesur adımlarla, Türkiye’yi gelişmiş ülkeler seviyesine, nasıl taşıyacağımızı açıklıyoruz.

Bugün,

Siyasi tarihimizde, Türkiye adına en büyük kaynağı yaratacak projeyi:

Artagan’ı açıklıyoruz.

Vatanımıza ve milletimize hayırlı olsun!

Artagan, çok özel bir isim.

Öz Türkçe’de, “bolluk ve bereket” anlamına geliyor.

Ve adı gibi, memleketimizi, bolluk ve berekete kavuşturma yolunda, çok önemli bir kilometre taşını oluşturuyor. Projede emeği geçen tüm arkadaşlarıma teşekkür ediyorum.

Şimdi kendimize soralım:

Türkiye, bu kadar zenginliğe sahip bir ülkeyken, nasıl oluyor da milletimiz, bu kadar düşük standartlarda bir hayat sürüyor? Türkiye, Avrupa’nın en büyük ülkesiyken, nasıl oluyor da yoksullukla, krizlerle boğuşmak zorunda kalıyor? Türkiye, binlerce yıllık devlet geçmişine sahipken, nasıl oluyor da, devlet mekanizmasını bu kadar verimsiz işletiyor? İşte Artagan’ı, tam olarak da bu sorulara cevap olarak, Türkiye’nin gerçek potansiyelini ortaya çıkarmak amacıyla hazırladık. Türkiye’nin çok büyük bir potansiyeli var. Güçlü, mutlu ve zengin bir Türkiye için, ihtiyacımız olan her şeye sahibiz.

Asıl sorunumuz, köprü yapmayı, bina dikmeyi vizyon zanneden bu beceriksiz iktidardır.

Asıl sorunumuz, geleceği kurgulamak yerine, geçmişte debelenen bu çapsız zihniyettir.

Asıl sorunumuz, hızla gelişen dünyaya ayak uyduramayan, bu vasat siyasettir.

Sorunu nasıl tanımlarsak tanımlayalım, Artagan nihai çözümü ortaya koyuyor.

Sahip olduğumuz bu muazzam potansiyeli açığa çıkarmamız, bu zenginliği milletimize yaymamız mümkün.

Ez cümle;

“Artagan’la başka bir Türkiye, milletimize yakışır bir Türkiye mümkün!”


ANKET

Bir erken seçim öngörüyor musunuz?

NAMAZ VAKİTLERİ
yukarı çık