Lütfen bekleyin..

Ali Mert Kutlu

Hayatın ve Siyasetin İçeriksizleşmesi - 2

15 Haziran 2013, 23:41

Siyasetin ve hayatın içeriksizleşmesi  ve kitlelerin zihni faaliyetlerinin zayıfladığına bir başka dayanak da külliyen “tartışma kültürü”nün unutulmasıdır. Tartışmak. Yani bir şeyi müzakere etmek. İster demokrasi  kültüründen yola çıkın, ister İslami literatürden ilham alın doğruyu bulmanın en önemli yöntemlerinden biridir tartışma. İnsana yakışan bir yöntemdir. Ama ne Meclis kürsüsünde, ne TV ekranlarında, ne evde, ne de hayatın her hangi bir anında tartışmıyoruz. Ne mi yapıyoruz? Kavga ediyoruz, didişiyoruz, küfrediyoruz. İçerik eksik, bilgi yok. Var olan bilgi de temiz değil. Yani paylaşmak ve mutlu etmek için elde edilmiş bilgi değil. Aksine ezmek için, sokağa çıkamaz hale getirmek için, daha çok kazanmak için “insafsız güç” olarak kullanılan bilgi. Bilgiye yüklenen misyon ile bilginin, erdemin anlamı arasında paralellik yok. Her şey gibi artık bilgi de GDO’lu.

                Kavga ve küfrün bir başka büyük sebebi de saygı eksikliği olsa gerek. Böyle olunca hem eleştiriye tahammülsüzlük, hem de eleştiride hudutsuzluk eksik olmuyor.

                Yukarıdaki iki kavga sebebi bizi hangi sonuca götürmeli? Neleri yaparsak adam gibi tartışabiliriz? Cevabım kısa. Yaşamak için ortak bir zemin oluşturmalı ve hep beraber bu zemine saygı duymalıyız. Aksi takdirde birbirimize Ortaçağ’ın Avrupalı barbarlarından veya kilise engizisyonlarından daha iyi davranamayız.

                Geriye bakıldığında her türlü kavgaya ve teröre rağmen 12 Eylül’e kadar daha renkli ve daha kavrayıcı , daha irdeleyici ve problem çözücü bir entelektüel hayat görürüz. Kısa bir süre daha uzatmaları oynamaya çalışan bu manzara maalesef kararmıştır. Önce Türk entelektüeli elini ayağını çekti. Belki yenilgiyi kabullendiler, belki de tükendiler. Buna bağlı olarak siyasi partiler sığlaştı. Eskinin fikir üreten karizmatik liderlerinin yerini bağırıp, çağıranlar aldı. Millet ve vatandaşlık bağları zayıflayıp, kitleleşen insan grupları da popstar tarzı siyasetin peşine takılıp sürüklendiler. Hala da sürüklenmeye devam etmekteler.

                Her popstarın başarılı menajerleri olur. Onlar starlarının her şeyine karar verirler. Çünkü ona teslim olan starcık, onsuz bir hiç olduğunu gayet iyi bilir. En azından bütün kirli çamaşırları menajerin torbasında durmaktadır. Ülkemizde de 12 Eylül’den hemen sonra ve 2002’den itibaren ecnebi menajerlerin parlattığı popstar liderler sahnelerin (bu arada milletin) tozunu attırmış ve attırmaktadır. Ve bu menajerlerin en iddialı sözleri neonları süslemiştir. BAŞKA ALTERNATİF YOK. Modern kölelik mi dersiniz? Top yekun çaresizlik mi dersiniz?

Kitleleri bu teslim olmuşluktan kurtaracak iksir, entelektüel tavırdır. Siyaset ve liderleri insanlarımıza gerçek alternatif olduklarını göstermelidir. Bu konu da her türlü bahane mantık dışıdır. Ayda bir miting düzenlemekle bu iş olmaz. Hafta sonlarında vekiller ve aydınlar organize olarak yollara düşmelidir. Demir ayakkabılar ve demir asalarla yollara düşülmelidir. Aziz Atatürk’ün dediği gibi “yorulmayınız”.

Siyasetçiler, siyasetin söylemini değiştirmelidir. Artık hemen hepsinin dem vurduğu erdemli büyüklerin dillerini tercih etmelidirler. Aksi halde bu gidişat binayı yıkar ve hepimiz altında kalırız. Ama görünen o ki, hala “sidikli, büyük abdestli” söylemler tercih edilerek “kitle” lelerin sandığa gitmesi ve gereğini yapması tercih edilmektedir. Ancak insanımız şunu aklına ve gönlüne yerleştirmelidir. Oy verme işi bireysel çıkarların korunmasından çok öte bir şeydir. Oy verme gerçekten bir vatan borcudur. Milli vazifedir. Üçe, beşe gidecek bir meta değildir. Bu yüzden hanımlar beyler oyunuzu gönül ve akıl terazisinde iyi tartınız.

Liberal eylemci Michael Gronewalter, “kibarlık ve akıllıca diyaloglar, akıllı insanlar arasında kullanışlı araçlardır fakat halkın katılımını artırmak için o kadar uygun değildir” demektedir. Yine Gronewalter  “Fast Food  Seçmen” den ve dikkat eksikliğinden söz etmektedir.[1]

Acizane tavsiyemiz şu olacaktır. Çok uzun zamandır dağınık olan dikkatimizi toplayalım ve düşünelim. İki bölümde sözünü ettiğimiz tablonun baş sorumluları kimlerdir? Halk olarak bizlerin kabahati nedir? Bu durum nasıl düzelir? Esen kalınız.

HABER FEDAİ

 


[1] Furedi, Frank, Nereye Gitti Bu Entelektüeller, Birleşik Yayınevi, Ankara, 2010, s. 121-122

  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları
1307 gün önce
1308 gün önce
1320 gün önce
1336 gün önce
1350 gün önce
1353 gün önce
1356 gün önce
1362 gün önce
1370 gün önce
1380 gün önce
1389 gün önce
1391 gün önce
1393 gün önce
1406 gün önce
1409 gün önce
1410 gün önce
1414 gün önce
1416 gün önce
1419 gün önce
1425 gün önce
1430 gün önce
1432 gün önce
1434 gün önce
1436 gün önce
1446 gün önce
1449 gün önce
1450 gün önce
1457 gün önce
1459 gün önce
1465 gün önce
1466 gün önce
1469 gün önce
1472 gün önce
1476 gün önce
1478 gün önce
1482 gün önce
1485 gün önce
1487 gün önce
1489 gün önce
1490 gün önce
1492 gün önce
1493 gün önce
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=