Lütfen bekleyin..

İsmail Şahin

Bir kaçış hikâyesi...

04 Ağustos 2014, 15:52

Yıllar önce yazdığım bir yazıda, memleketimin insanları için “Karadenizlinin kaderidir göç” demiştim. Yazının ismi de, bu sivri burunlu, tıpkı Karadeniz gibi “huysuz” ama bir o kadar zeki insanların dramını niteliyordu: Bir memleketin yerlisi olamamak...
Modernitenin hediyesidir “memleketsizlik”. Modern insanın kaderi ise doğduğu yerde ölememektir.
Babam da o kaderi yaşayanlardan biriydi. Daha onüçünde tanışmıştı “gurbet” kavramıyla. 50’lerin Türkiye’sinde “daha batıya” akan toplumsal kesimin en küçük üyelerinden biriydi ve yalnızdı. Bir fırıncı yatakhanesinde un çuvalını yastık yaparak kurduğu hayallerinde, Dilaver Cebeci gibi  “Durup durup ıssız yerlerde/Güçlü ol ey kalbim, güçlü ol/Daha çok işimiz var diyorum”  diyordu zahir...
Daha çok işimiz var...
Daha batıya gitmek için lâzım olan kimlikten bile yoksun bir yalnızlıktı onunkisi. Arkadaşının kimliğini çalıp Samsun’a kaçtığında ondördündeydi. Tahmin benimkisi. O zamanın Türkiyesinde kim biliyordu ki doğum tarihini? Onun gidişi tam dokuz yıllık, dönmemecesine yapılan bir gidişti. Garip olan onun gidişi değil, aranmayışıydı. Zamanın babaları böyleydi işte, bugün “duygusuzluk” olarak nitelendirebileceğimiz bir sertlikle ifade edilebilecek babalar...
50’lerin Türkiye’si böyleydi işte.  Tüm zor şartlara, fukaralığa ve kimsesizliğe rağmen Peyami Safa’nın “Allah var mı?” sorusuna verdiği cevap gibi “bal gibi” olan bir şey vardı; Sevda...
İşte o sevda, babamı anamın elinden tutup, dedemin balkonundan aşağı sürüklemesinin sebebi idi. Bir kaçış hikâyesiydi onlarınki. Muhakkak ki o kaçış hikâyesinin evveli de var. Ama o nesil o hikâyeleri anlatan değil, mezara götüren bir nesildi; o yüzden ayrıntı yok.
Memleketimin kaçış hikâyeleri iki türlüdür. Sevdalık için olanları hepimizin malumu; baba vermez fukara diye, sonra gereği yapılır. Diğeri ise fukaralıktan kaçıştır. 
Kadınlar için bu kaçış hikâyelerinin anlamı “kurtuluş” tur. Ardından yazdığım bir yazıda annemi şöyle tarif etmişim: Sırtında gövdesinin iki katı yük; keçilerin, kurtların ve yaban domuzlarının kullandığı patika yollardan, üstelik yetmiş beş derece eğimli, sırtında yakacak ve ot, gençliğini değil kaderini yaşayan yüz binlerce Karadeniz kadınından biri...
Sadece annemi değil 60’ların Türkiye’sinde kadının kaderini ifade eder bu satırlar.O zamanlar, şairin dediği gibi “soframızdaki yeri öküzümüzden sonra gelen” bir varlıktır kadın. 
“Karadeniz kadınının kaçtığı koca, bıraktığı babasından çok ” matah “ bir şey midir?” sorusunun cevabı çok tartışma götürür lâkin çoğunlukla gittiği yer, geldiği yeri aratmamıştır. Hele hele “memleketten kaçış” var ise hikâyenin devamında. Annemle babam bu kaçış hikâyelerinin ikisini de yaşamış “bahtiyarlar” zümresindendir. 
O bahtiyarlar, kaderlerini değiştiren kaçış hikâyelerini bir Anadolu kasabasında “düzen” e dönüştürdüler; Aile oldular. Annesi hep mazlum ve çocukları için çırpınan, babası ise bazen çıldırtacak derecede mülayim, idareci ve rahat bir aile...

***

Bugün, geçmişe baktığım zaman hep şunu sorarım...
Onlar, Karadeniz’in o sıkıntılı coğrafyasından göçederken geri dönmeyeceklerini düşünmüşler miydi? Düşünselerdi, giderler miydi?
Annem her şeye rağmen giderdi. Çünkü Karadeniz’de kadın olmak en zor olanıydı. Peki ya babam? Muhtemelen giderdi, çünkü “memleket” karın doyurmuyordu...
Bugün, babamı 65’ine gelmeden yitireli dört yıl olmuş. Eylül ayında annemi 45’ine gelmeden yitireli çeyrek yüzyıl olacak...
Onların ardından benimle yaşlanacak bir ana - babaya sahip olamayışımın acısını yaşıyorum. 
Ve üç nesli doğduğu toprağa gömülmeyen bir ailenin mensubu olarak bu işe dördüncü nesilde “dur diyebilecek miyim?” sorusunun cevabını merak ediyorum.

***

Bugün...
Annem ve babamın Karadeniz’in bir köyünde, el ele kaderlerinden kaçarak kurdukları düzen, bir Anadolu kasaba mezarlığında yan yana devam ediyor. Babam her zamanki gibi, tüm mülayemeti ile annemin yanında sessizce yatıyor. Annem ise “nerede kaldın?” der gibi, onu hemen yanı başına almış...
Ben ise her ziyarette, yine “ele avuca sığmaz” evlat,“iyi ki o kaçış hikâyelerini yazdınız” diyorum. 
Mekânları Cennet olsun...

  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları
44 gün önce
58 gün önce
107 gün önce
113 gün önce
120 gün önce
170 gün önce
191 gün önce
198 gün önce
226 gün önce
233 gün önce
240 gün önce
254 gün önce
261 gün önce
275 gün önce
282 gün önce
289 gün önce
296 gün önce
359 gün önce
380 gün önce
394 gün önce
436 gün önce
443 gün önce
463 gün önce
490 gün önce
527 gün önce
541 gün önce
569 gün önce
576 gün önce
583 gün önce
667 gün önce
702 gün önce
793 gün önce
807 gün önce
877 gün önce
905 gün önce
919 gün önce
975 gün önce
1115 gün önce
1122 gün önce
1129 gün önce
1136 gün önce
1143 gün önce
1150 gün önce
1164 gün önce
1178 gün önce
1185 gün önce
1220 gün önce
1234 gün önce
1241 gün önce
1248 gün önce
1290 gün önce
1339 gün önce
1367 gün önce
1402 gün önce
1416 gün önce
1437 gün önce
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=