Lütfen bekleyin..

Servet Avcı

Devleti yönetenler Güneydoğu’da şafak mı sayıyorlar?

23 Haziran 2014, 10:34

Önce bir ‘büyük devlet’ ve karşısında militan sayısı beş bin civarında dolaşan bir terör örgütü vardı bölgede... Halk üç kesimden oluşuyordu; devletten yana olanlar, PKK ve onun siyasî/sivil uzantılarından yana olanlar ve günlük hayatına devam eden, keskin politik tercihi bulunmayan ama bölgede yaşadığı için de gücün kimde olduğuna bakarak eğilim belirlemek durumunda kalanlar...
Sonuncu grup en nüfusça büyük kesimi oluşturuyordu on yıl öncesine kadar... Devletin millî birliği koruma ve o topraklarda kıyamete kadar kalma azminde tereddüt görmeye başladıkça, bu kesimde önce şüpheler ve kararsızlık oluştu... Sonra da bölgenin ‘yeni gücü’ne göre pozisyon almalar başladı... 
Özellikle açılım süreciyle ‘PKK’nın savaşı kazandığı’, bölgeden Türkiye Cumhuriyeti’nin çekileceği, ama toplumun diğer kesimlerinin sindirebilmesi için bunun program eşliğinde takvime yayılacağı propagandası baskın geldi... Bu durumdan en çok etkilenenler, devlet lehine silaha sarılmış büyük ailelerle, bölgenin gelecekteki ‘hâkim’ine göre davranmaktan başka çare bulamayan kitleler oldu...
Zora düştüklerinde sırtlarını dayayabilecekleri devletin varlığını ve otoritesini artık daha az hissettikçe PKK’nın etki alanına düştüler, düşmeye devam ediyorlar... ‘Demokratikleşme’ ve ‘insan hakları’ adına atılacak adımların PKK’nın ‘vurdukça kazanan örgüt’statüsünü pekiştireceğini, özellikle yeni nesillerin gözünde cazibesini artıracağını, devleti zaaf içinde bir görüntüye sürükleyeceğini ve varsa buradan doğabilecek hasılanın devlet hânesine değil, PKK hânesine yazılacağını vurguladık sürekli... Ama mühür elinde olanlar aksini düşünüyor, bunu milletin zekâsıyla dalga geçer gibi ‘millî birlik projesi’ olarak sunuyorlardı...
Devlet artık şartları koyan taraf değil, ‘muzaffer’muamelesi gören terör örgütünün koyduğu şartlara rıza gösteren taraf hâline geldi... Hükûmetinin mahcubiyetinden midir, yoksa uyumundan mı  “Hani sen silahları bırakıp, sınır dışına çıkacaktın?”  sorusunu sormaktan bile aciz... Devlet bu aczi sergilerken, bölgedeki siyasî, sosyal ve fizikî şartları bilmeden kitleleri “Neden direnmiyorsunuz?” diye suçlamak ne kadar akılcı?
Genel kuraldır, halkın büyük kesimi ideolojik düşünmez, seçimden seçime siyasetle ilgilidir... Onun önceliği kendisi, ailesi ve gelecekleridir... Gelecek kaygıları diğer özelliklerinden baskındır... Yaşadığı topraklarda var olan otorite, bırakın bölgenin asayişini sağlamayı, tel örgülerin içinde kendi varlığını bile korumakta zorlanıyorsa, burada tavır konulacak en son kesim ‘güce göre davranan’ halk kesimidir... Soru basit: Sen kendi bekândan vazgeçmişsen, kitleler senin bekânı neden senden çok ve hangi güçle korusun? 
‘Demokratikleşme’ terörizmle mücadeleyle at başı yapılsaydı anlamlı olurdu... PKK’nın atılacak adımları tayin ettiği ve devletin şakağına dayadığı silahı indirmediği süreç, terör örgütünün ‘insanlara hak kazandıran’ kimliğe bürünmesine hizmet eden süreçtir... Son yerel seçimlerde daha önce görülmemiş biçimde artık Erzurum’dan ve Elazığ’dan alınan ilçeler, doğan boşluğu dolduran tehdidin ve harita boyama eyleminin kuzey ve batı yönlere nasıl ilerlediğini gösteriyor... Böyle giderse bir sonraki seçimde Şanlıurfa’yı tahmin edebilen var mı?
Güroymak iyi bir ders aslında... 2009’da Cumhurbaşkanı Abdullah Gül işaret fişeğini patlatmıştı ‘Norşin’ diye... Hükûmet zaten bunu ‘demokratik adım’ olarak görüyordu, en başta ‘Dersim’le birlikte... En yakın paketlerden birisiyle bu isim değişikliği gerçekleşecek ve Ermenice olan Norşin’e dönülmüş olacak...
Bu bir hakkın iadesiyse ve ‘millî birlik projesi’ne hizmet edecek idiyse buyrun siyasî sonucuna bakalım: Güroymak’ta bir önceki seçimi DTP yüzde 34’le kazanırken, bu seçimdeki partileri BDP’yle yüzde 50’leri buldular... Kime yarıyormuş bu adımlar; sözüm ona kaynaştırma amaçlı ‘millî birlik projesi’ne mi, yoksa ayrışmanın bir hamlesi olan ‘özerklik projesi’ne mi? Bu bir ‘hak’sa, insanlar ne düşünmüş; ‘zayıflayan’ devlet rızayla mı veriyor, ‘güçlenen’PKK zorla mı alıyor?
Bu soruları, Kuzey Iraklı Kürtler üzerinden ‘kendi kaderlerini tayin hakkı’ mesajı veren Hüseyin Çelik’e mi, Apo’yu ‘Kürtlerin önderi’ ilân eden Beşir Atalay’a mı, yoksa ‘şerefi milletin hafızasına emanet’ Başbakan’a mı sormak lâzım?

  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları
17 gün önce
75 gün önce
91 gün önce
140 gün önce
152 gün önce
156 gün önce
159 gün önce
175 gün önce
180 gün önce
199 gün önce
203 gün önce
234 gün önce
236 gün önce
243 gün önce
252 gün önce
278 gün önce
294 gün önce
299 gün önce
308 gün önce
309 gün önce
315 gün önce
323 gün önce
326 gün önce
329 gün önce
343 gün önce
399 gün önce
420 gün önce
435 gün önce
484 gün önce
491 gün önce
494 gün önce
497 gün önce
518 gün önce
554 gün önce
565 gün önce
623 gün önce
666 gün önce
728 gün önce
735 gün önce
742 gün önce
802 gün önce
841 gün önce
848 gün önce
862 gün önce
866 gün önce
872 gün önce
908 gün önce
938 gün önce
952 gün önce
963 gün önce
1058 gün önce
1078 gün önce
1082 gün önce
1096 gün önce
1100 gün önce
1103 gün önce
1125 gün önce
1127 gün önce
1131 gün önce
1149 gün önce
1155 gün önce
1156 gün önce
1166 gün önce
1173 gün önce
1209 gün önce
1226 gün önce
1240 gün önce
1258 gün önce
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=