Lütfen bekleyin..

İsmail Şahin

Mursi'nin atladığı şey...

10 Temmuz 2013, 13:40

Türkiye'de demokrasiyi tekelinde bulunduran tarafların temel hastalığı demokrasiyi kendilerini merkeze alarak tanımlamalarıdır.

Bu tanımlama kendi yaptıklarının demokratik olduğu, hatta yaptıkları "anti demokratik" icraatların da demokrasiyi korumak adına olduğu saplantısında vücut buluyor.

Bütün darbeler, ara dönemler ve olağanüstü dönemler bu hastalıklı mantığın ürünü.

28 Şubat'ta mağdur edilen "neo İslamcı" kanat, mağduriyetten çıktığı bu yolda yukarıda bahsettiğim mantıkla kendisini yeniden inşa etti. Onlara göre, darbe girişimlerinin mağduru olarak "demokrasi"nin sahibi olmayı "hak etmişlerdi". AKP döneminde yapılan tüm icraatlar da bu mantıktan yola çıkarak oluşturuldu.

Demokrasiye sahip çıkma veya geliştirme adına Gezi parkı olaylarından tutun da açılım politikalarına ve hatta "torba" kanunlara kadar her türlü düzenlemeyi yapma ehliyetini kendisinde buldu. Askeri ve sivil bürokrasiye,yargı ve yasamaya dair yapılan düzenlemelerde bunu görmek mümkün.

İddia "demokrasi"nin kurumsallaştırılması idi lakin özellikle Gezi hadiseleri sonrası hükümetin kendi içinde bile "demokrasi" standardı hususunda anlaşmazlığa düşmesi, "kurumsallaşan ne?" sorusunu gündeme getirdi.

Muhalif kesimlerin ve hatta iktidar içerisindeki kimi grupların iddiası AKP'nin iktidarını "kurumsallaştırma" sevdasına düştüğü. Özellikle Erdoğan'ın ve yandaş medyanın demokratik eylemlere gösterdiği "garip" tepki ve absürd yorumlar iktidarın kendi içinde "ayrışma" içinde olduğunu gözler önüne serdi.

Demokrasiyi "teorik" bir mesele olarak gören bu zihniyetin elindeki çoğunlukla her şeyi yapacağını zannetmesi sokakları hareketlendiriyor. Nitekim kendisini yasama veya yürütme içerisinde ifade edemeyen veya bu aygıtlarda "yok" sayılan kesimler için tek hak arama aracı kalıyor, o da sokaklar.

***

AKP şüphesiz ki yakın ilişkide olduğu Ortadoğu ve İslam ülkelerindeki "İslamcı" siyasi hareketler için bir model. AKP bu hareketlere, seçim yolu ile iktidara gelebileceklerinin ümidini vererek bir motivasyon sağladı.  Fakat bunun yanında "çoğunlukçu" bir siyasi anlayışı da ihraç etti.

Kanaatime göre AKP ile sıcak ilişkileri olan Mursi ve İhvan AKP'yi modellemek istediler. Sokakların ve bürokrasinin itirazlarına rağmen yapılmak istenen değişiklikler, Mursi'nin kendisini tek adama dönüştürecek yetkilerle kendisini donatmaya kalkması ve sokaklara diklenmesi bize Erdoğan'ın üslubunu hatırlatıyor.

Lakin Mursi bir şeyi unuttu; Mısır Türkiye olmadığı gibi, Türkiye'de Mısır değildi...

Öncelikle AKP bu noktaya hemen gelmedi. On yıllık, planlanmış bir süreç sonunda bu noktaya geldi.

AKP adım adım, "demokratikleşme" ve "sivilleşme" adına askerin siyaset üzerindeki gücünü kırdı. Geçmişte yaşananların etkisi ile bu aşamalarda toplumsal desteği de arkasına aldı.

Bütün bunların yanında Türkiye'nin iyi-kötü yüz elli yıllık demokrasi tecrübesi var. Türk insanı ile Mısırlının meseleye bakışı farklı.

Mısır'da siyasi partiler darbeye maruz kalan siyasi partileri değil onu deviren askerleri desteklerler. Yani her askeri idarenin siyasi destekçisi vardır. Buna İslamcı hareketler de dahil. Dün İhvan, bugün Selefiler askeri darbelerin kendi iktidarlarına giden yolu açacağı yanılgısına düştüler. Seyyid Kutup dahi bu yanılgıya düştü. Fakat her darbe sonunda Mısır'da Müslümanlar zarar gördü, öldü.

Türkiye'de ise kimi siyasi hareketler "zımmi" olarak askeri vesayeti destekler görünseler de açıktan böyle bir desteği vermeye cesaret edemezler. Yani, ara dönemlerin siyasi ortağı olmaz. O yüzden askeri darbeler ve ara dönemler kendi siyasi hareketlerini oluşturma yoluna gitmişlerdir, ama onlar da bir seçim sonra tarihe karışmışlardır.

Çünkü Türkiye'de askeri darbenin sokak desteği yoktur. Türk halkı darbelere sokak yerine sandıkta gerekli dersi verme yolunu benimsemiştir. Mısır'da ise askeri darbeyi alkışlayan, yolunu açan kalabalıklar her zaman var olmuştur. Yani askeri vesayetin sokak desteği vardır.

Türkiye'nin ordusu ve polisi kimi zaman tartışmalı icraatlara imza atsa dahi halkına, hedef gözetmeksizin ateş açıp katliam yapmaz, lakin Mısır gibi kimi İslam ülkelerinde sivillerin katledilmesi gelenektendir.

Türkiye'nin yarısının oyu ile iktidarda bulunmasına, askeri ve sivil bürokrasiye "diz çöktürmesine" ve yargıya hakim olmasına rağmen AKP sokakların nabzını düşürmek için "özür dileme" dahil bir takım manevralar yapmak zorunda kalmaktadır.

Bu şu demektir: Türkiye'de hükümetin askeri ve sivil bürokrasideki hakimiyetine ve % 50'lerle ifade edilen gücüne rağmen sokağın gücü Erdoğan gibi egosu güçlü bir lidere geri adım attırabilmektedir.

Şüphesiz ki bu, AKP elitlerinin demokrasi aşkı ile izah edilebilecek bir durum değil, Türkiye'de her şeye rağmen hakim olan demokrasi kültürü ile ilişkilidir. Türkiye'de AKP dahil tüm siyasi partiler, halka rağmen bir şeyin yapılamayacağını bilirler.

Yarım yüzyılı aşkın bir süredir her darbe sonunda halkın askeri veya sivil "vasi"lerin aksine hareket etmesi bunun en önemli göstergesidir. O yüzden her siyasi hareket bunu dikkate alır.

Mısır'da olmayan şey bu siyasi gelenektir.

Kanaatimce Mursi ve taraftarlarının atladığı bu olmuştur...

İsmail Şahin'i takip etmek için:

https://www.facebook.com/isahinbegen

https://twitter.com/issahintr

  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları
33 gün önce
41 gün önce
55 gün önce
75 gün önce
97 gün önce
160 gün önce
181 gün önce
195 gün önce
237 gün önce
243 gün önce
264 gün önce
291 gün önce
328 gün önce
342 gün önce
370 gün önce
377 gün önce
384 gün önce
468 gün önce
503 gün önce
594 gün önce
608 gün önce
677 gün önce
705 gün önce
719 gün önce
775 gün önce
916 gün önce
923 gün önce
930 gün önce
944 gün önce
951 gün önce
965 gün önce
978 gün önce
986 gün önce
1020 gün önce
1035 gün önce
1042 gün önce
1049 gün önce
1090 gün önce
1140 gün önce
1167 gün önce
1203 gün önce
1217 gün önce
1238 gün önce
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=