Lütfen bekleyin..

İsmail Şahin

Sen önce helal lokma ye...

14 Nisan 2014, 10:47

Türkler’in “tarikatçılığı” Müslüman olmaları ile eşzamanlıdır desek abartmış olmayız. Tarikat olgusu ile tanışmamız kitlesel olarak Müslümanlaşmamızdan kısa süre sonra başladı ve bu durum tarihi serüvenimizi doğrudan etkiledi.
Günümüzde bir takım çevrelerin fırsat buldukça iddia ettiği gibi “sufi” geleneği öyle “miskin” bir gelenek değildi. Fuat Köprülü merhumun deyimiyle “Türk sufiliği” üzerindeki tek bilgisi Yunus’un “Miskin Yunus” sözü veya Mevlana’nın “hümanizması” olan vasat Türk entelektüeli için “miskin” tanımlaması bu kıt entelektüel mütebahhire açısından normal bir sonuçtur; çünkü tam anlamıyla Türk tarihi için önemli bir “fenomen” olan tarikat olgusunu anlama gayreti ve niyeti yoktur. 
Tarikatlar Türk coğrafyasında hiç  “miskin” davranmamış, menfi veya müspet manada belirleyici bir unsur olmuştur. 13. yy Anadolu tarihini anlatan kitaplardan da görüleceği gibi Anadolu o dönemde Yesevi dergahından akın akın gelen Horasan Erenleri vasıtasıyla heyecanlı bir dönüşümün eşiğindedir. Anadolu’yu müthiş bir sufi dalgası sarmıştır. 
Anadolu’ya yerleşmenin ilk yıllarında Yesevi müridlerinin, Osmanlı’da Şeyh Edebalı vasıtası ile Ahiliğin, Yeniçeri ocağında Bektaşiliğin, Osmanlı bürokrasisinde Mevleviliğin, İlmiye sınıfında Nakşiliğin ve nihayet halk arasında Kadiriliğin büyük etkisi vardı. 
Osmanlı’da dinin devletin gelişmesinde belirleyici bir unsur olması ve yeni fethedilen yerlerde sufi dervişleri vasıtasıyla yayılması, tarikatların devlet içerisinde güçlü bir şekilde var olmasını sağladı. Burada kimi zaman problemler çıksa da şu nüans dikkat çekmektedir; tarikatlar devletle birlikte lakin devletin dışındadır. Sufi Şeyhleri Osmanlı devlet adamına “memur” değil bir nevi “danışman” olmuşlardır.  
Bu “danışman” ilişkisi ast-üst ilişkisine dönüştüğü noktada problem başladı. Enteresandır, devletin gelişim çağlarında tarikatlar da altın çağını yaşamışlar; Devletin gerileyip, kurumların kokuşmaya başlamasıyla beraber onlar da sıkıntılar yaşamaya başlamışlardır. Bu dönemi karakterize eden Meşayih-i Rüsum (tayinle atanan şeyhler) gibi uygulamalar sufi kültüre büyük darbeler vurmuştur.
Cumhuriyet her ne kadar kendini bu  “kültür” dışında daha “laik” bir alanda farz etse bile, şeklen inkar ettiği lakin genetik olarak Osmanlı’dan “tevarüs”  ettiği “dini kontrol” etme alışkanlığını yürütmüştür. Bunu yaparken ikili bir sistem kurmuş, resmi dini kurumları (cami) devlet eliyle, gayriresmi kurumları ise siyasiler aracılığı ile kontrol etmeye çalışmıştır. 
Tek parti döneminde devletin hışmına uğrayıp kapatılan tekkeler ve hâlâ  “resmen” faaliyet gösteremeyen tarikatlar sivil-askeri bürokrasi içinde varlığını devam ettirdi. Yeni kurulan devletin  “laik” bürokratları “kamu” daki tarikatı yok etmek için mücadele ederken içlerindeki “tarikat”ı yok edememiştir. Bunun en güzel örneği Hasan Âli Yücel’dir. Hakeza Fevzi Çakmak da benzer bir kaderi paylaşmıştır. 
Osmanlıyı kuran ve geliştiren Sufi dervişlerinin “devletle birlikte lakin devletin dışında” ölçüsünün kaybedilmesi hem devlete hem de tarikatlara zarar vermiştir, vermeye de devam etmektedir. Bugün adına “Cemaat-hükümet” kavgası dediğimiz kavganın kodlarında da bu var.   
Bu hastalıklı ilişkiden tarikat ve camaatleri oy deposu olarak gören politikacılar kadar, devlete “akıl” olmaktansa yönetmeyi “hırs” edinen “Şeyhler” ve  “hoca efendiler” de mesûldur. 
Son kavga, siyaset/cemaat/tarikat ilişkisinin dayandığı zemini gözler önüne sermesi açısından zihin açıcı olmuştur. Dinin “enstrüman” olarak kullanıldığı bu ilişkide grup çıkarları her şeyin üzerine çıkmıştır. Çıkarların zedelendiği noktada ise kavga kaçınılmaz olmuştur.
Türkiye’deki tarikat/cemaat kaosunun bir kozmoza dönüşmesi herkesin “ekmeğine bakması” ve “akla” kavuşması ile gerçekleşecektir kanaatindeyim.  
Süfyan-ı Servi, kendisine cemaatin en önünde, birinci safta namaz kılmanın değerini soran bir kişiye şöyle demiş:
- Sen önce ekmeğini nereden temin ettiğine bak, helal lokma kazan ve ye, ondan sonra da istediğin yerde namaz kıl!  
Hepimiz için hayatın ölçüsü ve bu hayatta izleyeceğimiz “tarik” böyle bir şey olsa gerek...

  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları
74 gün önce
88 gün önce
137 gün önce
143 gün önce
150 gün önce
200 gün önce
221 gün önce
228 gün önce
256 gün önce
263 gün önce
270 gün önce
284 gün önce
291 gün önce
305 gün önce
312 gün önce
319 gün önce
326 gün önce
389 gün önce
410 gün önce
424 gün önce
466 gün önce
473 gün önce
493 gün önce
520 gün önce
557 gün önce
571 gün önce
599 gün önce
606 gün önce
613 gün önce
697 gün önce
732 gün önce
823 gün önce
837 gün önce
907 gün önce
935 gün önce
949 gün önce
1005 gün önce
1026 gün önce
1145 gün önce
1152 gün önce
1159 gün önce
1166 gün önce
1173 gün önce
1180 gün önce
1194 gün önce
1208 gün önce
1215 gün önce
1250 gün önce
1264 gün önce
1271 gün önce
1278 gün önce
1320 gün önce
1369 gün önce
1397 gün önce
1432 gün önce
1446 gün önce
1467 gün önce
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=