Lütfen bekleyin..

Servet Avcı

Dumanı tüten bir mektup

13 Nisan 2014, 00:54

Bugün 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü’nün Birinci Dünya Savaşı’nın 100. Yıldönümü dolayısıyla hazırladığı konferanslar dizisi için Safranbolu’dayız...

Bu vesileyle okuyucularımızla bir süredir paylaşmayı düşündüğüm müthiş pasajlar için bir fırsat bulmuş olduk...

Paylaşacaklarım Türkiye Günlüğü’nün son sayısından alınma...

Satırların sahibi, fikrin ve sözün gerçek üstadı Mustafa Çalık...

Türkiye’deki kavganın taraflarıyla ilgili yazdığı etkileyici mektubun tamamını buraya sığdırmak mümkün değil elbette...

Dergiye ulaşılıp tamamının okunması dileğiyle, ‘Muhterem Devlet Büyüklerine’ başlıklı bölümden her biri ders niteliğindeki bazı paragrafları paylaşmak istiyorum: 

Sizler yoksul insanlar değilsiniz ki, sizlerin çocukları niye ticâretle uğraşıyor? “Rızık ondur, dokuzu ticaret ve cesarettedir” Hadîs-i Şerîf’inin icabına tevessül etmek için mi? Evlâtlarınız neden “memuriyet”i sevmiyor, “kamu hizmeti”ni istemiyor? Onlar sevmiyor, istemiyor diyelim; pekiyi sizler niçin onları “devlet memuru” olmaya hiç özendirmiyorsunuz? “Devlet memurluğu” nun, bir Kayseri meselindeki gibi, ancak kafası çalışmayanların, ticareti beceremeyecek olanların yapacağı vasat yahut değersiz bir iş olduğuna mı inanıyorsunuz?

Adnan Menderes, hani adı Sayın Başbakan’ın dilinden düşmeyen; “mazlum ve mağdur” hâtırâsı ile kendisinin 4 aylık mahpusluğu arasında sürekli köprü kurmaya çalışarak sahiplendiği “demokrasi şehidi” eski bir Başbakan... Çapkınlıkları, gönül mâceraları hizmetleri kadar meşhurdur, neredeyse!.. Allah taksirâtını affetsin, bazı mâceraları ne dinî, ne ahlâkî, ne insanî ölçülere sığar; ama, o bile büyük oğlu Yüksel Bey ticâret yapmaya kalkınca bakın ne diyor: “Oğlum, ben politikada kaldıkça sen ancak devlet memuru olabilirsin!” 

İnönü diye bir zat vardı, 12 sene Cumhurbaşkanlığı, ondan biraz fazla müddet de başbakanlık yapmıştı. İki oğlu bir kızı vardı. Büyük oğlu Ömer’i herkes gibi bizler de pek bilmeyiz; galiba biraz “silik” kaldı aile içinde; ama memleketin varlıklı adamları, büyük şirket ve zengin vakıf yöneticileri arasında ismi geçen biri olmadığını da biliyoruz. Öbür oğlu Erdal fizik profesörü oldu, içeride ve dışarıda birçok itibarlı üniversitede hocalık etti. Sol çevrelerdeki “arzu-yı umûmî” üzerine ve “kerhen” SHP Genel Başkanı, sonra başbakan yardımcısı oldu. Çantasını şoförüne, özel kalemine, sekreterine filân aslâ taşıtmadığına şâhit olduk.

(Sizin vaktiyle “biat” ettiğiniz “mücâhid”, muhterem ve hayli de mülk, altın ve nakit sahibi “Hoca”nız geldi aklıma; abdest suyunu döktürdüğü korumaları bir de ayaklarını kurularlardı.) Bu Erdal Bey, daha sonra kendi isteği ile “askerlik”  gibi gördüğü genel başkanlık işinden kendini “terhis”etti. İsmet İnönü’nün kızına gelince, gitti bir gazeteci ile izdivac etti. Ne kendi “torpil”le bir yere geldi ne de o gazeteci holding yöneticisi oldu. Öylece yaşayıp gitti bu insanlar; şahsî müktesebatlarının sağladığı imkân ve sıfatlar dairesinde... Hayatları anlamlı, kaliteli, fakat gösterişsizdi; isimlerini hiç bir skandalla da hatırlamıyoruz. 

Ey bizim “Muhterem”ler, “Mücâhitler”!.. Hâle bakar mısınız ki, kimlerin hikâyelerini anlattırıyorsunuz bana!.. Bendeniz İsmet İnönü’nün öldüğü gün, hem de zemin katta mâtem merâsimi yapılırken Gümüşhane Lisesi’nin 1. katında, 6 Matematik-A sınıfında, milleti başıma toplayıp başçılığa geçip halay çektirmiştim (Ne yapayım, 17 yaşındaydım, ülkücüydüm, militandım; İnönü deyince en çok bildiğim jandarma, tahsildar ve ekmek karnesi hikâyeleriydi. Evlâtları, torunları ve sevenleri şimdi bu özrümü kabûl ederler mi, bilemem; ama, ben o çocukça militanlık ve şımarıklıktan çıktıktan sonra nedâmet ve itizârdan hiç erinmedim.)

Sayın Başbakan, çevrenize karşı sigara konusunda gösterdiğiniz titizliği, rüşvet, yolsuzluk ve haksız kazanç konusunda da gösterseydiniz bu işler bu raddelere gelir miydi? Yıllardır yakın çevrenizde bulunan, mesai arkadaşlığı ettiğiniz, hangi devlet ve iktidar postuna oturtacağınızı bilemediğiniz ve hakîkî sıfatları ortalara dökülünce, size oy vermeyen namuslu insanların bile yüzünü kızartan şu adamları onca zaman nasıl taşıdınız? Onlar da “saflığınız”a mı geldi, gerçekten? Böylelerinden, henüz “şöhret olmamış” daha kaç kişi olabilir etrafınızda? Bir kısmını olsun, hukuka, mahkemeye bırakmadan kendi elinizle “post” undan kaldırmayı düşünür müydünüz? Bir de ne geliyor aklıma biliyor musunuz: Siz zaten okumuşsunuzdur, çocuklarınızın da hikâye okuma çağı geçti, bundan sonra okusalar da etkilenmezler; ama, torunlarınıza olsun, Pembe İncili Kaftan’ı okutmayı düşünür müsünüz?

  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları
8 gün önce
23 gün önce
60 gün önce
62 gün önce
95 gün önce
121 gün önce
139 gün önce
153 gün önce
162 gün önce
167 gün önce
169 gün önce
218 gün önce
230 gün önce
235 gün önce
237 gün önce
253 gün önce
258 gün önce
277 gün önce
281 gün önce
312 gün önce
314 gün önce
321 gün önce
330 gün önce
356 gün önce
372 gün önce
377 gün önce
386 gün önce
387 gün önce
393 gün önce
401 gün önce
404 gün önce
407 gün önce
421 gün önce
477 gün önce
498 gün önce
513 gün önce
562 gün önce
569 gün önce
572 gün önce
575 gün önce
596 gün önce
632 gün önce
643 gün önce
701 gün önce
744 gün önce
806 gün önce
813 gün önce
820 gün önce
880 gün önce
919 gün önce
926 gün önce
940 gün önce
944 gün önce
950 gün önce
986 gün önce
1006 gün önce
1016 gün önce
1030 gün önce
1041 gün önce
1065 gün önce
1136 gün önce
1156 gün önce
1160 gün önce
1174 gün önce
1178 gün önce
1181 gün önce
1203 gün önce
1205 gün önce
1209 gün önce
1227 gün önce
1233 gün önce
1234 gün önce
1244 gün önce
1251 gün önce
1287 gün önce
1304 gün önce
1318 gün önce
1336 gün önce
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=