Lütfen bekleyin..

İsmail Şahin

Tarafım belli!

31 Mart 2014, 01:31

Bu yazıyı oyumu kullanmadan önce yazdım...
Benim için seçimler “tarafımı belli etme” vesilesidir. 
Hayatımda hiçbir zaman, inanmadığım halde sırf “şu kaybetsin de şu gelsin” diye oy vermedim.
Bugün de inandığım gibi yapacağım.
Meşhur hikâyedir. Osmanlı durmadan savaşa girer, bizim Anadolu köyüne de biteviye sefer emri gelir. Gariban köylü her sefere bir evlat verir. Mutad olduğu üzere Osmanlı yine savaşa girer, tellak yine kapıdadır “haydin sefere!” Elinde bir evladı kalan bizim gariban Türk şöyle der: Sultana selam söyle bana güvenip savaşa girmesin!
Son yaşadığımız olaylar bana bu hikâyeyi hatırlattı.
Üç-dört aydır birileri birbirlerinin gözünü patlatırken dönüp bize bakıp durdular ve bize “haydi!” dediler.
“Haydi! Bu kavgada beni tut!” 
Ömründeki tek milli olayı “Milli Piyango”  olanlar “milli güçler koalisyonu” teklif ettiler.
Tıpkı bir zamanlar “elma-armut” koalisyonuna davet edenler gibi.
Nedense Ülkücüler birileri alta düştüğü zaman, “zinde” bir kuvvete ihtiyaç duyulduğu zaman akla geliyor.
Kavga anında  “yedek kuvvet” e ihtiyaç duyulduğu zaman “nerede bu Ülkücüler” deniyor.
Ben bu durumlarda bu hikâyeye tesmiye  “bize mi güvendiniz?” derim.
Sanki “doldur boşalt” kuvveti Ülkücüler...
Sanırsın sefer emrine çağrılan piyade...
Halbuki bizim de alta düştüğümüz zamanlar oldu; hem de pek çok.
Hakarete uğradığımız zamanlar oldu....
Ekmeğimizden olduğumuz zamanlar...
Canımızdan olduğumuz zamanlar.
O zamanlar...    
 “Küfrün küfür olduğu ortada, ama bunların ne olduğu belli değil, vurun!” dediler...
“Bunları almayacaktım da Ülkücüleri mi alacaktım?” diye höykürdüler.
Şimdi “mazlumum” diyenle “devlet bekası” diyenlerin bir zamanlar “el birliği” içinde Ülkücüleri devletten temizlediği yılların içinden daha yeni geçtik ve geçiyoruz.
Ama biz hiç sağa sola bakmadık.    
Kendi kaderimizi yaşadık. 
Çünkü haklıydık ve nihayet “kendi işimizi kendimiz hallettiğimiz için” boynumuz kalındı.
Evet, her daim mazlumla beraber olduk; bir zamanlar ihanete uğrasak bile...
Evet, her daim devletin bekası için topraklara düşmekten kaçınmadık; ekmeğinden ziyade tokadını yesek bile.
Ama bunları birileri ile “tezgah” olmak için değil, Türk milletinin bekası için yaptık.
Mazluma sadece mazlum olduğu için el uzattık.
Devlete sadece devlet-i ebed müddet için asker olduk.
Birileri kurduğu mutluluk zincirini devam ettirsin diye değil!
İşte o yüzden tarafı ve sebebi olmadığım, bu topraklarda yaşayan herkes gibi “kurbanı” olduğum bu “menfaat” çatışmasında bir tercihim olmayacak.
Sandığa gittim.
Tıpkı Hz. İbrahim’in ateşine su taşıyan karınca gibi tarafımı belli ettim...
Tarafım her zamanki gibiydi...
Milletin tarafı...

***

Memleket 17 Aralık’tan bu yana tam anlamıyla zihni ve ahlaki bir kaos yaşadı.
Herkes birbirine “bugün ne çıktı?” ,  “yarın ne çıkacak?” sorularını sordu.
“Hadi canım o kadar da değil?” dediğimiz her şey ortalıklara döküldü.
Ekonomi, din, özel hayat derken nihayet devlet sırları da ayaklar altına serildi.
Şu rezaletlerin binde biri başka bir ülkede olsa memleketin kimyası bozulurdu, lakin bizde hayat gayet olağan bir şekilde devam etti.
Kimse bu rezaletleri üzerine alınmadı.
Hakkında yolsuzluk iddiası olanlar eski hızlarında ticaretlerine devam etti.
Ahlaksızlık iddiası olanlar eski yaşam tarzlarına, dini değerleri diline dolayanlar diline dolamaya devam etti.
Dünkü müttefikinin her şeyini, müttefikken kayıt altına alanlar kaydetmeye devam etti.
Kimsenin yüzü kızarmadı bu süreçte...
Anladık, bu icraatları gerçekleştirenler “montaj-şantaj” ayağına yapılanları üzerine alınmadı.
Din işlerinden sorumlu arkadaşlar “gnostik ve mesiyanik” akımlarla mücadele edip gemiyi batırtmamak için mücadele ederken, ayetlerle dalga geçenleri unutuverdi.
Hükümet yolsuzluğun üzerine gitmek için yeni hakim-savcı atamasını bekledi.
“Sınırsız” demokrasinin yaşandığı şu topraklarda bütün bu garabetin içinde bence en garibi ve kötüsü vatandaş artık ortaya dökülen bu rezaletleri anormal karşılamıyor.
“Hadi canım bunu da mı yapmışlar?”  demiyor.     
Alışıyor ve yakıştırıyor.
Ne yapsın?
Adalet hırsızlığı,
diyanet dine saygısızlığı,
siyaset kul hakkının gaspını,
doğal karşıladıktan sonra...
Millet alışmasın da ne yapsın?..

  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
ramazan
977 gün önce
teşekkürler ismail kardeş.
Mustafa Savun
977 gün önce
Doru söze ne denir sadece mükemmel ağzınıza yüreğinize sağlık
muammer
977 gün önce
Duygularımıza tercüman olmuş bir yazı, elinize sağlık.
Bünyamin Maviyıldız
977 gün önce
Evet arkadaşlar ne yazık ki; 17 Aralık tan bu yana hayretler le izlediğimiz ve 30 mart akşamı sandıktan çıkan sonuçları gördükten sonra,
Adalet hırsızlığı,
diyanet dine saygısızlığı,
siyaset kul hakkının gaspını,
doğal karşıladıktan sonra...
Millet alışmasın da ne yapsın?.. İnşallah sonumuz hayrolur.
Necla
977 gün önce
Tek kelimesine bile itidaz etmeden aynen katılıyorum.
Yazarın Diğer Yazıları
26 gün önce
33 gün önce
47 gün önce
68 gün önce
89 gün önce
152 gün önce
173 gün önce
187 gün önce
229 gün önce
236 gün önce
256 gün önce
283 gün önce
320 gün önce
334 gün önce
362 gün önce
369 gün önce
376 gün önce
460 gün önce
495 gün önce
586 gün önce
600 gün önce
670 gün önce
698 gün önce
712 gün önce
768 gün önce
908 gün önce
915 gün önce
922 gün önce
936 gün önce
943 gün önce
957 gün önce
971 gün önce
1013 gün önce
1027 gün önce
1034 gün önce
1041 gün önce
1083 gün önce
1132 gün önce
1160 gün önce
1195 gün önce
1209 gün önce
1230 gün önce
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=