Lütfen bekleyin..

İsmail Şahin

Akif'i hatırlama zamanı...

30 Aralık 2013, 01:27

Bu kavga, hengâme, suçlamalar, hakaretler, ortalığa saçılan kirli çamaşırlar arasında İstiklal Marşı şairi Mehmet Akif’i hatırlamak ve hatırlatmak kavganın kaynaklarına en güzel mesaj olacaktır kanaatindeyim.

27 Aralık tarihi Akif’in 77. Ölüm yıldönümü idi. Akif’in şairliği üzerine yazmaya lüzum yok; her biri başlı başına bir eser olan şiirleri ile ve tabii ki İstiklâl Marşı ile şair milletinin seçkin zümresinden olduğu herkesin ittifak ettiği husustur.

“İstiklal marşındaki ‘Korkma!’ ifadesini Hz. Muhammed`in (SAV) hicret esnasında Sevr mağarasında Hz. Ebu Bekir’e söylediği ‘Korkma ey Ebu Bekir, Allah bizimledir’ hitabından aldım” sözleri Akif’in istiklal marşını yazarken ruhuna hâkim olan iklimi resmeder.

Bu yüksek “ruh” Akif’in her daim yanı başında olmuştur. Akif’in şiiri elbette önemli, fakat şu günlerde ahlakına eğilmek daha faydalı olacak gibidir.
Akif her şeyden önce bir ahlak adamıdır. Hep doğruyu söylemiştir, “sözün odun gibi olsun, hakikat olsun tek!” mısraı bugün her ne kadar malayani ağızlarda tüketilen bir meta haline dönüşmüşse de onun için öyle olmamıştır; yazdığı gibi yaşamıştır.

Çektiği korkunç fukaralığa rağmen, bugünkü anlamıyla, İstiklal Marşı’nın “telif” ücretini elinin tersiyle itecek kadar dünya malından geçmiş bir adamdır.

Sadece İstiklal Marşını yazdığı zaman değil, Mısır'da Prens Abbas Halim Paşa'nın misafiri olarak yaşadığı yıllarda da o gün için çok büyük bir para olan emekli ikramiyesini bile hükümete müracaat edip almayan bir adamdır.

Mithat Cemal Kuntay  “Mehmet Akif – Hayatı-Seciyesi-Sanatı” isimli eserinde Akif’i şöyle tanımlar: "Akif için dört şey çamur kadar pisti: Cimrilik, ikbal şımarıklığı, kibir, bir de maddî pislik.”

Ne kadar tanıdık geliyor değil mi? Bugün yaşadığımız tartışmaların temelinde bu dört esası hayatımızın merkezine yerleştirmememiz yatıyor. Bu esaslar önemli, hayatımızda sahip oldukları ağırlıklar insanlığımızın seviyesini belirliyor.

Akif yazdıklarından “almayan” bir adam olarak kayda geçmiştir.

Peki Akif, neden “kabiliyetlerini” paraya çevirmemiştir?  Tabii ki sahip olduğu yüksek ahlâk ve ömrü boyunca kalbinde taşıdığı Allah korkusundan.

Bizlerin pek tabi “hak” sayabileceği şeyleri bile talep ettirmeyen bir korkudur bu.

“Korku” derken, basit korkudan bahsetmiyorum; sevdiğimiz bir şeyi kaybetmekten neşet eden korkudan bahsediyorum.

Akif bu durumu,

“Ne irfandır veren ahlâka yükseklik, ne vicdandır;
Fazîlet hissi insanlarda Allah korkusundandır.”

dizeleri ile ifade ediyor.

O, Allah’ın kendisine bahşettiği ve tamamiyle kendi öz sermayesiyle ürettiği şiirlerinden bile maddi karşılık beklememiştir. Öldüğü zaman dünya malı namına hiç bir şeyi yoktu.

Çocuklarından Emin, bir çöp kamyonunun içinde vefat etmiştir; mezarının yeri belli değildir. Küçük oğlu Tahir, zorluklar içinde yaşamış ve sessizce dar-ı beka eylemiştir. Kızı hastanede rehin kalmış, dönemin Cumhurbaşkanı ona sahip çıkmıştır.

Akif’in hem kendisinin hem de ailesinin fakr-u zaruret içerisinde yaşamasına rağmen muhafaza ettiği ahlaki tavır hepimize örnek olmalıdır.

En çok da meydanlarda Akif’in şiirlerini geviş getirerek kalabalıkları heyecanlandıran hatiplere…

“Asım’ın nesli” olduğunu iddia ederken bile kibri Ağrı dağının zirvelerinde gezinenler için de ziyadesiyle mesajlar vardır Akif’in hayatında.
Dün “kardeş-kardeş” bölüşürken  bugün ağza alınmayacak sözlerle birbirlerine hakaret eden, akla gelmeyecek tertiplerle birbirlerine saldıran sahte “dostların”

Akif’ten alacağı çok mesaj vardır.

Akif’in ve nesildaşlarının ürettiği her şeyi tüketme hakkını kendinde gören mirasyedi ve haramzadelerin de öğreneceği pek çok şey vardır Akif’in o fukara hayatından…

Tabii ki biz seyircilerin de…

Haramın, helalin, beyt-ul mala saygının, kardeşlik hukukunun aslında ne olduğunu öğrenmemiz ve şahit olmak zorunda kaldığımız bu şirretliğin müsebbiplerinin seviye ve seciyelerini tespit etmemiz için…

***

Hadi güzel bir anekdotla merhuma Fatiha okuyalım,

Mithat Cemal Kuntay naklediyor. Beyrut’ta iken bir dostuna: “Karaciğerim fena” demiş, sonra yaşını düşünerek teselli bulmuştu, “ne mutlu bana Peygamberimin yaşında öleceğim.”

Ne mutlu ona…   

  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları
83 gün önce
111 gün önce
188 gün önce
202 gün önce
251 gün önce
257 gün önce
264 gün önce
314 gün önce
335 gün önce
342 gün önce
370 gün önce
377 gün önce
384 gün önce
398 gün önce
405 gün önce
419 gün önce
426 gün önce
433 gün önce
440 gün önce
503 gün önce
524 gün önce
538 gün önce
580 gün önce
587 gün önce
607 gün önce
634 gün önce
671 gün önce
685 gün önce
713 gün önce
720 gün önce
727 gün önce
811 gün önce
846 gün önce
937 gün önce
951 gün önce
1021 gün önce
1049 gün önce
1063 gün önce
1119 gün önce
1140 gün önce
1259 gün önce
1266 gün önce
1273 gün önce
1280 gün önce
1287 gün önce
1294 gün önce
1308 gün önce
1322 gün önce
1329 gün önce
1364 gün önce
1378 gün önce
1385 gün önce
1392 gün önce
1434 gün önce
1483 gün önce
1511 gün önce
1546 gün önce
1560 gün önce
1581 gün önce
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=