Lütfen bekleyin..

İsmail Şahin

Sentez değil, terkip...

09 Aralık 2013, 09:40

Yasin Aktay’ın Bayburt’ta yaptığı konuşma hayırlı bir tartışmaya sebep oldu. Bu vesile ile  “Türk kimliği”  ve millet tanımı hususunda faydalı bir bahis açılmış oldu.

Türk milliyetçilerinin “ırk” meselesine bakışına dair kamuoyunda yanlış bir algı olduğu muhakkak.

Bu algı milliyetçilerden ziyade, milliyetçiliğin “ırkçı” bir fikir gibi algılanmasını arzu eden kesimlerin çalışmaları neticesinde oluştu. Tabii ki bunda bazı sosyal medya “entelektüellerinin” sanal dünyada sergilediği performansı gözardı etmemek lâzım.

Öncelikle ve ehemmiyetle vurgulamak gerekiyor ki Türk Milliyetçileri, Ziya Gökalp’ten bu yana milleti tanımlarken “kan”  birlikteliğini değil, kültür ve tarih birlikteliğini merkeze almıştır. Millet tanımlanırken Avrupa ve Arap örneklerinde olduğu gibi “kan” merkezli bir tanımlama olmamıştır.

Türk Milliyetçilerinin siyasi plandaki tartışmasız en büyük lideri olan merhum Alparslan Türkeş de hayatı boyunca bu meseleye ısrarla parmak basmıştır.

Evet, Türklük bizim açımızdan “salt” biyolojik bir mesele değildir amma Turanî kökeni olan “kavmî” bir orijini vardır; Turanî kavimlerin/boyların/halkların ismine ne diyorsanız onların yekununu temsil eder.

Bu Turanî kimlik, İslam ile kucaklaşınca ortaya belki de tarihin gördüğü en önemli medeniyet projesinin öznesine dönüşmüş  “cihanşümul” bir kimlik haline gelmiştir.

İslam ve Türklüğün kucaklaşması ile ortaya çıkan yeni “terkip” in ne olduğu, ehl-i küfr tarafından Batı Müslümanlarının yüzyıllar boyunca “Türk dinli” olarak tanımlanmasında kendini göstermektedir. Orta Asya’da kavmi ortaklığını adresleyen  “Türk” kimliği, Osmanlı tecrübesi ile birlikte Müslüman toplumların dinî ortaklığını adresleyen bir kimlik haline gelmiştir.

Bu kimlik, kimilerince “asıl” kimilerince  “üst” kimlik olmuştur.

Son zamanlarda sık sık gündeme getirilen Saltukname’de Türk kavramının dinî ve kavmî karşılığının bir arada kullanılması da buna delalet etmektedir:  “Ol havada duran keşiş eyitti: ‘O Muhammed’dür kim Türklere peygamber gelmişdür, bize değüldür’ didi.”

“Samadıyya dönüp eyitti: ‘Bu da Türk’ tür amma Arab, adına Arab dilince Ebu Eyyub-i Ensari dirler.”

Gerek Batı gerekse de Osmanlı tarihçilerinden görüyoruz ki Osmanlı, Türk kimliğini bir medeniyet projesine dönüştürmeyi başarmıştır. Bizim yapmamız gereken bu hususun üzerine gitmek ve tarihi tekerrür ettirmek için yapılması gerekenler üzerinde konuşmaktır.
Bu konuşmalar, hem milliyetçiler hem de memleket için faydalı olacaktır.

Türk kimliğinin tarihi süreç içerisinde geçirdiği bu değişimi, Yasin Aktay’ın denediği gibi Hegel Diyalektiği ile izah etmek mümkün değil. Bu durumu en iyi ifade eden kelime “sentez” değil, “terkip” olacaktır. Bu terkip yeni değildir, Aktay’ın “yanlış anladığı” Erol Güngör de, İslamcıların anlayamadığı Ziya Gökalp de meseleyi böyle yorumlamıştır.

Peki, gerek  “sentez” iddialarını gerekse de  “millet”  kavramının içinin boşaltılmaya çalışılmasını “ayrılıkları” sonlandırmak için yürütülen “entelektüel” faaliyetler olarak nitelendirmek mümkün mü?

Burada yapılmak istenen ayrılıkçıların hoşuna gidecek yeni bir “millet” tanımı yaratma gayreti. Uzun süredir bazı kesimler tarafından gayretkeş bir şekilde yürütülen Türk kimliği yerine “ikame” edecek yeni bir “kimlik” arayışının sonuçsuz kalmasından sonra “sentez” tartışmalarının başlaması manidar.

Hedef belli, ortadan kaldıramadığı şeyi  “anlamsız” kılmak. İçi boşaltılıp tarihi kavramı iğdiş edilmiş bir “Türk” kimliği yaratarak “sözde” alt kimliklere fırsat tanımak.

Kimlik, Türk milleti için bir  “üstünlük” aracı değil  “varlığını” ifade aracı. Bu millet kendisini bin küsür yıldır bu isimle tanımlamış, tarih onu böyle bilmiş. Bu isim birilerini “rahatsız” ediyor diye onu ortadan kaldırmak mümkün değil, siz beğenmiyorsunuz diye onun “anlamı” da değişmez.

Bir zamanlar Müslüman toplulukların kendilerini özgürce ifade ettikleri kimlik olan Türk kimliğinin anlamsızlaştırılmaya çalışılması, öncelikle o toplulukların geçmişine ihanet.

Yasin Aktay’ın atalarının da mensubu bulunduğu medeniyet kimliğinin, birilerinin aynı zamanda kavmî kökenini ifade etmesi ona karşı bir husumeti gerektirmemeli.

Bence bu durum o kimliğe karşı husumet değil “hassasiyet” beslenmesini gerektirmeli.

  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları
-32624 saniye önce
50 gün önce
148 gün önce
176 gün önce
253 gün önce
267 gün önce
315 gün önce
322 gün önce
329 gün önce
379 gün önce
400 gün önce
407 gün önce
435 gün önce
441 gün önce
448 gün önce
462 gün önce
469 gün önce
483 gün önce
490 gün önce
497 gün önce
505 gün önce
568 gün önce
589 gün önce
602 gün önce
645 gün önce
651 gün önce
672 gün önce
699 gün önce
736 gün önce
750 gün önce
777 gün önce
784 gün önce
792 gün önce
875 gün önce
911 gün önce
1002 gün önce
1015 gün önce
1043 gün önce
1085 gün önce
1113 gün önce
1127 gün önce
1183 gün önce
1204 gün önce
1323 gün önce
1331 gün önce
1337 gün önce
1344 gün önce
1351 gün önce
1359 gün önce
1373 gün önce
1386 gün önce
1394 gün önce
1428 gün önce
1443 gün önce
1450 gün önce
1457 gün önce
1498 gün önce
1548 gün önce
1575 gün önce
1611 gün önce
1625 gün önce
1646 gün önce
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=