Lütfen bekleyin..

Memet Akbaş

Akil insanlar, papağanlar ve fıstıklar…

25 Haziran 2013, 10:13

Akil heyet çalışmalarını tamamladılar. Önümüzdeki günlerde raporlarını "patrona" sunacaklar. Raporun ipuçları, "akil" heyet üyeleri tarafından basına verilmeye başlandı.

Belli ki en temel "tavsiye" anayasa değişikliği olacak. Sivil anayasa hemen hemen bütün siyasi grupların ortak talebi. Mecliste de böyle bir "eğilim" var idi ama bu çalışmalar, Başbakanın "siz olmasanız da yaparım" tavrı yüzünden tıkanmıştı. Bu konudaki temel kavga herkesin "sivil" anayasadan anladığı şeyin farklı olması.

Akil heyet için çoğulculuk veya siyasi katılımın artması demek "Kürt" unsurun siyasi bir kimlik olarak anayasaya girmesinden ibaret. Türkiye'nin hepsini içine alacak bir "demokratikleşme" değil planlanan. Anayasayı tamamen "sivilleştirmek" gibi bir düşünce de yok. Bu durumu Akil heyetin bir bayan üyesi "birkaç maddelik bir değişiklik de olabilir" sözleri ile itiraf ediyor.

Amaç devletin şeklini, ana dilini ve üniter yapısını tanımlayan maddeleri değiştirmek. Yoksa hiç birinin daha demokratik bir ülke özlemi yok. "Bu bize yeter" düşüncesi hakim bu kafada, öyle olmasaydı bu çakma "demokrat"lar yirmi gündür açıklamaları ile halkı ayrıştıran bu zihniyetin yaptıklarını eleştirir; milleti kamplaştırmak için meydan meydan gezen patronlarına "ama efendim, demokraside 'ifade özgürlüğü' diye bir şey de var!" derlerdi.

Akiller ne demiş diye aranırken Akil heyetin Akdeniz bürosundan Muhsin Kızılkaya'nın açıklamalarını okudum. Açıklamanın geneli alışıldık "korku duvarları aşıldı vs..", fakat şu satırlar ilgimi çekti: Silahlar sussa bile papağan gibi Maocuların ve MHP’nin fikirleri değişmez. 

Doğru, MHP'nin fikirleri değişmiyor. Kurulduğu günden beri ülke bütünlüğü hususunda hassas bir parti. Kurucusu Alparslan Türkeş'ten bu yana milli birlik hususunda "ısrarlı" ve bu konuda esneyecek gibi değil.

Fakat şu yanlış. Papağanlar "öğretilen"i tekrar eder. Ve söyledikleri her zaman "aynı" değildir. Sahip değiştikçe papağanın söyledikleri de değişir; ezberi vardır, aklı yoktur. Bu açıdan bakınca MHP'nin durumunun "papağan" tanımına pek uymadığı görülüyor. Buna karşın, Akil heyetlerin Türkiye'nin dört bir yanından sanki aynı metni okurcasına yaptıkları açıklamalar "papağan" tarifine daha fazla uyuyor.

"Papağan" nitelendirmesinde bulunup eski yoldaşları ile MHP'yi aynı cümle içinde kullanan Muhsin Kızılkaya, 90'lı yıllarda Türkiye'de "Maocu" geleneğin amiral gemisi Aydınlık Gazetesi'nde çalışmıştı. Kızılkaya muhtemelen o dönemdeki patronu Perinçek'in öğrettikleri ile amel edip bunları değişik platformlarda dile getiriyordu.

Kızılkaya daha sonra reklam sektörüne girip "sermaye"nin reklam metinlerini yazmaya başlamış. Yazın hayatında ilgi alanı "devrimci" metinlerden burjuvazinin emekçilerin cebine el atmalarını "meşrulaştıran" metinlere kaymış. Daha sonra, Beşiktaş Kültür Merkezi (BKM)'de yine küçük burjuvaziyi eğlendirecek metinlerin hazırlamasına katkıda bulunmuş ve halen bu alanda faaliyet icra etmekte.

Hakkını teslim etmek lazım, iyi bir devrimci olan Kızılkaya'nın hayatı üretim araçlarına sahip olma savaşı ile geçmiş. Devrim mücadelesinin ilk yıllarında "proleter" kardeşleri ile üretim araçlarını ele geçirip emekçilerin artı-değerinin "burjuvazi" tarafından "iç" edilmesine karşı mücadele etmiş.

Bakmış olmuyor. Sınıf değiştirerek, hepsi olmasa da en azından bir "proleter"in üretim araçlarına sahip olmasını sağlamış; kendisinin. Bunu elde etmek için dün sövdüğü Burjuvaziyi eğlendirme vazifesini üzerine almış.

Şimdilerde ise "afyon" olan dini merkeze alan bir partinin Genel Başkanı'nın patronajında ezilmiş "Kürt" kardeşlerinin hakları için mücadele ediyor. "Sınıfsız" toplum hayali ile geçirdiği hayatının orta yaşlarında Türkiye'de değme faşistlere taş çıkartırcasına yeni bir "millet" yaratmanın sevdasına düşmüş. Bu uğurda, tıpkı dün Perinçek'i ve diğer patronlarının fikirlerini can siperane savunduğu gibi bugünkü patronlarının fikirlerini de aynı hararetle savunuyor.

Takdir etmek lazım.

Faşist-gerici sınıfla mücadeleyi önce dışardan, şimdi ise içerden sürdürüyor. Değme babayiğitin yapamayacağı bir şekilde "içlerine girerek" bu mücadeleyi yürütüyor. Bu "mücadeleye" kendisini öyle kaptırmış ki eski arkadaşları ile "Maocu" diye dalga geçip MHP'lileri "papağan" olmakla suçluyor. Kendisini ispat etmek için yakında Yılmaz Erdoğan'a saldırırsa şaşırmayacağım.

Muhsin Kızılkaya ve söyledikleri çok önemli değil. O, bu süreçte bir şeyi doğru söyledi. Ülkemizde "papağan" gibi aynı şeyleri "farklı" kelimelerle söyleyen insanlar var. Sahibinin omuzuna tüneyerek öğretilen replikleri tekrar ederek ömür tüketip fıstığı kapan bir zümre bu. Kendisi de, ülkemizde son yıllarda sağdan ve soldan türeyen "papağan" sınıfın "kötü" bir örneği. Hükümetimiz bu sınıfı "örgütledi" ve ismine de Akîl İnsan dedi.

Her şeyleri değişiyor bu insanların; yaşam tarzları, ideolojileri, patronları. Fakat üç şey değişmiyor; saldırarak var olma kabiliyetleri, öğretileni "papağan" gibi tekrar etme melekeleri ve fıstığı kapmadaki "hünerleri"

 

  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
alperen
1263 gün önce
sadece fevkalade diyorum...
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=