Lütfen bekleyin..

İsmail Şahin

Haklısınız sayın Başbakan sizi anlayamayız...

04 Kasım 2013, 11:19

1989’un kışıydı. Türkiye genelinde, üniversitelerde başörtüsü yasağını protesto eden ve zamanın Cumhurbaşkanı’na bu yasağın kaldırılmasını talep eden bir kampanya başlatılmıştı. Kampanya kapsamında toplanan imzalar, toplu bir dilekçe eşliğinde Cumhurbaşkanı’na gönderiliyordu. Biz de üniversitedeki ilk talebelik yılımızda bu kampanyaya katkı vermiştik.

O günlerden iki şey kaldı aklımda; Şubat soğuğunda bizimle yürüyüşe katıldığı için sokağa atılan Milli Görüş evlerinde kalan arkadaşım ve onun hayal kırıklığı. “Yahu ben başörtüsü için yürüdüydüm, kiminle yürüdüğüm fark eder mi?” diyordu. Bilmiyorduk, siyaset her şeyi kendisi, “yalnız” yapardı; başkasıyla değil. İslamcı siyasetin özellikle kutsal meselelerde  “ortak” tan hazzetmediğini orada öğrendik.

Meclisteki başörtüsü oturumunda MHP Milletvekili Ruhsar Demirel’in “2008’de kalkmayan parmaklar bugün vicdanlarında bunun hesabını versinler. 2010’da tekrar ettik yine kimse sesini çıkarmadı.” sözleri bu hatıraları getirdi gözlerimin önüne.

2008’deki MHP tasarısına el kaldırmayanların, MHP’nin tasarısına el kaldırmak zorunda kalıp sonra da “bize tuzak kurdular”   diye salya sümük ağlayanların, 2010’daki çağrıya kulak tıkayanların zihin yapısı aynı; bir şey yapılacaksa yapanın “yalnızca” kendisinin olması saplantısı ve zafere kimseyi ortak etmeme zihniyeti.
AKP iş ortağını sevmiyor. Bu iş başörtüsü olsa bile. Üç yıl önce çözülebilecek bir meselenin üç yıl sonraya sarkmasının tek sebebi AKP’nin bu düzenlemeye “ortak” istememesi. Beş yıl önceki MHP teklifinin “tuzak” diye manşetlere taşınmasının ve nihayet başörtüsünü iktidarın her şeyi yapmaya “muktedir” görüntüsünü tamamlayan bir enstrümana dönüştürülmesinin sebebi de bu.

Yoksa ne beş yıl önce bu değişikliği Anayasa Mahkemesi’ne götüren CHP’nin  “özgürlük” anlayışı değişti, ne de beş yıl önce   “tuzak” diye çemkirenlerin, üç yıl önce feryatları duymazdan gelenlerin cesareti arttı.  “Şartlar” olgunlaştı o kadar. Şart ise belli, AKP’nin bu işi  “tek başına” çözecek zaman ve zeminin oluşması.
Ne yapalım, bu mağduriyetin sona ermesinin bedeli bu ise bu bedel ödenir; ilahi irade her şeyi görüyor, vesselam.
HHH
Bir meseleyi incelerken tarihi süreç önemli. Muhakkak ki insanların bugün durduğu yer önemli. Lakin bugüne gelinen sürece göz atmak, aktörlerin duruşlarındaki  “samimiyet” i tespit etmek adına daha önemli.

28 Şubat günleri. O günlere kadar kısıtlı bir şekilde uygulanan başörtüsü yasakları askerin   “brifingleri”   ile yurt sathına yayılmakta. Biz de   “çocuk” aklımızla eylemlerle, basın açıklamaları ile kendimizce yasağa direniş geliştirmekle meşgulüz.

O günlerde, bugünkü iktidarın “manevi” önderleri “başörtüsü teferruattır” açıklamaları ile gazete manşetlerini “işgal” ediyor, çok değil iki yıl sonra mecliste başörtüsünü görünce “bu hanıma haddini bildirin!”   diyen siyasetçi   bu arkadaşlara bağlı vakıf tarafından “yılın politikacısı” seçiliyordu.  

Yine o günlerde, kampüs önlerinde başörtü yasağına karşı oturma eylemi yapan kız ve erkek öğrenciler bu eylemler yüzünden mekteplerinden uzaklaştırılırken; kimileri başörtülü kız arkadaşlarını, görevlileri “tehdit” ederek derslere sokmaya çalışıyor bugünün özgürlük mücahitleri ise çareyi çocuklarını Amerikalara, İngilterelere göndermekte buluyorlardı.

Zenginlerinin parası vardı, olmayanların ise burs verecek hayırsever iş adamları. Bizim kızların ise kimsesi yoktu, başını açarak mektebe gitmeyi de gururlarına yediremiyorlardı doğal olarak binlerce çocuk okullarından oldu.

Duydum ki, fukara babaların kızları ellerinde bavullar köylerine dönerken, yurtdışına gitmek zorunda kalan kızların babalarının   “yürekleri”   sızlarmış o yıllarda. Şöyle demiş Başbakan; “Yüreğinde gurbette okumak zorunda kalmış kızlarının sızısı olmayanlar bizi anlayamazlar. Bize millet, milliyet dersi vermesinler!”
Doğru anlayamazlar; siz havaalanında VIP’den çocuklarınızı yeni vatanlarına uğurlarken, sizi anlayamayacak adamların çocukları savunma yazıp, siyasi şubede ifade veriyorlardı.

Sayın Başbakan haklısınız, tek umutları olan mektepleri ellerinden alınan çocukların avurdu çökmüş, alnı sıkıntıdan kırış kırış olmuş babaları sizi anlayamaz; sizi ancak “deprem” korkusu ile çocuklarını yurtdışına gönderen İstanbul sosyetesi anlayabilir!..

  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları
89 gün önce
117 gün önce
194 gün önce
208 gün önce
256 gün önce
263 gün önce
270 gün önce
320 gün önce
341 gün önce
348 gün önce
376 gün önce
382 gün önce
389 gün önce
403 gün önce
410 gün önce
424 gün önce
431 gün önce
438 gün önce
446 gün önce
509 gün önce
530 gün önce
544 gün önce
586 gün önce
592 gün önce
613 gün önce
640 gün önce
677 gün önce
691 gün önce
718 gün önce
726 gün önce
733 gün önce
817 gün önce
852 gün önce
943 gün önce
957 gün önce
1026 gün önce
1054 gün önce
1068 gün önce
1124 gün önce
1145 gün önce
1264 gün önce
1272 gün önce
1278 gün önce
1285 gün önce
1292 gün önce
1300 gün önce
1314 gün önce
1327 gün önce
1335 gün önce
1369 gün önce
1384 gün önce
1391 gün önce
1398 gün önce
1439 gün önce
1489 gün önce
1516 gün önce
1552 gün önce
1566 gün önce
1587 gün önce
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=