Lütfen bekleyin..

İsmail Şahin

1999'dan 2017'ye değişen bir şey yok...

23 Ekim 2017, 00:01

Twitter'da bir siyasi partinin meşhur trollerinden biri geçtiğimiz günlerde Boşnakça bir ilmihaldeki diyaloğu diline dolayarak "Irkçılığın da böylesi!" demişti. Diyalog şöyle idi, özetle:

-Od ka si Turcin? (Ne zamandan beri Türksün?)

-Od Kalu Bela (Kalu Bela'dan beri.)

Ben kendisine "cehaletin" kalıcı olmaması için biraz okumasını tavsiye etmiş, beyhude yere Balkanlar'da "Evlad-ı Fatihan"ın faaliyetleri neticesinden orada "Türk olmak ile Müslüman olmanın" eş anlamlı olarak kullanıldığını, buradaki "Türk" kelimesinin Müslümanlık anlamında kullanıldığını anlatmaya çalışmıştım.

Türk'ün "İslam" ile isimlendirilmesi arkadaşın zoruna gitmişti...

Şu örnek bile hâlâ Türkiye'de bazı çevrelerin Türk'e dair ne varsa "ırkçılığa" yormaya devam ettiğini gösteriyor. Bu durum sadece "yorum"da kalsa problem yok, gün geliyor iş hakaret boyutuna varıyor.

Yıllardır eli kalem tutan Türk Milliyetçileri yazar, siyasi arenada Türk Milliyetçisi siyasiler söyler ama bu çevreler bir türlü anlamaz: Türk Milliyetçiliğinin esası "kültür"dür, "biyoloji" değil.

Bu Gökalp'te de böyledir ve onu takip eden diğer Milliyetçi entelektüellerde de...

Peki o zaman, bölücü karakteri ulusal ve uluslararası dünya tarafından "resmen" kabullenilmiş Kürtçülükle Türkçülüğün aynı kategoride değerlendirilmesinin sebebi ne?

Üstelik kendisini açıkça "Türkçü-Turancı" olarak ifade eden bir partiyle bu kadar yakın teşrik-i mesai içindeyken...

Metni kaleme alanların bir hatası mı?

Diyelim ki bu bir hata ve hatta MHP'nin "Türkçü" olduğu da unutularak "Kürtleri de küstürmeyelim" kabilinden bir konuşma yapıldı.

Bu kadar tepki sonunda bir "düzeltme", bir "özür" gelmesi gerekmez miydi?

"Bölücü" olarak suçlanan fikrin siyasi temsilcisi meseleyi "Kürtçülüğü izah için Türkçülüğü örnek göstermek yanlıştır" açıklamasıyla geçiştirirse tabii ki bir düzeltmeye, özre gerek duyulmayacaktır.

Bu süreç bana 1999 koalisyon görüşmeleri sırasında Rahşan Ecevit'in Ülkücüler için söylediklerini hatırlattı.

Rahşan Ecevit'in o dönem yaptığı açıklamalar ile Erdoğan'ın "Türkçülük bölücülüktür" açıklamasının farkı ne?

Peki o dönem Ecevit'in açıklamalarına gösterildiği iddia edilen tepki ile Erdoğan'ın açıklamasına gösterilen "tepki"nin farkı ne?

Eşyanın hakimiyetini kırmak

Geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanı bir konuşmasında halimize tercüman oldu. Konuşmanın tamamında şehri ve çevreyi nasıl katlettiğimizden bahsediyor, yanlış şehirleşmeden şikayet ediyordu. Üstelik kendisini de dışarıda bırakmayan bir samimiyetle.

Altına imza atılmaması mümkün olmayan değerlendirmeleri içeriyordu konuşma.

Saray için yapılan harcamalar, yazlık saray iddiaları, onlarca arabalık konvoy geçişleri, 16/9 faciası, yayla katliamları, daha yeni torba yasaya sıkıştırılan mera talanları, Topkapı Sarayı'nın SİT derecesini düşürme girişimleri ve saymaya yerimizin yetmeyeceği yüzlerce israf hikayesi, şehre ve çevreye yapılan katliamları hatırlayınca "Allah, Allah!" deyip şüphelenmekte haklısınız.

Tüm şüpheleri bir kenara bırakıp Cumhurbaşkanı'na bu konuda destek vermek lâzım. Cumhurbaşkanı da bu konuda somut girişimlerde bulunmalı, "eşyanın hâkimiyetini" kırmak için bir yol haritası ilan etmeli.

Öncelikle "itibarın" Amerikan filmlerinden çıkma koruma konvoyları, milyonluk ev eşyaları veya Cumhurbaşkanı'nın tabiri ile "eşyanın hâkim olduğu" bir düzenden geçmediği gösterilmeli.

Acilen kendi memleketi olan Rize'nin Ayder yaylası ile ilgili TOKİ'nin yürütmeyi düşündüğü çalışmayı rafa kaldırarak "Bismillah" demeli, konuşmasında da zikrettiği gibi son çeyrek yüzyıldır ortaya koydukları yanlış şehircilik ve çevre politikalarının değişeceği hususunda bir umut vermeli.

"Maliyeti çok yüksek!" gerekçesi ile Sultanahmet'in sırtına saplanan 16/9 kulelerini yıkmamakta direnen, Topkapı Sarayı'nın bahçesine çöreklenmek için "üçüncü derecede SİT alanına çevirdik" diye topu orta sahaya çeken belediyecilere gerekli ihtar çekilerek bu katliamların sona ereceğine dair bir işaret fişeği çakılmalı.

Netice-i kelâm, Ömer'in "Fırat'ın kenarındaki koyununu kaybeden çoban" hikâyesi elbette hatırlanmalı ama Ömer'in nasıl yaşadığına da bir bakılmalı.

"Mum" hikâyesine de bir göz atılmalı, mesela...

  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
kral
184 gün önce
İslamiyet bir milletin aslını koruyan en önemli unsurdur.
İslamlaşan Türkler kimliklerini hiç bir zaman kaybetmemişlerdir.
bakın aslen Türk olan bulgarlar macarlar ve tarihteki hazarlar hristiyan ve yahudi olduklarından dolayı bırakın Türk kalmayı adeta Türk düşmanı olmuşlardır.
tabiki akp müslümanlığı başka o hem dinden hem milletten hem vatandan eder adamı.
Yazarın Diğer Yazıları
144 gün önce
242 gün önce
270 gün önce
347 gün önce
361 gün önce
409 gün önce
416 gün önce
423 gün önce
473 gün önce
494 gün önce
501 gün önce
529 gün önce
535 gün önce
542 gün önce
556 gün önce
563 gün önce
577 gün önce
584 gün önce
591 gün önce
599 gün önce
662 gün önce
683 gün önce
696 gün önce
739 gün önce
745 gün önce
766 gün önce
793 gün önce
829 gün önce
844 gün önce
871 gün önce
878 gün önce
886 gün önce
969 gün önce
1005 gün önce
1011 gün önce
1054 gün önce
1096 gün önce
1109 gün önce
1137 gün önce
1179 gün önce
1207 gün önce
1221 gün önce
1277 gün önce
1298 gün önce
1417 gün önce
1425 gün önce
1431 gün önce
1438 gün önce
1445 gün önce
1453 gün önce
1467 gün önce
1480 gün önce
1488 gün önce
1522 gün önce
1537 gün önce
1544 gün önce
1551 gün önce
1592 gün önce
1642 gün önce
1669 gün önce
1705 gün önce
1719 gün önce
1740 gün önce
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=