Lütfen bekleyin..

İsmail Şahin

Heidegger’e haksızlık mı yapıyoruz?

21 Ekim 2013, 11:09

Freiburg Üniversitesi’nin “Führer” i, ünlü filozof Heidegger üniversite sistemimiz için anlamlı bir örneği teşkil ediyor: Yönetme erkini elinde tutma gerekçesiyle paralellik ve “bilim etiği” ne sıkı sıkıya bağlılığı ile “zıtlık” ölçeğinde.

Heidegger üniversiteye rektör olmanın yolunu açarken, bu işe liyakatini Hitler’e yazdığı mektupta “çoğunluğun yönetmesinin”  saçmalığının “felsefi” arka planını izah ederek ispat etmeye çalışmıştı. Tek führer varken iktidarın niteliksiz çoğunluk tarafından elde tutulması saçma idi. Bu “etkileyici” mektup ona Freiburg Üniversitesi’nin “führer” i olma yolunu ardına kadar açtı.

Geçmişte ve hatta günümüzde  “ideolojik” olmasa da “metodik” olarak benzer olayların yaşanması tarihin “tekerrür” niteliğinden mi sayılmalı?
Ama acele etmeyiniz. Politik tavır olarak  “Faşizm” i seçen Heidegger’in Rektörlüğü  “terk” hikayesi bu politik tavır ile taban tabana zıttır. Ünlü filozof “ders içerikleri” ve  “eğitim yöntemi” ne yapılan müdahaleler ve nihayet üniversitede görev yapan öğretim üyelerinin “Yahudi” oldukları gerekçesi ile işten atılmasına karşı çıkarak rektörlük görevinden ayrıldı.

Heidegger’in rektör olma “hırsı” nın örneğine günümüzde rastlıyor muyuz?  Soruyu zenginleştirelim: Heidegger kadar “hırslı”  rektörlerin olduğu camiada, onun kadar  “cesur” rektörler var mı?

 “Hırs” Türk üniversitesini ifade eden anahtar kelimedir desek abartmış olmayız. Neden “bilim” değil de hırs? Ne yazık ki Türk üniversitesinde iktidar aşkı, bilim aşkından iki parmak ileridedir.

Türkiye’de üniversitenin zamanın akışının tam aksine “hakikat” çizgisinden uzaklaşmasında bilim insanlarının belli bir aşamadan sonra kendisini “bürokrat” gibi konumlandırmasının etkisi büyük. Bence üniversitenin en önemli sorunu bu “bürokrat” bilim insanlarıdır. Siyasi iktidarlarla kolaylıkla ast-üst ilişkisine girebilen bu çevreler üniversitedeki  “hiyerarşik” nizamın kurucusu ve kollayıcısı oldu.

Pompalandığı gibi bu nizamın kurucusu “sağ” iktidarlar değil. Bilakis genelde “sol”  özelde CHP seçkinleri. Cumhuriyet dönemi üniversitesinin rengini, üslubunu ve “ideolojisini” belirleyen onlardı. Köylüleri üniversitelere sokmamak için “taktik” geliştirenler de. Üniversite yönetmeyi ve nihayet siyasetle ilişki kurma tarzını kendilerinden önceki yöneticilerde öğrenen “sağcı” üniversite yöneticileri “sol”dan tevarüs ettikleri alışkanlıkları devam ettirip üniversiteyi çürüten bu yapıyı “geliştirdiler”. O yüzden kimse sorumlu aramamalı, aynaya bakmalı.
 

***
 

Türk üniversitesinin dün ve bugün özgürlükler karşısındaki “ikircikli ve suskun” tutumunda bir hocamın yıllar önce söylediği  “bilimde demokrasi olmaz!” düsturunun bilim insanlarının tüm hayatını kuşatmasının etkisi olabilir mi? Bilimin “hiyerarşik” yapısı, onu yapanların genlerine mi nüfuz ediyor? Üniversitenin özgürlüklerle probleminin “üniversal” örnekleri de içinde barındırması bu şüpheyi kuvvetlendiriyor.

Akademik özgürlüğü Byrne gibi  ‘maddi çıkara, siyasi veya ekonomik güce veya dogmaya değil, Hakikat’e sadakat’ olarak algılıyorsak eğer, bu Türk üniversitesinde henüz “olgunlaşmamış” bir haldir. Tabii ki istisnalar vardır. Ama bu, dediğim gibi hala istisnadır.
Peki istisnanın hali nicedir? Ne yazık ki özgürlükler çağında, 1930’larda Ahmet Ağaoğlu’nun dillendirdiği feryadı tekrar etmektir. Serbest Fırka’ya girmeye cür’et eden Ağaoğlu üniversiteden atılınca ‘Haksızlığa uğradığımı biliyordunuz. Neden bana sahip çıkmadınız?’ diye feryat etmiş, bu feryat tıpkı günümüz örneklerinde olduğu gibi cevapsız kalmıştı.

Bence Türk bilim camiası kendisine şu soruyu sormalı: Nazilerin istemediği Yahudi profesör için koltuğu bırakan Heidegger’i  “führer” diyerek lanetleyen bizler, birilerinin istemediğini kapı önüne koyanlara, “kadro” kozu ile öğretim elemanlarından itaat bekleyenlere, üniversiteleri kışla veya parti teşkilatına dönüştürmeye çalışanlara sırf demokrasi çağında yaşıyor diye “demokrat” mı diyeceğiz? Yoksa, kimileri hemen yanı başımızda duran bu çağdışı “zümre” den Türk üniversitesini korumak için, en azından fikri bir  “cehd” içine mi gireceğiz?..

  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları
98 gün önce
112 gün önce
161 gün önce
167 gün önce
174 gün önce
224 gün önce
245 gün önce
252 gün önce
280 gün önce
287 gün önce
294 gün önce
308 gün önce
315 gün önce
329 gün önce
336 gün önce
343 gün önce
350 gün önce
413 gün önce
434 gün önce
448 gün önce
490 gün önce
497 gün önce
517 gün önce
544 gün önce
581 gün önce
595 gün önce
623 gün önce
630 gün önce
637 gün önce
721 gün önce
756 gün önce
847 gün önce
861 gün önce
931 gün önce
959 gün önce
973 gün önce
1029 gün önce
1050 gün önce
1169 gün önce
1176 gün önce
1183 gün önce
1190 gün önce
1197 gün önce
1204 gün önce
1218 gün önce
1232 gün önce
1239 gün önce
1274 gün önce
1288 gün önce
1295 gün önce
1302 gün önce
1344 gün önce
1393 gün önce
1421 gün önce
1456 gün önce
1470 gün önce
1491 gün önce
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=