Lütfen bekleyin..

İsmail Şahin

Yardımcı Doçentlik meselesi

07 Ağustos 2017, 00:01

Konuya dair yazılması gerekenleri İskender Öksüz Hoca, Karar gazetesinde "Yardımcı Doçentlik Ne Demek http://www.karar.com/gorusler/prof-dr-iskender-oksuz-yazdi-yardimci-docentlik-ne-demek-558113?" başlıklı değerlendirmesinde yazdı. Değerlendirmenin hükümete yakın Karar gazetesinde yayınlanması faydalı oldu. Böylece Sayın Cumhurbaşkanı'nın bu mesele hakkında yanlış bilgilendirildiğini öğrenme imkânı olabilir.

Etrafında çok sayıda akademi kökenli danışmanı olduğu bilinen Erdoğan'ın, gelişmiş ülkelerde var olan bir kadro hakkında "Ben araştırdığım yerlerde doğrusu böyle bir mekanizma pek görmüyorum" demesi, devletteki danışmanlık müessesesinin ne kadar sağlıklı çalıştığını göstermesi açısından da faydalı oldu.

Muhtemeldir ki Sayın Cumhurbaşkanı bu konuda tekrar, teferruatlı ve sahici bir rapor isteyecektir. Bu konuda çalışacak arkadaşların İskender Hoca'nın yazısından istifade etmesi faydalı olacaktır.

Konu üzerinde hükümete yakın çevrelerden de aslında meselenin Sayın Cumhurbaşkanı'na aksettirildiği gibi olmadığına, yardımcı doçentlik kadrosunun Amerika ve Avrupa başta olmak üzere bilimde gelişmiş ülkelerde var olduğuna dair yazılar yazanlar oldu.

Öksüz'ün de dediği gibi Amerika'da Asistan Profesör, İngiltere'de Lecturer denen Yardımcı Doçent kadrosuna Kıta Avrupa'sında Habilitasyon deniyor. Habilitasyon, doktora sonrası ders yeterlilik, araştırma ve öğretim alanlarında bilimsel bir konuyu bağımsız olarak temsil etme kabiliyetini ispatlamak için alınan bir derece.

Buradan da anlaşılacağı üzere yardımcı doçentlik kadrosu bizde olduğu gibi tüm dünyada da var olan bir kadro türü. Biz bunu biraz "Türk işi" hale dönüştürmüşüz. Atanma kriterlerini çeşitlendirmiş, dünyada örneği olmayan dil kriterleri koymuşuz; kriterleri işimize geldiği gibi eğip bükmüşüz hatta bazı üniversitelerde kriter bile koymamışız. Aslında sorun yardımcı doçentlik kadrosunda değil bir standardın olmayışında.

"Yardımcı doçentler bölümlerin yükünü çekerler". Kimsenin girmek istemediği derslere girmeleri gereken saatlerin fevkinde girerler, lisansüstü danışmanlık almak için sıra beklerler, laboratuvarlar onlardan sorulur vesaire. Bu ağır yüke işi öğrenmek adına katlanırlar.

Tüm bunların yanında doçentlik öncesi çalışmalardan mütevellit akademik yaşamdaki en yoğun bilimsel faaliyet dönemine tekabül ettiğinin altını da çizmek lâzım.

Umudum o ki yardımcı doçentliğin lüzumlu olup olmadığına dair yürütülen bu tartışma topyekûn Türk üniversite sisteminin sorgulandığı ve üniversal manada yeniden yapılanmasına doğru genişleyen bir tartışmaya evrilir.

Aksi takdirde, yardımcı doçentlik kadrosunu kaldırarak Türk biliminin ilerleyeceği zannedilir, yardımcı doçentler mağdur edilirse kaybeden yine Türk üniversitesi olur...

Eğer yeni bir sistem tasarlanacaksa Batı'daki başarılı örneklere bakmak yeterli...

**************

Emeklilik herkesin hakkı...

Bazen insanın kontağı kapatacağı zamanı kestirmesi lâzım. Neticede her şeyin bir sonu olmalı. Emeklilik denen bir aşama var ve bu herkesin hakkı...

Bunun farkında olmazsanız Allah muhafaza Hayrettin Karaman'ın düştüğü duruma düşebilirsiniz. Yakın çevreniz sizin için üzülürken karşı mahallenin de diline düşersiniz.

Karaman'ın kadın-sigara-edep eksenindeki son içtihadını en vahim kısmı olan "Siz benim başımı örttüğüme bakmayın, benden ümidinizi kesmeyin, sizinle paylaşacağım daha çok şeyim var" cümlesi sadece sigara içeni "edepsizlik" ile suçlamıyor, başörtüsü ile bir dünya görüşünü benimsemiş insanlara salt sigara içtiği için açık bir şekilde hakaret içeriyor.

Karaman'ın kadının sigara içmesini "karşı mahalleye kaş-göz" retoriğine bağlaması bu kafanın kadına bakışının doğal bir sonucu. Yeni değil...

Bu kafanın kadının yaptıklarını "edep" terazisine vurmadaki gayreti hepimizin mâlumu. Zannedersiniz ki edep denilen kavram sadece kadına inmiş bir emirdir.

Şu yazıyı hükümete muhalif olduğu bilinen bir gazete veya yazar yazsaydı, o yazarın ve gazetenin hali ne olurdu bir düşünün...

Burada da olaylar karşısında "neyi" değil "kimin" yaptığına odaklanma hastalığını görüyoruz.

Birkaç ufak itiraz dışında çıt yok.

Kendi haremine yapılan hakarete bile "yandaşlık" uğruna sessiz kalan bu tavır, sadece acınasıdır...

 

  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları
28 gün önce
133 gün önce
147 gün önce
196 gün önce
202 gün önce
209 gün önce
259 gün önce
280 gün önce
287 gün önce
315 gün önce
322 gün önce
329 gün önce
343 gün önce
350 gün önce
364 gün önce
371 gün önce
378 gün önce
385 gün önce
448 gün önce
469 gün önce
483 gün önce
525 gün önce
532 gün önce
552 gün önce
579 gün önce
616 gün önce
630 gün önce
658 gün önce
665 gün önce
672 gün önce
756 gün önce
791 gün önce
882 gün önce
896 gün önce
966 gün önce
994 gün önce
1008 gün önce
1064 gün önce
1085 gün önce
1204 gün önce
1211 gün önce
1218 gün önce
1225 gün önce
1232 gün önce
1239 gün önce
1253 gün önce
1267 gün önce
1274 gün önce
1309 gün önce
1323 gün önce
1330 gün önce
1337 gün önce
1379 gün önce
1428 gün önce
1456 gün önce
1491 gün önce
1505 gün önce
1526 gün önce
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=