Lütfen bekleyin..

Yalçın Taze

Yeni strateji; tümdengelim!

11 Haziran 2017, 00:28

Türkiye, siyasal ve sosyal olarak büyük bir yıkım yaşadı. 15 Temmuz darbe girişimi -çok şükür ki- başarılı olmasa da topyekûn yaşadığımız travmanın temel sebebi.

Nasıl bir travma mı? Bakın etrafınıza; toplumun genelinde septik bir hava hakim. Takiyede tavan yapmış bir örgüt, her ne kadar yıllarca yüksek sesli uyarılara matuf olsa da, devlet içindeki, dahası sosyal yaşam içerisindeki hareket kabiliyeti, kişileri kendi ilişkilerini dahi sorgulamaya itiyor. Yalnız Ak Parti iktidarının değil, hatta yalnız muhafazakar kesimin değil sosyal demokrat yapılanmaların dahi intisap ettiği bu teolojik örgüt, komşuluk, akrabalık ve arkadaşlık ilişkilerini sorgulatıyor. 

Tam bir paranoya hali!

Bu kuşkucu tavrı en çok yaşayan, yaşayan en büyük organizma devlet tabi ki. Ama en küçük toplumsal birlikteliklerden en büyük örgütlü yapılara kadar her kesimde yansıması derin...

FETÖ ve hain darbe girişiminin sosyolojik etkileri daha uzun yıllar izlenecek gibi ancak uluslararası siyaset de bu girişimin etkileri ile şekilleniyor.

Aynı septik tavır devletlerarası ilişkilerde de hakim.

Bu tavra sebep, yıllarca Türk hükümetlerinin bu örgüt lideri ve bu örgüte ciddi referansları muhakkak.

Batı'da inanan ve inanmayanlarla, yani Türkiye'de olduğu gibi yaşananları bir piyes olarak addeden ya da iktidarın asla dahli olmadan maruz kaldığını kabul ederek bir ilişki ağı yeniden kuruluyor.

Bu coğrafya çok büyük ve derin bağıtlarla kurulan ilişkilere sahip. Bu bağıt ve bağlantılar klişe bir tabirle domino etkisine neden olacak türden.

Bakın Körfez'de yaşanan gelişme ve İran'da yaşanan terör saldırıları, Türkiye'ye had bildirme gayretinin ikinci perdesi. İlk perde 15 Temmuz'da, bir dönem Sovyetleri sınırlamak için kullanılan ılımlı İslam projesinin, geçtiğimiz ay bu dünyanın kalıcı olmadığının bir kanıtı olarak göçen Brezinski'nin projesinin bir yansıması olarak karşımıza çıktı. Devletimizin değil o gece sokakta milletin mukavemeti ile engel olduğumuz proje bir tümevarımdı. Türkiye merkezli bir senaryo, yani akrabalık bağları, dini ve kültürel bağlarla tüm Ortadoğu'ya sirayet edecek bir darbe planı işlevsiz kılındı.

Ya da Ortadoğu'ya dair başarısızlıktan bir başarı mı umuldu, zaman gösterecek. En azından eli kanlı bir örgütün milletin iradesine tasallutu engellendi.

Şimdi yaşananlar ise çevreden merkeze bir stratejinin varlığını işaret ediyor. Bir tarafta Suriye'de yaşananlar diğer tarafta Katar ile komşularının ilişkilerini kesmesi ve son olarak bölgesinde dini terör örgütlerine desteği yadsınamaz bir ülke olarak İran'ın teröre muhatap hale gelmesi.

Bu coğrafya Amerikalı ve Avrupalı jeopolitika kuramcılarının bahsettiği gibi "dünya merkezi"ni çevreliyor. Bizlerin "Kafkasya" olarak nitelediği coğrafya için dünya merkezi tanımı dahilinde ülke politikaları belirleyenler yeniden sahnede. Çok uzak değil, bizler Ortadoğu'ya bakarken dünyanın merkezinde yeni bir kaos çıkabilir.

15 Temmuz'da istikrarından olan Türkiye de bu noktada kilit rol oynuyor. Bu bilinçle geçtiğimiz günlerde bir İranlı yetkilinin bizzat ilettiği sözler önemli; "bu coğrafyadaki her sorun bizleri aynı oranda etkileyecek. Bu bakımdan ülkelerimiz birlikte hareket etmeli"

Bakın, İran Dışişleri Bakanı'nın "ani" ziyareti de bu açıdan önemli. Bir doğrudan istişare kanalı açmak, diğer devletlerin dahli ile ortaya çıkabilecek ihtilaflarda yanlış anlaşılma ve açıklamaların önünü almak için zımni bir mutabakat ile geldi.

19 Mayıs'taki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Ruhani'nin, yani uluslararası alanda ılımlı olarak addettiğimiz "beyaz sarıklılar"ın yeniden seçilmesi de İran'ın bir önlemi denebilir. İran'da görevi süresince uluslararası tansiyonu yükseltmeyi ustalıkla başarmış olan Ahmedinejad'ın adaylığının veto edilmesi de İran'ın, gerilim siyasetinden kaçma çabasının bir parçası.

Ancak, seçimlerden iki hafta sonra İran lehine yaptığı açıklamalar nedeniyle(!) Katar'ın terör bağlantısı ile suçlanarak izole edilmesi ve İran'ın adeta Suriye'de daha etkin olmasını sağlamak ve çevresinde, uluslararası alanda İran'ı bir karşıt haline getirmek için batı destekli bir terör örgütü tarafından saldırıya maruz kalması bu coğrafyada yeni bir oyunun parçası.

Türkiye'yi merkeze alarak planlanan kaos ortamı başarılı olamadıysa, çevreden merkeze, bir taraftan körfezdeki "kıymetli dost" Katar'a uygulanacak baskı ile, bir taraftan da her ne kadar tarihsel bir komşuluk ilişkisine sahip olsa da mezhepsel ayrılıklar nedeniyle çok defa Türkiye ile  karşı karşıya gelmiş İran'ın Suriye'de daha etkin olmasını sağlayarak Türkiye'ye başka türlü bir tazyik uygulanmaya çalışılıyor.

Tabi işin bir de "iç" unsurları var. Dün Batman ve Şırnak'taki terör saldırıları, KCK'nın silahlı alt birimlerinden olan ve son dönem megapol ve metropol saldırıları ile adından söz ettiren TAK'ın yeni eylemler ile ilgili açıklamaları, FETÖ ile mücadelenin sulanmasına sebep adlı ve siyasi bürokrasi de uygulanan tazyike el veriyor.

15 Temmuz darbe girişimine karşı yaklaşım esas alınarak kurulan yeni uluslararası ilişkilerde hükümetin, hali hazırda suçlamasına sebep birçok neden varken, çıkarılacak bir İran meselesinde "taraf" olmaya zorlanması ve Katar sorununda safını belli etmesi istenerek Türkiye'nin içeride ve dışarıda zayıflatılması temel gaye kanaatimce.

Son 10 günde bu coğrafyada yaşananları darbe girişiminden ayrı okumak eksik olur. Bakın, bu yeni yöntem de işe yaramazsa doğrudan Dünya'nın merkezinde yeni bir kargaşa Türkiye'de Batı'nın istediği sonucu verecektir.

"Bizim çocuklar bu defa başaramadı" diyen ABD, aşağı mahallenin çocukları ile iş görmeye çalışacaktır.

Bu aşamada yapılması gereken, siyasi ya da ekonomik rant uğruna ayrışmalardan uzaklaşmak ve bu yeni mücadele için bir an evvel psikolojik siperleri kazmaktır.

 

  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=