Lütfen bekleyin..

Yalçın Taze

İşine Geldiği Kadar

02 Mayıs 2017, 16:08

Anayasa değişikliğinin halkoylamasında Yüksek Seçim Kurulu dahli ile “evet” lehine sonuçlandığına dair bir kanaate sahibim.

Yalnız da sayılmam! “Hayır” diyen birçok insan gibi…

YSK’nın son dakika yaptığı değişiklik ile mühürsüz oyların da sayılması muhakkak ki sonucu etkiledi. Hem Türkiye için hem de Ak Parti ve MHP için “hayati” önemi olan bu referandumda, bir şekilde “evet”in kazanacağına dair toplumda da bir algı oluşmuş, oluşturulmuştu.

Buna benzer algılarla daha önce defalarca birçok “kazanç” elde edildi. Çaresizlik üzerine kurulan bu algı yıllardır Ak Parti’nin kazancının temel taşını oluşturuyor.

İktidar cephesinden ve MHP’den “ne olursa olsun kazanmak zorundayız” sözlerini çok duydum; ki bu dahi, kendileri için nasıl bir sorunun mevcut olduğunu ve kazanmak için her şeyi yapabileceklerini göstermişti.

Mesele “salt çoğunluk” olunca bu sözler “evet” cephesini tamamen zan altında bırakıyor belki ancak, %50+1 olarak formüle edilen bu sistemin kendisi de sorunlu.

Referanduma temcit pilavı muamelesi yapmak niyetinde değilim, fakat bugün “filli” olarak ilk emaresine, yani Cumhurbaşkanının parti üyeliğinin gerçekleşmesine tanık olunca, referandumu da konuşmak gerektiğini düşünüyorum.

Cumhurbaşkanı bugün alkışlarla “de facto” olarak devam ettiği partililiğine son verdi ve partililiği hukuki bir boyut kazandı. Artık sözde değil özde de tarafsızlığını yitirdi.

2014 yılında seçimle gelen cumhurbaşkanı, o tarihten bu yana hiç tarafsız olmadı. Bu eleştiri üzerine iktidar tarafından duyduğumuz ilk savunma “şu, bu, o da partili değil miydi” şeklinde.

“Ben siyasetten hiç anlamam / hiç ilgilenmiyorum” diyen her insanın, siyasetin beşeriyetin bilimi olmasından mütevellit, bir siyasi görüşü benimsediğini kabul etmek gerek!

Ne yani; insana ve yaşama dair hiçbir görüşe mi sahip değilsin? İmkansız!

Bu açıdan bakarsak siyaset, her insan için bir değerler yargısı bütününü oluşturuyor. Bu yargılar sistemleştiğinde ideoloji ya da siyasi görüş, ideoloji ya da siyasi görüş örgütlendiğinde siyasal baskı grupları ortaya çıkıyor. İşte tam da bu nedenle iktidarın mesel olarak gösterdiği her isim aslında partili.

Gökten zembille inmedilerse…

Özal partili değil miydi? Elbet bir siyasi görüşe sahipti.

Ya Demirel? Muhakkak ki o da… Ancak burada asıl sorunsal, temsil ettikleri makamın hükmü sırasında ne derece partili davrandıkları, toplumun tümünü temsil etmeleri gerekliliği ile her görüş ve siyasi yapıya olan yakınlık ve uzaklıkları…

“Anayasayı” tanımıyorum diyerek, anayasal olarak tarafsızlık ilkesini de hiçe sayan Sayın Cumhurbaşkanının bugüne kadarki yaklaşımı, Özal ya da başka örneklerle arasındaki farkı ortaya koydu.

MHP Genel Başkanı Bahçeli’nin “fiili durum”u ve bu fiili durumun sebep olduğu siyasi karmaşayı sona erdirmek savunusu ile dahil olduğu (!) bu başkanlık meselesinde Özal’ın tavrı nasıldı?

“Başkanlık Türkiye’nin önünü açacak” minvalinde sözler söylerlerken bir fiili durum ortaya çıkarmış, anayasayı ayaklar altına almış, kendi taleplerini öncelemişler miydi?

Varsa birisi göstersin bizlere.

Özal ve öncesinde Demokrat Parti geleneğinden kimi isimleri çokça duyuyoruz kendilerinden. Rol model alıyor, onların mağduriyetini, kendilerinin 3-5 aylık mağduriyetini destanlaştırmak için kullanıyorlar.

Başkanlık meselesinde de böyle.

Lakin, işlerine geldiği kadar!

14 Haziran 1950 seçimleri ile iktidara gelen, 1947 yılındaki genel kurulunda “Hürriyet Misakı” isimli bir mutabakat ile “devlet başkanlığı ile parti başkanlığını birbirinden ayrılması” gerektiğini savunan, partili cumhurbaşkanlığının nihayete ermesine vesile olan Demokrat Parti’yi, kimi meselelerde referans alıp, işine gelmeyen meselelerde göz önünde dahi bulundurmamak da nedir?

İşine geldiği kadar…

  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=