Lütfen bekleyin..

İsmail Şahin

Anne Vatan...

01 Mayıs 2017, 00:01

"Hâlâ anneciğim diyorum sana. Oysa ihtiyar bir adamım ben. Saçlarım ağardı çoktan. Değnekle yürüyorum sokaklarda. Görme yeteneğim de zayıf. İki yıl olmadı yeni gözlük alalı; gene de, duraklarda güçlükle görebiliyorum yaklaşan otobüslerin numaralarını. Gözlükçüye gidip şikayet ettim geçenlerde. Gözlüğünüzde kusur falan yok; görme yeteneğiniz değişiyor sadece, diyor gözlükçü. Görme yeteneğim mi değişiyor, çevremde gördüklerim mi değişiyorlar, bilmiyorum; bildiğim bir şey varsa, gözlerimde değişmeyen bir sen kaldın, Anne. Seni kırkbeş yıl öncesi gördüğüm gibi görüyorum hâlâ. Kırk beş yıl!..."

Bilemiyorum, Cengiz Dağcı'yı "Anneme Mektuplar"ından ötürü mü seviyorum?

Belki evet, ama ilk okuduğum eseri o değildi...

Yıllar önce "Yurdunu kaybeden adam"ı okuyarak tanımıştım. Onu tanıyana kadar benim için roman Türk romanı, biraz Ruslar ve diğer klasikler ve tabii bir de Aytmatov.

Dağcı'nın romanları onların arasında, kendi halinde; sakin ve kendinden emin bir halde, keşfimi bekliyordu: Yurdunu kaybeden adam, korkunç yıllar. Onlar da insandı, Genç Temuçin... O kadar bizdendi ki... Şimdi anlıyorum. Dağcı'nın romanlarındaki "Gurbet" iklimi beni kendine çekiyordu.

Sonra, Anneme Mektuplar...

O satırlarda anne sevgisinden güçlü bir şeyi öğrenmiştim; Anne hasreti... 21 yaşında görmüştü annesini en son. Sonra kopuş. Topraklarına "çökmüş" bir devlet için savaşmak en acısı. Ve esaret. Hem de en koyusundan.

En zoru ise hasret...

Dağcı'nın "Anne hasreti" bu savaşla başlar. Savaş ve esaret yıllarındaki ayrılığa dayanılabilir. Lakin barışta?... Kendisi İngiltere'de iken annesi Kırım'da hâlâ esirdir. Elini uzatır ama bir türlü tutamaz.  Dağcı'nın yurduna, annesine ve "o topraklar"a hasretini tüm romanlarda görmeniz mümkündür.

Kendini anlatır aslında... Romanlarındaki ıstırap, zulüm, yorgunluk, soğuk ve uzun yürüyüşlerin tasvirini bizzat kendi yaşam pratiğinden aldığını biliyoruz. Alman esir kamplarında edindiği "tecrübe"yi aktarır bize... Anladığınız üzre gündemin sıkıcılığından kaçmak için Dağcı'ya sığındım... Tatlı Türkçesi, tonton ihtiyar haliyle onu bir kez daha dinledim... Çektiklerini o kadar "sıradan" bir şeymiş gibi anlatıyordu ki. Rusya'dan Polonya'ya uzun yürüyüşünü. Foseptik çukurunda geçirdiği aç ve soğuk günlerini. Öldürülme korkusu ile geçirdiği ayları; 70 yıl yaşadığı hasreti... Kendisine 70 yıl görmediği kardeşinin video görüntüsü gösterilince yüzünün aldığı şekil beni en çok etkileyen sahneydi: Şaşkınlıkla karışık bir duygu yoğunluğu, ağlamamak için kendini tutuşu... Edebiyatçı değilim, sanat eleştirmeni de. O yüzden kitap benim için sadece okumak için değildir; sevmenin de bir aracıdır, taraf olmanın da.

Bu sebeple severim Cengiz Dağcı'yı, bana hasreti, anneyi, yurdu; kendi ülkemin yazarlarından daha güçlü bir şekilde anlattığı için...Yazının başında da dediğim gibi Dağcı'yı ifade eden iki şey var Anne ve Yurt hasreti.

 Yurt da anne değil midir zaten?

***

EN BÜYÜK CEZA... Necip Fazıl'ın en sevdiğim dizelerinden biridir: "Benmişim kendime en büyük ceza!" der. Nedense MHP yönetiminin icraatlarını okuyunca aklıma hep bu dize gelir... 2018'de yapacağı kongreye hazırlanan MHP'den önce üyeliklerle ilgili ilginç haberler geldi. MHP'ye üye yapılan AKP'liler, seçimi garantilemek için Ülkücüye kapatılan fakat akrabaya açılan üyelikler rutinimiz oldu.

Şimdi de delege haberleri geliyor.

Geçirdiği kalp ameliyatı sonrası yatağında bile MHP'yi konuşan kırk küsur yıllık MHP'liyi bir muhalif adayın toplantısına gitti diye delegelikten atmışlar.

İstanbul'da İl Ocak Başkanlığı, Belediye ve Milletvekili adaylığı yapan, ömrü bu partiye hizmetle geçmiş bir isim İlçe seçimindeki "muhtemel" tercihinden dolayı delegelikten tart edilmiş.

Örnekleri çoğaltmak mümkün.

Tam bu sırada ajanslar flaş haber geçiyor: MHP ile AKP seçim barajının düşürülmesinde anlaştılar.

İlahi bir tesadüfle, HDP'nin anketlerde belirtilen oy oranına tekabül eden "baraj" iddiaları, referandum sürecinde "hayır" verenlerin "HDP ile hareket etmekle" suçlandığı hatırlanarak yorumlanmalıdır.

Ülkücü partiden uzaklaştırılırken HDP'yi Meclis'e taşımaktan başka işe yaramayacak "baraj" denklemleri ile paçayı kurtarma derdine düşüldüğüne göre MHP cenahında durum görünenden daha vahim.

Klişeyi tekrarlıyorum: Necip Fazıl haklı beyler!..

  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları
228 gün önce
326 gün önce
354 gün önce
431 gün önce
493 gün önce
500 gün önce
507 gün önce
557 gün önce
578 gün önce
585 gün önce
613 gün önce
619 gün önce
626 gün önce
640 gün önce
647 gün önce
661 gün önce
668 gün önce
675 gün önce
683 gün önce
746 gün önce
767 gün önce
780 gün önce
823 gün önce
829 gün önce
850 gün önce
877 gün önce
914 gün önce
928 gün önce
955 gün önce
962 gün önce
970 gün önce
1004 gün önce
1053 gün önce
1089 gün önce
1095 gün önce
1138 gün önce
1180 gün önce
1193 gün önce
1221 gün önce
1263 gün önce
1291 gün önce
1305 gün önce
1361 gün önce
1382 gün önce
1501 gün önce
1509 gün önce
1515 gün önce
1522 gün önce
1529 gün önce
1537 gün önce
1551 gün önce
1564 gün önce
1572 gün önce
1606 gün önce
1621 gün önce
1628 gün önce
1635 gün önce
1676 gün önce
1726 gün önce
1753 gün önce
1789 gün önce
1803 gün önce
1824 gün önce
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=