Lütfen bekleyin..

İsmail Şahin

Türkeş, bilim ve kimsesizliğimiz…

26 Aralık 2016, 00:31

Bu hafta Saleh Sultansoy Hoca ile eskileri konuştuk.

Türkiye’ye nasıl geldiğinin hikâyesini dinledim kendisinden. Tevazu uğruna tarihin karanlığına hapsedilemeyecek hikâyelerden birini dinledim ondan. Türkeş’e erişemeyen genç nesillerin onun ilim adamına bakışını görmeleri açısından yazılması lâzım olan bir hikâye idi. Ve tabii ki Türk’e ve Türk Milliyetçisine olan sevdasını ve hassasiyetini görmeleri açısından…

Yıl 1993.                                                              

Türk Dünyası Kurultayı için Prof. Dr. Saleh Sultansoy merhum Elçibey tarafından Türkiye’ye gönderilir. Saleh Hoca kurultayın “Bilim ve Teknoloji” oturumunda bir sunum yapar. Sunum Başbuğ’un dikkatini çeker, Hoca orada Başbuğ ile tanışır.

Başbuğ’un himayesinde yapılan kurultaylarda sadece şiir okunup, Turani nutuklar ir’ad edilip dağılınamazdı. Amaç sadece demir dövmek değildi o kurultaylarda. Türk dünyası arasında köprüler kurmaktı.

Türk dünyasında kurulacak bilimsel köprünün ne anlama geldiğini Saleh Hoca gibi bilim adamlarının yanı sıra Başbuğ’da farkındaydı.

Nitekim “Bilim Kenti” projesine nasıl sahip çıktığını konuyla ilgisi olanlar bilir. Ülkücü bir proje olarak “Bilim Kenti”  meselesine başka bir yazıda mutlaka değineceğiz.

Neyse dönelim Hoca’nın hikâyesine.

Hoca’nın bilim adamı kimliği belli. Dünyanın tanıdığı bir isim. Şu anda Cern’de çalışma yürüten önemli isimlerden biri. H-İndeksi TOBB ETÜ’ye geçmeden önce 35’ti, hemen hepsi SCI’de taranan 500’e yakın makale. Gittiği ve akabinde Milliyetçi kimliğinden ötürü kovulduğu bütün üniversitelerin Cern Atlas deneylerine katılımlarını sağlayan bir isim Sultansoy.

Neyse bu bahsi uzatmayalım.

Hasılı hoca bilimsel çalışmalarını Türkiye’de yürütmek ister. Bununla ilgili girişimlerde de bulunur. Nihayet Ankara’daki önemli bir üniversiteden bir davet alır. O da davete icabet edip Türkiye’ye gelir. Aradan iki ay geçer lâkin Üniversiteden bir dönüş olmaz. Kendisine davetiye gönderenler ortadan kaybolur, telefonlara çıkmazlar, randevu verilmez.

Hoca Ankara’nın ortasında kala kalır. Azerbaycan Elçiliği de hocaya ilgisiz kalır.

Türklerde bilim adamına karşı ilgisizliğin genetik bir faktör olduğu bir kez daha ispat edilmek üzeredir.

O zamanlar da bugün gibi Milliyetçi öğretim üyelerinin üniversitelerde dinleyeni, işlerini kovalayanı yoktur. Ama bugünden şanslıdırlar, Başbuğ vardır.

Doğal olarak, meseleden haberdar Ülkücü akademisyenler Saleh Hoca’yı alır Başbuğ’un kapısına dayanırlar. Durumu anlatırlar: “böyleyken böyle Başbuğum, medet!” derler. Hoca biletini almış, geri dönecek. Dönünce de, Japonya’ya gitmeyi düşünmektedir. Çünkü Japonya’dan da davet almıştır.

Başbuğ Hoca’ya “bir hafta bekle, ben ilgileneceğim” der. Hoca “biletimi aldım Başbuğum, gitmem lazım” demeye çalışır, lakin Başbuğ kararlıdır “biletini ertele!” der.

Talimat alınmıştır, Hoca bileti erteler.

İki gün sonra…

Hoca’nın telefonuna çıkmayan üniversite yetkilileri: “Neredesin Hocam, seni aramaktayız!” minvalinde özür cümleleri ile arz-ı endam eyleyiverirler.

Büyükelçilik de Hoca’nın Azerbaycan için önemli bir bilim insanı olduğunu hatırlayıverir.

Ve Saleh Sultansoy’un Türkiye macerası başlar…

Hoca bir müddet sonra, üniversitenin ve elçiliğin Hoca’nın önemini birden bire nasıl kavradığını öğrenir.

Her şey Başbuğ’un odasından çıktıktan sonra başlamıştır. Başbuğ önce Elçi’yi arayıp “Hoca ile neden ilgilenmiyorsunuz!” diye fırçayı atmıştır.

Fırça yeme sırası Hoca’yı çağırıp yüzüne bakmayan üniversite yetkililerindedir. Başbuğ Rektörü arar: “Saleh Sultansoy bize Elçibey’in emaneti önemli bir bilim adamıdır, hem davet edip hem de nasıl bekletirsiniz!” minvalinde cümlelerle ihtarını çeker.

Başbuğ farkı bu…

Bu fark Türkiye’ye uluslararası alanda saygın bir bilim adamını ve Türk deyince deyim yerindeyse “cezbe” geçiren bir Türk Milliyetçisini kazandırmıştır.

Bugün de dün gibi Türk Üniversitesi’nde Türk Milliyetçilerinin söz hakkı yoktur. Bugün de dün gibi Üniversiteli Ülkücülerin birbirinden başka kimsesi yoktur.

Lakin bizim bahtsızlığımız bir Başbuğ’a da sahip olmayışımızdır…

 

  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları
43 gün önce
50 gün önce
107 gün önce
128 gün önce
135 gün önce
163 gün önce
169 gün önce
176 gün önce
190 gün önce
197 gün önce
211 gün önce
218 gün önce
225 gün önce
233 gün önce
296 gün önce
317 gün önce
330 gün önce
373 gün önce
379 gün önce
400 gün önce
427 gün önce
464 gün önce
478 gün önce
505 gün önce
512 gün önce
520 gün önce
603 gün önce
639 gün önce
730 gün önce
743 gün önce
813 gün önce
841 gün önce
855 gün önce
911 gün önce
1051 gün önce
1059 gün önce
1065 gün önce
1072 gün önce
1079 gün önce
1087 gün önce
1101 gün önce
1114 gün önce
1122 gün önce
1156 gün önce
1171 gün önce
1178 gün önce
1185 gün önce
1226 gün önce
1276 gün önce
1303 gün önce
1339 gün önce
1353 gün önce
1374 gün önce
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=