Lütfen bekleyin..

İsmail Şahin

O fotoğraf

26 Eylül 2016, 11:48

O fotoğraf sosyal medyaya düşünce önce fotoğrafa kızanlara üzüldüm. Sonra çocuklarımıza, sonra o çocuğa...

Başka fotoğraflar geldi gözümün önüne.

Ali Bülent'in yeğenleri ile fotoğrafı, bir o kadar mahsun bir o kadar yakışıklı. Hani idamının bir hafta ertelenmesine "hatmimi tamamlayacağım!" diye sevinen Ali Bülent...

Oğlum geldi gözlerimin önüne. Bir sabah takım elbisesi ile. "Nereye evlat?" sorusuna verdiği cevap: "Şehit cenazesine".

O gün büyüdüğünü anladım.

Biz de şehitlerle büyümüştük, Mustafaların, Selçukların, Ali Bülentlerin hikâyeleri ile.

Cezaevi kapılarına yardım taşıyarak, savcılardan bin bir torpil, yalvarışlarla aldığımız izinlerle cezaevindeki ağabeylerimize yaptığımız ziyaretlerle.

Çocuklarımız da şehit ailelerinin acılarına teselli olarak, cenazeleri omuzlayarak büyüyor. Baba ve anaların kaderi çocuklarına sirayet edermiş. Mücadele veraseten intikal eden bir hâle dönmüş. Buraya dikkat: "Mücadele" diyorum, "politika" değil.

Çocuklarımıza neyi öğrettiysek onu bilir. Bir çocuk, ebeveynden gördüklerini "modeller", büyüdükçe bu modelleri kontrol eder, eleyerek veya içselleştirerek yoluna devam eder. Burada önemli olan "kontrol" mekanizmasıdır. Biz Ülkücüler için bu mekanizma, Türk-İslâm Ülküsü'nü oluşturan değerler silsilesidir. Başkaları için de başka bir şey...

Mesele budur.

Biliyorum, çoğumuz bugün bildiklerimizi çıktığımız yolda öğrendik. Anası "ümmi", babası "okur-yazar" biri olarak biliyorum ve yaşadım ki bir büyük adamın yaktığı çoban ateşinin peşine düşerek başladık öğrenmeye.

 "O çocuğun bir suçu yok" dediğimde kızdı çoğu arkadaş bana. Evet, suçu yok çünkü "gördüğü" bu.

Yanlış anlaşılmasın masadaki nesneden bahsetmiyorum. O, işin sadece ayrıntısı...

Mesele "danışılacak" pozisyona yükseldiği hareketin geleneklerinden bîhaber olmasıyla alakalıdır. "Danışmanı olduğum hareketin gelenekleri nelerdir?" diye merak etmemesi veya bu gelenekleri "önemseme" ihtiyacı hissetmemesi "onlar eskidendi" yanılsamasının ürünüydü ihtimal.

İdarecinin çocuğu olmanın verdiği özgüvendi belki. Belki de idareci "ebeveyn"den aldığı, en hafifinden "artık değişti" izleniminin sonucuydu o görüntü.

Fotoğrafın sonuçlarına, tepkiye bakılırsa değişmemişti değişti sanılan şeyler. Onlar için "acı bir tecrübe" oldu bu süreç.

Bizim için de acı bir tecrübe oldu. Merkezî tavırda bir değişim olmadığını gördük: Karabudun söylenir, Akbudun yaşamaya devam ederdi.

Öyle de oldu.

O fotoğrafın kahramanı, siz bu yazıyı okurken, kuvvetle muhtemel, kendisi gibi danışmanlıkta mahir, beraber büyüdüğü, diğer "dava önderlerinin" akraba ve taallukatı ile birlikte meclise doğru yola çıkacak ve hareketimizi aydınlık ufuklara doğru yönlendirecek...

Karabudun mu?

Vazifeye devam. Elde afiş, dilde türkü çalışmaya devam edecek. "Milliyetçi Türkiye aha şu virajı dönünce karşımıza çıkacak" diye işaret buyuran "dava" adamlarının peşinde yola devam edecek. Çocukları şehit cenazelerine, üniversite koridorlarında hainlerle mücadeleye, Fıratlara ağlamaya devam edecek...

Hayatta herkesin bir vazifesi var azizim: Kimisi Fırat olacak, kimisi Orhun...

Sahi rüyamız neydi?

O fotoğrafı görünce aklıma Dücane Cündioğlu'nun "İbrahiminki bir düşün eseriydi, ya seninki?" isimli yazısı geldi. Şöyle yazmıştı yıllar önce bugünü tarif eder gibi:

"Elinde rüyasından başka ne vardı?

Hiçbir şey!

Sadece bir rüya. Bir rüya uğrunaydı her şey. Sade bir rüya için.

Adamı adam edecek tek şeydir rüyası!

İşte bu nedenle sana, kurbanın nedir, diye sormuyorum ey Talib, sen asıl rüyanı söyle! Kendi rüyanı.

Görülmeye değer neyin var ki kesebilesin, kesmekle mükellef olasın? Neyi gördün ki neyi keseceksin?

Başkalarının rüyasını konuşmayı bırak da söyle, senin rüyan ne?

Düşlerinde, görülmeye değer olanı görebiliyor musun ki kesilmeye değer olanın dedikodusunu yapıyorsun?

Elindeki bıçağı göre göre sana koşan sevgiliyi mi gördün düşünde? Bakmaya bile kıyamayacağına mı kıydın?

Ne yazık ki hayır! Rüya da başkalarına ait, kurban da!"

Şu notu düşmüştüm onun altına. Çocuğunuza bir "rüya" veremiyorsanız, verememişseniz "rüyamızı" katletmeyin, çekin gidin!

Sonra sormuştum bu fotoğrafı bize hediye edenlere: Sahi, "rüyamız" neydi, biliyor musunuz?

  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları
80 gün önce
178 gün önce
206 gün önce
283 gün önce
297 gün önce
345 gün önce
352 gün önce
359 gün önce
409 gün önce
430 gün önce
437 gün önce
465 gün önce
471 gün önce
478 gün önce
492 gün önce
499 gün önce
520 gün önce
527 gün önce
535 gün önce
598 gün önce
619 gün önce
633 gün önce
675 gün önce
681 gün önce
702 gün önce
729 gün önce
766 gün önce
780 gün önce
807 gün önce
815 gün önce
822 gün önce
906 gün önce
941 gün önce
1032 gün önce
1046 gün önce
1073 gün önce
1115 gün önce
1143 gün önce
1157 gün önce
1213 gün önce
1234 gün önce
1353 gün önce
1361 gün önce
1367 gün önce
1374 gün önce
1381 gün önce
1389 gün önce
1403 gün önce
1416 gün önce
1424 gün önce
1458 gün önce
1473 gün önce
1480 gün önce
1487 gün önce
1528 gün önce
1578 gün önce
1605 gün önce
1641 gün önce
1655 gün önce
1676 gün önce
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=