Lütfen bekleyin..

İsmail Şahin

Marksizm, Kürtçülük ve Barış Ödülü...

23 Eylül 2013, 00:29

Şöyle tanımlıyorlar kendilerini: Evrensel, tarihsel deney ve birikimlerin ışığında güncel sorunları değerlendirerek, Türkiye’de barışın kazanılması için mücadele etmek.

Kim mi?

Türkiye Barış Meclisi.

Çalışma alanı olarak kendilerine  “Kürt sorunu”nu seçmişler. Bu konuda projeleri de var. Onlar da şöyle sayılmış: Yerel meclisler, anayasada demokratikleşme ve Kürt sorunu konulu toplantılar ve forumlar. Kanaat önderlerini  “etkileme”ye dönük çalışmalar.

Kurucuları arasında Orhan Doğan var. Dönem sözcüsü Hakan Tahmaz, Kurtuluş Sosyalist dergisinden yola çıkıp ÖDP’de uzun yıllar siyaset yapmış bir  “gazeteci”.

Barış Meclisi oluşumu sizin de malumunuz üzere Marksist temelli ve Kürtçü bir yapılanma. Araya  “çeşni”  kabilinden İslamcı ve liberaller de katılıyor. Barış Meclisi bu yıl bir de Barış Ödülü verdi.

Ödülün adı “Orhan Doğan Barış Ödülü”.

Ömrünü 30 bin kişinin katili bir örgütün siyasal mücadelesi ile geçiren bir kişi adına verilen  “barış” ödülü fikri oldukça yaratıcı.

Ödülü veren jürideki Marksist-Kürtçülerin arasına serpiştirilen İslamcı Feminist, Hidayet Şefkatli Tuksal ve Ahmet Hakan gibi isimler fondaki  “demokratik-çoğulcu” görüntüyü tamamlıyor.

Unutmadan, ödül Yaşar Kemal tarafından “Kardeş Türküler” grubuna verilmiş.

Dünyayı kana bulayan bir ideolojiye mensup isimlerle Türkiye’yi kana bulamış bir örgütün  “sempatizanları” nın bir araya gelip  “Barış Ödülü” vermesi hakikaten yaratıcı olmuş. 

Marksist ideoloji, uygulamada Faşizme evrildi. Bu  “evrim”  milyonlarca insanın canına mal oldu. Marksist bir iddia ile yola çıkan PKK da dünyadaki bütün örneklerinde olduğu gibi Kürt ırkçılığına evrildi. PKK’nın  “evrim” i de binlerce vatandaşımızın kanının üzerinde gerçekleşti. Orhan Doğan o sürecin önemli isimlerindendi.

Binlerce insanımızın canına sebep olan bu  “sürecin”  kahramanlarının Orhan Doğan ismi etrafında toplanması şaşırtıcı değil. Tıpkı Marksistlerin yıllarca Rus ve Çin ırkçılığı yaparak “halkların kardeşliğinden”, milyonlarca insanın kanının üzerinde oturarak barıştan bahsetmesi gibi.

Vay o gafillerin haline...

Kendinden olmayana haksızlığı  “meşru”  görmek tehlikeli bir tavır.

Fakat ondan daha tehlikeli olanı bu meşruiyeti  “dini” gerekçelere dayandırmak. İslam dünyasının içine yuvarlandığı  “kaos”u besleyen şey bu...

Kendisini Allah’a adadığını iddia eden birinin üzerine bomba sarıp pazar yerine dalarak  “cennete”  gideceğini zannetmesi, bunun uç noktası. Bundan daha beteri ise bu katliamlara imza atanların birileri tarafından  “şehit”  ilan edilmesi.

Merhamet dininin mensubu olduğunu iddia edenlerin, insanları boğazlaması ve bunu kameralara çekerek yayınlaması, İslam’ın hangi kaidesine dayandırılabilir?

Peki, birilerinin bizimle aynı mezhebe mensup olmamasından yola çıkarak onlara karşı savaşılabileceği fetvasını vermek  “şeriat” ın hangi ilkesine sığdırılıyor?

“Sana darılana git, barış! Zulüm yapanı affet. Kötülük yapana iyilik et!” diyen bir Peygamberin peşinden gittiğini iddia edenlerin, birbirlerini öldürmelerini kutsamasını anlamak mümkün değil.

İslâm, insanın, başkalarını ve kendisini öldürmesini yasaklayan bir din; Şefkat dini. Kendisini ve başkasını öldürenlere adres olarak cehennemi gösteren bir dinin, sivillerin katledilmesine gerekçe yapılması  “şefkat dini”ne yapılan en büyük haksızlık.

Bu durumu Diyanet İşleri Başkanı da sorguluyor: Bizim namazımız, neden bizi kötülüklerden alıkoymuyor? Bizim orucumuz, neden bizi takvaya erdirmiyor toplumlar olarak? Bizim ibadetlerimiz, bizim dualarımız, bizim niyazlarımız neden gözyaşları ve kanın akmasını durdurmuyor?

Güzel soru. Bu sorulara; “Müslümanların gözyaşlarının ve kanlarının akmasını durdurmaktansa, neden kan akıtanlara fırsat tanıyoruz, kucak açıyoruz?” sorusunu eklemek lazım. 

“Elinde Müslüman kanı olanlarla neden el sıkışıyoruz?”  sorusunu da ilave edebiliriz.

Ve “kul hakkına girerek dine ve insanlığa hizmet ettiğini zanneden gafillerin vay haline!” uyarısını da unutmadan...

Yaptığı haksızlığa, hırsızlığa ve döktüğü kana “dini” dayanak eden ve bu tavrı yine “dini” alet ederek savunan sahtekarların İslam dünyasını sürüklediği nokta ortada.

İslam’ı onların elinden kurtarmadan, İslam dünyasının huzura ereceği yok.

İsmail Şahin'i takip etmek için:

https://www.facebook.com/isahinbegen

https://twitter.com/issahintr

  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
bir Türk vatandaşı.
1175 gün önce
Bu işlerle uğraşanlar gitsinler başkayerler bulsunlar kendilerine.Ayrıca İslamiyet prıpoganda ihtiyacı olmayan en son gelmiş ve tüm insanlığı kapsayan bir dindir.Kimseye kalmadı onu savunmak.Ayrıca Orhan doğan adının geçmesi boş işlerle uğraştıklarının göstergesidir.Kıçına yama bulamayan aç köpekler ne zaman barışçı oldular.Kürdistan kurulsa çokmu rahat olacaklar.Gitsiler bakalım ıraktaki kürtlre baksınlar bakalım.Onlarmı rahat beğenmedikleri Türkiyede yaşayanlarmı rahat.Rahat bunlara batıyor.Kaşınan keçi çoban deyneğine sürtermiş arkasını.Birgün gelir rahatlatırlar adamı.Bu Ülke sahipsiz değil.Önce bunu unutmayın ey Akpkk lılar.
Yazarın Diğer Yazıları
34 gün önce
41 gün önce
55 gün önce
76 gün önce
98 gün önce
161 gün önce
182 gün önce
195 gün önce
237 gün önce
244 gün önce
265 gün önce
292 gün önce
328 gün önce
342 gün önce
370 gün önce
377 gün önce
384 gün önce
468 gün önce
504 gün önce
594 gün önce
608 gün önce
678 gün önce
706 gün önce
720 gün önce
776 gün önce
916 gün önce
924 gün önce
930 gün önce
944 gün önce
952 gün önce
966 gün önce
979 gün önce
986 gün önce
1021 gün önce
1035 gün önce
1042 gün önce
1050 gün önce
1091 gün önce
1141 gün önce
1168 gün önce
1204 gün önce
1217 gün önce
1239 gün önce
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=