Lütfen bekleyin..

İsmail Şahin

YÖK, Medreseler ve Felasife davamız...

09 Eylül 2013, 00:18

Yusuf  Ziya Yılmaz’dan bu yana YÖK’ün en büyük iddiası sadece “koordinasyon” görevini üstlenme “arzusu” idi.

Şöyle söyleniyordu: Şimdiye kadar YÖK, ziyadesiyle merkeziyetçi, her şeye müdahale eden bir yapıya sahipti halbuki üniversiteler  “yerinden”  yönetilmeli, YÖK ise akademik sistemde sadece  “koordinatör” olmalı. Daha özerk, daha kendini yönetebilen bir üniversite için ihtiyaç olan  “felsefe”  bu idi.

Haklıydılar.

Çünkü öyle bir üniversite her şeyden önce yönetilebilir değildi. Ziyadesiyle merkeziyetçi idi. Bu merkeziyetçi yapı, üniversiteyi dış, özellikle siyasi müdahaleye açık bir hale getiriyordu. Her şeye burnunu sokan bir YÖK ile üniversite ne bilim yapılabiliyordu, ne de kurumsallaşabiliyordu.

Fakat gel gör ki YÖK son iki başkan döneminde de geçmiş dönemlere benzer bir zihniyetle yönetildi. Merkeziyetçi yapı iyice kök saldı, üniversite üzerindeki siyasi müdahale ağırlığı  “her ile üniversite” projesi ile yerel siyasete kadar indi. Özerklik anılmaz oldu. Varsa yoksa her yere üniversite, mütevelli heyetleri ile üniversiteyi halka açmak. Keşke onları da yapabilselerdi, doğru yapabilselerdi...

Her şeyi yapmaktan asli vazifesini yerine getiremeyen YÖK, şimdi de “müfredat”larla ilgilenmeye başladı. Geçtiğimiz günlerde İlahiyat Fakülteleri’nin müfredatına el atarak “felsefe ve mantık” gibi dersleri azaltan bir karar aldı.

Gerekçe ise bilimsel literatürden ziyade “siyasi” literatüre yakındı: Gençlerin kafası karışıyor...

Şöyle söylenecektir: YÖK düzenleme yapmaz, ilgili alanın yetkili kurulları yapar YÖK’ün onayına sunar. Doğrudur.

Fakat böylesi bir müfredat değişikliğinin sadece bir muhalif oyla kabul edilmesi ve yukarıda özetin özetini verdiğim gerekçe, YÖK’ün ve üniversitelerimizin bu değişikliği talep edenlerden çok farklı bir düşünce atmosferinde olmadığını gözler önüne seriyor. Bütün bu olumsuzluklar arasında YÖK üyesi Durmuş Günay’ın bu karara koyduğu muhalefet şerhi ise bize “her şeye rağmen bu sistemde aklı başında insanların olduğu” ümidini veriyor.

Ömrümüz Osmanlı’nın medreselerde okutulan “Yıldıznâme” dersleri yüzünden battığı “geyiğini” dinlemekle geçti.

Bizi yetiştiren hocalar medreselerin ne kadar “geri” bir eğitim sistemine sahip olduğundan bahseder, bu kurumların içinde pek çok “yobaz” barındırdığını ballandıra ballandıra anlatır; medresede “aklın” olmadığını söyler dururlardı.

Bunun sebebi ise medresenin  “akli” ilimlerden ziyade  “nakli”  ilimlere önem verdiğine olan inançlarıydı. İnançlarıydı diyorum çünkü onlar da tıpkı şu son karara parmak kaldıranlar gibi akıllarıyla değil kendilerine nakledilenlerle hükmediyorlardı.

Halbuki o “yobaz” medreselerde felsefe ve mantık gibi dersler kapatılana kadar okutulmuştu. Evet, Osmanlı’da medreseler bir çok noktada çökmüş bir yapıya sahiptiler lakin o durumlarında dahi “felasife” yani “hikmet ilmi” ne sırtlarını dönmeyi bugünkü ulema kadar akıl edememişlerdi.

Çünkü onların hasbel kader takip ettiği gelenek, üstelik bu topraklarda, bundan on üç asır önce yürüttüğü “tercüme” faaliyetleri ile Aristo’yu batıya öğretmiş, Rönesans’a önayak olmuşlardı.

Birileri felsefe ve mantık gibi derslerin kafaları karıştırdığına inanıyor olabilir. Lakin kafa karışıklığının ortadan kalkması meseleyi anlamakla başlar. Yani, eğer felsefenin dine ve insanlığa zararlı bir şey olduğunu iddia ediyorsanız onu bilmeniz gerekir. Birileri adına bunu bildiğini ve zararlı bulduğunu iddia etmek -üstelik en yüksek akademik kurum tarafından- bilimsel bir yaklaşım olmasa gerek.

Bilinmeyenden korkarak meseleyi çözemezsiniz. Buna en güzel örnek Gazali’dir. Gazali felsefenin “zararını”  felsefe yapmadan bilememiş.

Üstad  “Yaşadım ve bildim”  diyen feylesof gibi düşünmeden reddetmeyi reddetmiştir.

Gazali “düşünce” serüvenini El - Munkız’da çok güzel ifade eder. Felsefenin “tehlikeli” sularında gezindikten sonra tasavvufa ulaştığını anlatır orada. Nakilcilerin kendilerine “siper” ettikleri Gazali fikri serüvenini tüm açıklığı ile anlatırken o kafaya dersler vermekte; “beni yanlış anladınız” demektedir.

Tabii ki buradaki yanlış anlama meselesi de bir seviyeyi, “okuyanlar” ve “akledenler” zümresine ait olma durumunu ifade etmektedir.

İsmail Şahin'i takip etmek için:

https://www.facebook.com/isahinbegen

https://twitter.com/issahintr

 

  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları
15 gün önce
29 gün önce
77 gün önce
84 gün önce
140 gün önce
161 gün önce
169 gün önce
196 gün önce
203 gün önce
210 gün önce
224 gün önce
231 gün önce
245 gün önce
252 gün önce
259 gün önce
267 gün önce
330 gün önce
351 gün önce
364 gün önce
406 gün önce
413 gün önce
434 gün önce
460 gün önce
497 gün önce
511 gün önce
539 gün önce
546 gün önce
553 gün önce
637 gün önce
673 gün önce
763 gün önce
777 gün önce
847 gün önce
875 gün önce
889 gün önce
945 gün önce
1085 gün önce
1093 gün önce
1099 gün önce
1106 gün önce
1113 gün önce
1121 gün önce
1135 gün önce
1148 gün önce
1155 gün önce
1190 gün önce
1204 gün önce
1211 gün önce
1218 gün önce
1260 gün önce
1310 gün önce
1337 gün önce
1373 gün önce
1386 gün önce
1408 gün önce
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=