Lütfen bekleyin..

İsmail Şahin

Bahattin Ağabey…

04 Ocak 2016, 00:01

Bundan yarım asır önce memleketim Çaykara için iki temel meslek vardı, üç değil; imamlık ve kalaycılık.

O da binlerce benzeri gibi imam babasının peşine takılıp Karadeniz’in bir dağ köyünden kopmuş, Ankara’nın bozkırına düşmüştü. Ve yine gurbette yetişen ikinci kuşak Çaykaralıların çoğu gibi tercihini okumaktan yana kullanarak Üniversite tahsil edip memuriyete intisab etmişti.

Maarif teşkilatına girmiş, üslubu ve duruşu ile geleneksel bürokrat tipinden farklı bir bürokrat olmuştu.

Onu 2000’li yılların hemen başında Milli Eğitim Bakanlığı’nın bir odasına sıkışmış olarak buldum. Bir köşeye itilmiş, eğer adam bulunmazsa hatırlanan, ilk fırsatta sistem dışına bırakılacak Ülkücü bürokrat sınıfına mensuptu.

Bırakın fikri, partisi iktidar olup da yüzü gülmeyen bürokrat zümresine mensuptu Bahattin ağabey. “Ülkücü kadro”nun altın yıllarının sona erdiği yıllardı. Sahibi, arayanı soranı yoktu bu zümrenin. Bugünden farklı değildi durum yani.

Her Karadenizli gibi “muhalif” doğduğu için hiçbir zaman iktidarlarla işi olmadı. Anlaşmak için uğraşmadı.

Geçmişte yaşayan değil geleceği yorumlayanlardandı. Hiç 12 Eylül öncesi hatırası dinlemedim ondan. “Ne olacak bu hareket” derdi. Ölüm döşeğinde bile gidişata dertlenirdi kendi derdi azmış gibi.

Sahipsizliği ömrü boyunca yaşadığından ötürü olsa gerek sahibi olmayanların imdat kolu gibiydi. Maarifte bir derdimiz oldu mu ona koşardık. Çözmek için öne düşer, çözemezse söver; hiçbir şey yapamazsa dert dinlerdi. Şanslıydık, bürokraside dert babalarının henüz tükenmediği zamanlardı.

Adîle Sultan’ın dizelerindeki gibi bu cihana itibar etmeyenlerdendi:

“Arif isen etme bu fânî cihâna i'tibâr

Görmedi kimse vefâsın olmadı hîç pâyidâr”

Geçmişte yardımcı olduğu bazı arkadaşlardan arayıp “helallik alalım!” diyenler oldu. Ölüm döşeğindeki bir insandan nasıl helallik isteyecektik? Zaten, yaptıklarının çetelesini tutanlardan değildi. Yaptıklarından “hak” talep edenlerden ise hiç değildi.

Dert ortağımızdı lâkin derdi hiç bitmedi. Kimbilir belki de derdini dinleyecek adam bulamayınca çekip gitmek istedi bu dünyadan.

“Anam da bu hastalıktan öldü, biliyorum ben de bu hastalıktan öleceğim!” demişti birgün; dediğini yaptı. Anası gibi kanser oldu.

İki yıl hastalık çekti, bir “öf” bile demedi. Çünkü fıtratında “şikâyet” yoktu. Şikâyet çözmek için yaşadı ömrü boyunca; çözemediği zamanlar ise ondan iyi şikâyet dinleyen olamazdı. Mantık adamıydı; Kanserin mantığını da çözmüştü zahir.

Ağabeyimdi vesselam; özden öte…

Ölmeden bir gün evvel beraberdik. Konuşmaktan ziyade bakıştık. Onbeş yıl iki konuşkan adam hep konuşmuştuk. Artık susma vaktiydi.

Bir deri bir kemik elini tutup “ağabey görüşürüz, yine geleceğim” dediğimde o alaycı tebessümü dudağında belirmişti.

Her zamanki üslubuyla “nah görüşürüz!” der gibiydi.

Dediğini yaptı.

Çok seviyorum bu çocuğu” demiş giderayak. Her şey bir tarafa, bu son söz koydu bana. Beraber ihtiyarlayacaktık, olmadı.

Mekânı Cennet olsun…

İSLAMCILARIN PSİKOLOJİSİ

Hasan Karakaya ölmüş. Yazılarını okurken yüzümün kızardığı zamanlar olurdu. Çocukların okumaması için linklerini bilgisayar geçmişinden silerdim.

Doğru şeyler yazmaz mıydı? Yazdığı olmuştur muhakkak. Lâkin gazete okurunun kahir ekseriyeti Karakaya’yı yakaladığı haberlerden ziyade köşesinden savurduğu küfürlerden bilir. Üslubu ve olaylara yaklaşımı bir “muharrir”i değil fanatiği hatırlatırdı.

Kemalist ve Sol çevrelerin Karakaya nefretini ideolojik hasımlığa bağlayabiliriz. Lâkin İslamcı ideolojinin değişik renklerinden gelen tepkiler?

Karakaya’ya gelen tepkilerin en şiddetlilerinin eski “yol arkadaşları”ndan gelmesi ise ibretlik. Basit fotomontaj hilesi ile uydurulan bir haberin üzerine atlayanların bir zamanlar Karakaya ile “kompartıman” arkadaşlığı yaptığını düşününce “uzak olsun böyle dostluk!” demeden edemiyor insan…

Her fırsatta “ölülerinizi hayırla yâd edin” hadisi şerifini terennüm eden İslamcıların ölülerin üzerinden hesap görmeye çalışması bu zümrenin psikolojik vaziyetinin çok da iyi olmadığını gösteriyor.

Peki bu yaklaşım tek taraflı mı?

Merhumun da içinde olduğu “kalemşör” takımının benzer durumlarda yazdığı yazılar “hasmın ölüsü”“hayırla yâd etmeme” durumunun İslamcı cenahta “münferit” değil “kronik” bir vaka olduğunu gösteriyor.

Ne diyelim: Allah ıslah etsin…

  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları
28 gün önce
35 gün önce
49 gün önce
70 gün önce
91 gün önce
154 gün önce
175 gün önce
189 gün önce
231 gün önce
238 gün önce
258 gün önce
285 gün önce
322 gün önce
364 gün önce
371 gün önce
378 gün önce
462 gün önce
497 gün önce
588 gün önce
602 gün önce
672 gün önce
700 gün önce
714 gün önce
770 gün önce
910 gün önce
917 gün önce
924 gün önce
938 gün önce
945 gün önce
959 gün önce
973 gün önce
980 gün önce
1015 gün önce
1029 gün önce
1036 gün önce
1043 gün önce
1085 gün önce
1134 gün önce
1162 gün önce
1197 gün önce
1211 gün önce
1232 gün önce
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=