Lütfen bekleyin..

Ali Mert Kutlu

Yakın Geçmiş ve Yakın Geleceğe Bakış

10 Ağustos 2013, 13:41

Seksenlerde yaşanan İran-Irak Savaşı bölge ülkelerinin tamamını olumsuz olarak etkilerken, sonrasında Saddam Hüseyin’in Kuveyt’i işgali ile başlayan Körfez Krizi daha derin ve uzun ömürlü bir krize yol açmıştı. Bugünkü Ortadoğu’nun sınırlarını belirleyen aktörler -Bu aktörlerin dünden bugüne stratejik ortaklarımız olduğu aşikardır- bölgenin sosyolojik haritasını da keşmekeşe çevirdikleri için, her teşebbüs karmaşanın bir başka yönünü göz önüne çıkarmaktadır.

Birinci Körfez Krizi sırasında İlk Müslüman Cumhurbaşkanımız (Bu tuhaf tabiri yazar ilk olarak Bülent Arınç’tan duymuştur) Batılı müttefikleri ile açık bir işbirliği içine girerek “önde olma” stratejisinin ilk örneklerini vermişti. Türk kamuoyuna “bir koyup üç almak” şeklinde ifade edilen deha ürünü(!) hataların ekonomik, siyasi ve askeri neticeleri hala başımızı ağrıtmaya devam etmektedir. ABD yüzyıllık Kürdistan Projesi’ni Irak’ın kuzeyinde oluşturduğu ve Türkiye’de konuçlanan Çekiç Güç sayesinde uygulamaya koymuştu. Irak’ın kuzeyine Saddam’ın müdahalesi Türk topraklarından engellenirken, Barzani ve Talabani’nin yürüttüğü süreç zaman içinde bölgeyi Irak’tan kopardı.

Birinci Körfez Krizi’nin Türkiye’ye ekonomik faturası çok ağır oldu. Ekonomik deha olarak göklere çıkarılan Turgut Özal yönetimi bu zararı kankası Baba Bush’tan tazmin edememişti. Zarar bununla da kalmamış bölücü terör kendisi için ana kucağı gibi bir saha bulmuştu. Burada lojistik ve personel desteğini alan bölücü örgüt bazı yıllarda gücünün zirvesine çıkmıştı. (1999-2002 arasında sıfır noktasına geldiği unutulmamalıdır.) Özal’lı yıllar Batı destekli kürdistanın temellerinin de atıldığı zaman dilimi olarak hatırlanmaktadır. Katilimiz adeta kendi mezarımızı bize kazdırmıştı. Oynanan ciddi bir kumardı ve Orta Avrupa kumarhanelerinde atılan bir yumruk akıllarda kaldı.

İkinci Körfez Krizi Irak’ın Saddam Hüseyin’den kurtarılmasını içeriyordu. Bu aslında petrol ve su kaynakları açısından hayati öneme sahip bu bölgenin karmakarışık olması için atılan öldürücü bir adımdı. Ortaya çıkan tablo kontrollü kaos olarak değerlendirilmelidir. Bugün İslam Dünyası’nın tamamında var olan bu durumun kaosu Müslümanlara, kontrolü ise ABD liderliğindeki Hıristiyan ve Yahudi konsorsiyumuna düşmektedir.

20.yy’ın sonlarında ortaya konan şahin politikalar iktidar değişikliklerine rağmen uygulanmaya devam etmektedir. Obama her ne kadar Bush kadar dışarı ile ilgilenmiyor gözükse de başlayan politikaların devam ettirildiğini söylemek mümkündür. Tarz ve etkililikte bazı değişiklikler olabilir ki bu gayet normaldir.

Bush devrinin peşpeşe gelen iki dişi vampiri (Madeline Allbright ve Condeleza Right) Genişletilmiş Büyük Ortadoğu Projesi adı altında İslam Dünyası’nı daha da küçük parçalara ayırmak ve huzuru bölgenin sıcağında buharlaştırmak için ellerinden geleni yapmışlardı. Bu operatörler en önemli yardımcı oyuncuları bölgeden temin ederek çok akıllı bir tercihte bulunmuş ve bölge sakinlerinin tepki vermesini önlemişlerdi. O denli doğru tercihlerde bulunmuşlardı ki, Müslüman kanı dökenlerin selameti için dua eden yerel kahramana (!) bölge insanı huşu içinde amin deme noktasına gelmişti.

Gelinen nokta İslam Alemi ve Türkiye Cumhuriyeti için oldukça iç karartıcıdır. Bu kötü görünümün en önemli sebebi de henüz kayda değer bir uyanma ve birlikte hareket etme tercihinin ortaya çıkmamasıdır.

Birlikte hareket etmekten söz ettiğimize bakmayın. Bölgeyi bekleyen en önemli tehdit etnik ve mezhepsel çatışmaların artması ve oluk oluk Müslüman kanının akmasıdır. Bu hiçte uzak bir ihtimal değildir. Irak’da tekrar baş gösteren Şii-Sünni sürtüşmesi Suriye ve Lübnan’da da etkisini göstermiş gelinen noktada iç savaşa dönüşmüştür. Bu tablo Mısır’da darbe ile şekillenirken Müslüman Kardeşlere karşılık belki Suud tipi bir Müslümanlık Mısır’a yansıyacaktır.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti bu hengamenin neresinde yer alacak, payına ne kadar baş ağrısı düşecek? Muhtemel cevapları bizlere çok sıkıntı veren bu soruya hep beraber cevap aramak durumundayız.

Güneyimizde devam eden kaotik yapı bir bölünme ile neticelenmese bile oradaki yaranın cerahati sürekli olarak bizden tarafa akacaktır. En basit örnek terör ihracı olacaktır. Maharetli idarecilerimiz her ne kadar artık insanımızın teröre kurban gitmediğini söylese de bu  gerçeği yansıtmamaktadır. Reyhanlı Olayı’nın dışında Suriye’den artık her gün gelen tüfek ve roketatar mermilerini terörün dışında düşünmek mümkün görünmemektedir.

Bir başka ihtimal Suriye’nin kuzeyinde her ne kadar inkarda edilse kürdistanın bir ayağının daha ortaya çıkması ve Irak’ın kuzeyindeki fiili yapıya eklemlenmesidir. Bu Kuzey Irak’daki petrol bölgelerinin Akdeniz’e ve oradan da İsrail’in Aşkelon limanına ulaşması anlamına gelir. Bu petrolün dünya pazarlarına İsrail üzerinden ulaşmasının en önemli sonucu ise kürtçü politikaların paranın dışında uluslararası bir dokunulmazlık elde etmesidir.

Paraya ve dokunulmazlığa kavuşacak kürtçülük nihai hedefe bir adım daha atarak Türkiye ve İran’da var olduğunu iddia ettikleri parçaların peşinde koşacaktır. Bu amaca ulaşmak için ABD ve İsrail’in açık desteğini alan kürtçülerin Türkiye’de yerel seçimler

  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yazarın Diğer Yazıları
1395 gün önce
1396 gün önce
1409 gün önce
1424 gün önce
1439 gün önce
1442 gün önce
1444 gün önce
1451 gün önce
1458 gün önce
1469 gün önce
1477 gün önce
1479 gün önce
1481 gün önce
1494 gün önce
1497 gün önce
1499 gün önce
1502 gün önce
1504 gün önce
1507 gün önce
1513 gün önce
1519 gün önce
1520 gün önce
1522 gün önce
1525 gün önce
1534 gün önce
1537 gün önce
1539 gün önce
1546 gün önce
1547 gün önce
1553 gün önce
1554 gün önce
1557 gün önce
1561 gün önce
1565 gün önce
1566 gün önce
1570 gün önce
1573 gün önce
1575 gün önce
1577 gün önce
1579 gün önce
1580 gün önce
1582 gün önce
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=