Lütfen bekleyin..

İsmail Şahin

Afet Ilgaz’ın ardından...

19 Ocak 2015, 00:11

Julien Blenda entellektüeli “insanlığın vicdanı olan, süper yetenekli, ahlâki donanımları gelişkin filozof-krallardan oluşan bir avuç insan” olarak tanımlar. Burada vicdan, yetenek ve ahlâk kavramları önplana çıkıyor. Bu kavramların oluşum sürecini “biriktirme” olarak tanımlayabiliriz. Biriktirme süreci, insana eskilerin “mütebahhire” dediği “derinlik” kazandırıyor, sonuçta ortaya entellektüel çıkıyor.

Her birey kendi hayat hikayesinde dönüşümler yaşar; politik veya inanç düzleminde. Lâkin toplumun dikkatini büyük dönüşümler çeker. Çünkü sarsıcıdırlar ve yığınları etkiler.

Afet Ilgaz’ın “dönüşümü” bunun güzel örneklerindendir. Tıpkı nesildaşı Ayşe Şasa gibi pırıltılı hayatı elinin tersi ile itip İslami bir yaşam tarzını tercih etti. Ad-Semûd-Medyen’de tercihini ve inancının sınırlarını tarif ederken nettir: “Amentü’yü hatırla anne’ demişti, ‘İnanacaksan hepsine inan… ve bas ülbadelmevd… Bu ölümden sonrası demektir. Peygamberlere, meleklere, hayra ve şerre…”

“İnanacaksan hepsine inan” diyen Ilgaz, eski Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu’ndan yirmi yıl önce ahlak ve inancın “muamelât” yani “uygulamalar”ın gölgesinde bırakılmasını eleştirmiştir. Bugün İslamcı çevrelerde yaygın bir hastalık olan “hile-i şeriyye” romanlarında eleştiri konusu olmuştur.  Ad-Semûd-Medyen’de roman kahramanlarından Uğur’un rahat “flört” edebilmek için, kız arkadaşının üyesi bulunduğu toplulukta yaygın olan “imam nikâhı” uygulamasını babasına açtığı zaman aldığı cevap, İslami çevrelerde henüz “yeni” sayılan Ilgaz’ın belki de şahit olduğu veya duyduğu bu tür uygulamalara tepkisidir: “İslâmiyeti bozarak bulunan bir çözüm, İslâmî bir çözüm değildir. Onlar böyle yapacaklarına herkes gibi, herkes ne yapıyorsa onları yapsınlar daha iyi. Çünkü o zaman doğruyu bulma şansı daha yüksek oluyor. Bu girişimler çok karanlık.... Böyle bir çağda, olmaz… Bu fuhşa bir biçim aramaktır.”

Yıllar önce Ad-Semûd-Medyen romanına neden bu ismi koyduğu sorusuna verdiği cevap bugün yaşanan sosyal problemleri yirmi yıl önce net bir şekilde gördüğünü ortaya koyuyor: “... Onları çöküntüye getiren sebeplerin temelinde ise nefs yatıyordu,... Çok kazanmak, çok mutlu olmak, çok rahat olmak, çok güçlü olmak,...Bu amaç için yürünmesi gereken yolda insanlar hiçbir ölçü tanımaksızın birbirini kırıyorlar. Hiçbir korku ve utanç tanımaksızınGünümüz Türkiye’sinde de bunun yaşandığını hissediyorum.”

***

Afet Ilgaz bütün bu dönüşüm sürecinde İslamcıların içinde “milli” kalabilmeyi başarmıştır. Fikri duruşundaki “milli” tavırdan hiçbir yerde taviz vermemiştir.

Afet Hanım’ın İslam’ı bir yaşam tarzı olarak benimsediği yıllarda özellikle Seyyid Ahmet Arvasi’ye karşı özel bir ilgisinin olması (ki bu ilginin tasavvufa olan meraktan kaynaklandığını tahmin ediyorum) onun “milli” çevrelerle en azından “fikri” açıdan irtibatlı olmasını sağlamıştır. Tabii ki Necip Fazıl etkisini de unutmamak gerekiyor.

Benim de Afet Ilgaz’a ilgim yıllar önce Seyyid Ahmet Arvasi konulu bir konferans verdiğini okumamla başlamış, “Ilgaz” soyadlı bu hanımefendiyi mercek altına almış, kitaplarına ulaşmıştım. Milli Gazete yazarı tarafından Arvasi’nin “Diyalektiğimiz ve estetiğimiz”i üzerine bir konferans verilmesi ilgimi çekmişti.

Mahmut Çetin’in son yazısında Afet Hanım’ın fikri çizgisine dair şu değerlendirmesi onun Milliyetçi çevrelerle fikri ünsiyetinin kökenini ve Arvasi’nin üzerinde bıraktığı izi çok güzel ifade ediyor: “Osmanlı-Türk eksenli İslam ve devlet fikirlerini savunuyordu.”

***

Afet Hanım tâ 1964 yılında üstelik Sosyalizmin sınırlarında gezerken "Başörtülüler"i yazmıştı, Milli Gazete'de "Ergenekon"un kumpas olduğunu ihtar etmiş, İslamcı çevrelerdeyken "Yeni Türkiye"nin kodlarını ifşa etmişti.

O, bu yönüyle içinde yaşadığı çevrenin çıkarının değil hep insanlığın vicdanının sesi olmuş ve bu konuda sergilediği tavizsiz tavır hakikate değil “dogmalara” iman edenleri rahatsız etmişti.

İyi ki etmiş de Afet Ilgaz ile aynı gazetede yazma onurunu yaşamışız. Tanışamamamız benim için büyük talihsizlik; üzerimizde “manevi” emeği olanlardandı.

Hadi son yazısından birkaç pasajla dua edelim onun için:

“Bildiğiniz gibi değil burası, şimdi bir masal ülkesi haline geldi. Yattığım yerden gördüğüm, Melek’e de haber verdiğim gökten süzülen Arap harfleri bunu gösteriyor. Bak Melek, Arap harfleri iniyor gökten dedim....

Bir yanda hafif hafif dalgalandıkça, onlar da dalgalanıyor. Ama iki namaz bir araya gelse de bu ritim ve bu manzara bozulmuyor....

Sonra bir bakıyorum gökten inen yazılar da yeni çıkan yazılar da silinmiş gitmiş. Ortada hiç de fena olmayan salt gerçekler kalmış. Bahçelerimi, güzelim tabiatı anlatmaya devam edeceğim müsaade ederseniz. Rüyayla karışık olacak...”

Mekânı Cennet olsun...

  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Murat Gulebenzer
688 gün önce
Amin,yuce ALLAH mekanini cennet etsin,hesabini kolaylastirsin.Necip Fazil gibi inancsizlik hastaliginin farkina varip donen nadir fikir insanlarimizdan birisiydi,buyuk bir dusunurdu ama onun da gercek degeri ileride ortaya cikacak,simdiki nesiller boyle bir insanimizdan bihaber sekilde yetistiriliyor maalesef.
Yazarın Diğer Yazıları
30 gün önce
37 gün önce
51 gün önce
72 gün önce
94 gün önce
157 gün önce
178 gün önce
191 gün önce
234 gün önce
240 gün önce
261 gün önce
288 gün önce
325 gün önce
339 gün önce
366 gün önce
373 gün önce
381 gün önce
464 gün önce
500 gün önce
591 gün önce
604 gün önce
674 gün önce
702 gün önce
716 gün önce
772 gün önce
912 gün önce
920 gün önce
926 gün önce
940 gün önce
948 gün önce
962 gün önce
975 gün önce
983 gün önce
1017 gün önce
1032 gün önce
1039 gün önce
1046 gün önce
1087 gün önce
1137 gün önce
1164 gün önce
1200 gün önce
1214 gün önce
1235 gün önce
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=