Meral Akşener: Türkiye Venezuela da olmayacak, Kuzey Kore de olmayacak!

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Meclis grup toplantısında konuştu. Akşener, “Türkiye Venezuela da olmayacak, Kuzey Kore de olmayacak! Buna müsaade etmeyeceğiz! Demokrasi bayrağını yere düşürmeyeceğiz!” dedi.
SİYASET - 14 Mayıs 2019 11:12 A A

YSK’nın İstanbul seçimlerinin tekrarı kararının ardından İstanbul’da Ekrem İmamoğlu için çalışacaklarını açıklayan İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin grup toplantısında konuştu.

YSK’nın İstanbul kararıyla millet iradesine darbe yapıldığını söyleyen Meral Akşener, “Sayın Erdoğan, Kenan Evren’i bile geride bırakıp sandığı devirdi.” ifadelerini kullandı.

Merkez Bankası’nın ihtiyat akçesinin bütçeye aktarımını eleştiren Akşener, “Berat harikalar diyarında! Hem dengelenmişiz hem de Hazine Merkez Bankası’ndan 40 milyar dolar istedi. Çarşıda pazarda vatandaşım her şeyi görüyor da sayın bakan siz neyi göremiyorsunuz? Dengelendi uçacağı kaçacağı söylenen ekonomimiz ihtiyat akçesine muhtaç hale geldi” şeklinde konuştu.

Yeniçağ yazarı Yavuz Selim Demirağ’a yapılan hain saldırının faillerinin serbest bırakılmasına da tepki gösteren Akşener, “Son birkaç günde yaşadığımız Türk milliyetçiliğinin sağlam kalemi Yavuz Selim Demirağ’a saldırı bunlardan biri.

Akşener’in konuşmasının tam metni şu şekilde;

Dün, milletçe kahrolduğumuz Soma maden faciasının yıldönümüydü.

301 kömür gözlü yiğidimizi toprağa verdiğimiz, elim olayın sorumluları artık, elini kolunu sallayarak geziyor.

İş kazası değil, gerçek anlamda bir iş cinayetiydi Soma.

Madencilerimizi bir kez daha rahmetle anıyor, bu mübarek günde sizlerden 301 madencimizin ruhları için, bir Fatiha okumanızı istiyorum.

Buyrun, El Fatiha…

Allah sizlerden razı olsun!

/////////////////////////

Aynı zamanda bugün;

İlk hür ve adil seçimlerin yapıldığı tarih olan 14 Mayıs 1950’nin yıldönümü.

14 Mayıs;

Büyük acılar görmüş, badireler atlatmış, örselenmiş demokrasimizin doğum günü.

Ve ne acıdır ki biz;

Şafağa hasret bir ülkede,

Şafağa hasret milletimizle birlikte,

bir kez daha karanlık günlerden geçiyoruz.

İçinde bulunduğumuz şartları ifade edenher cümlenin sonuna, umudu eklemek mecburiyetindeyiz.

Tarihimiz boyunca, en karanlık anın,

güneşin doğuşuna en yakın an olduğunu ispatlamış bir milletin evlatları,

bunu yapmaya mecburdur.

Aziz milletimizin, baş üstünde saydığımız iradesine vurulan darbeden, daha büyük bir karanlık mı var?

Aziz milletimizin kararının yok sayıldığı,

ona saygısızlık edildiği günlerden daha büyük bir karanlık mı var?

Bunu niye söylüyorum?

Bıkmadan ve korkmadan şu gerçeği ısrarla vurgulamaya devam edeceğiz;

6 Mayıs 2019 Pazartesi günü, Yüksek Seçim Kurulu üzerinden,

aziz milletimizin iradesine darbe yapılmıştır.

Demokrasimize vurulan bu yargı darbesi karşısında sessiz kalmayacağız.

Demokrasiye her türlü müdahale bir darbedir, ve biz her türlü darbeyi reddedeceğiz.

Bağımlı yargı yoluyla, millet iradesinin gasp edilmesi, ikinci bir 28 Şubat darbesidir.

Biliyorsunuz, 28 Şubat’ta sayın Erdoğan,

yine talimatlı bir mahkeme kararıyla belediye başkanlığından uzaklaştırıldı…

6 mayısta ise bunun tekrarı yaşandı.

Dünün mağdurları, maalesef yolun sonunda hak yiyen mağrurlara dönüştüler.

O gün hukuksuzluğa maruz kaldığında, nasıl sayın Erdoğan’ın yanında durduysak,

bugün de hukuksuzluğa karşı, Ekrem İmamoğlu’nun yanında duracağız.

Bizim ölçümüz, isimler değil, büyük Türk Milleti’nin iradesidir.

Maalesef, sayın Erdoğan, Kenan Evren’i bile geride bırakıp, sandığı devirdi.

6 Mayıs darbesiyle Türkiye’de bir kez daha rejim değişikliği yaşandı.

Partili cumhurbaşkanlığı sisteminin de ötesine geçildi, parti devleti rejimine dönüş yapıldı.

Anayasa fiilen askıya alındı.

Sayın Erdoğan artık “tek adam” olmakla yetinmeyip, “tek seçmen” olmaya çalışıyor.

İktidar partileri sandık sonuçlarını tanımayarak, Türkiye’ye en büyük kötülüğü yaptılar.

Sandığı tekmelediler, kendileri de siyaseten intihar ettiler.

Sayın Erdoğan’a millet “dur” dedikçe, ortağı “atla” dedi.

Siyasi akıbeti hakkında tercih tabii ki kendisinindir.

Ama milletin ve devletin akıbeti Erdoğan’ın iki dudağının arasında değildir.

Milletin istikbali, yine milletin elindedir.

İstanbul seçimini, “bazı sandık kurulu başkanları kamu görevlisi değil” diyerek iptal ettiler.

Yani, koca koca adamların uydurdukları,

oy çalma ya da sahte seçmen iddiaları doğru çıkmadı.

Bıkmadan bunu anlatacağız.

İktidar partilerine ısrarla şunu soracağız:

İYİ PARTİ’nin Bursa Mustafakemalpaşa’da aynı gerekçeyle yaptığı itirazı reddedip, İstanbul’da neden iptal kararı verdiniz?

Sn. Erdoğan bir de çıktı dedi ki, “seçimin tekrarı demokrasi göstergesidir.”

İktidar İstanbul’u kaybetmesin diye, seçim tekrar ettirmek demokrasi göstergesi olmuş…

Milletimizin aklıyla alay etmeyi bırakın.

Aynı zarfa konulup, aynı sandığa atılan dört oyun, neden sadece bir tanesi geçersiz?

Milletimiz bunu soruyor.

Ama beylerden cevap yok.

Ekran ekran gezen şovmenleri de ıkınıp-sıkılıyorlar, ama hiçbir mantıklı açıklama yok.

Çünkü yaptıkları işin mantığı yok.

///////////////////////////////////////////

Aziz milletim;

Şunu özellikle vurgulamak isterim: 

Demokrasiden otokrasiye dönüş çabalarına karşı,

Türk milleti çaresiz ve çözümsüz değildir.

Türkiye, Sayın Erdoğan’ın ve ortağınınkoltuk hırslarına feda edilemez.

Büyük Türk milletine buradan söz veriyorum:

Türkiye Venezuela da olmayacak, Kuzey Kore de olmayacak!

Buna müsaade etmeyeceğiz!

Demokrasi bayrağını yere düşürmeyeceğiz!

Gün, darbeye karşı hukuk ve demokrasi saflarında buluşma günüdür.

Gün, gözünü karartarak Türkiye’yi uçuruma sürükleyenlere inat, birlik olma günüdür.

Gün, kaos ve çatışma isteyenlere karşı,dik durma günüdür.

Gün;

yeniden millet iradesi,

yeniden milli hakimiyet,

ve yeniden hürriyet günüdür.

Aziz milletim;

Bu, artık partiler arası bir mesele değildir.

Mesele artık İyi Pati ile Ak Parti, ya da Cumhur İttifakı ile Millet İttifakı arasında, bir yarış olmaktan çıkmıştır.

Mesele, darbe ile demokrasi arasında tercih yapma meselesidir. 

Mesele, rant ve yağma uğruna, Türkiye’yi uçuruma sürükleyenlerin, bu girişimlerini boşa çıkartma meselesidir.

Mesele, iradesine yapılmış bu darbeye karşı, milletin bağımsızlığını kurtarma meselesidir.

Milletin kararının üstünde bir karar, millet iradesinin üstünde bir irade yoktur.

Türk milleti sandığı devirenleri hiçbir zaman affetmemiştir.

İnanıyorum ki;

Darbenin bir yol ve alışkanlık haline gelmemesi için,

Hangi partiye oy vermiş olursa olsun, milletimiz hep birlikte demokrasinin yanında yer alacak,

ve 6 Mayıs yargı darbesini de savuşturacaktır.

Bu milletimizin önündeki tarihi bir sorumluluktur.

///////////////////

Aziz milletim;

Hukukun ayaklar altına alındığı,

sandığın iktidar eliyle devrildiği bir ülkede,

ne siyasi huzur olur, ne de ekonomik huzur olur.

Milletin mutfağı n’olur, Çarşı-Pazar nasıl etkilenir düşünmüyorlar,

Şahsi hırsları için, demokrasi geleneğimizi, millet iradesini hiçe sayıyorlar.

Ekonomiden anlamayan damat bakan,

onun kayınpederi ve ortağı;

“kriz bitti”, ”dengelendik”, “patlıcan yemezseniz ölür müsünüz” diyorlar.

Ölmeyiz elbette, rızkı veren Allah’tır.

Amma, diyanet işlerinin açıkladığı fitre bedeli gösteriyor ki,

mesele, sadece patlıcan meselesi değil.

Mesele açlık, açlık.

2019 yılı için açıklanan fitre bedeli 23 Lira.

Yani bir kişinin sadece karnını doyurabilmesi için gereken günlük tutar 23 lira.

Bundan aşağısını fitre olarak veremezsiniz.

Gelin şimdi bir hesap yapalım:

Fitre bedelini esas alalım.

Yani 23 Lira.

Dört kişilik bir ailenin karnını doyurabilmesi için, günlük 92 lira yapar.

Yani aylık 2760 lira gerekiyor.

Kim söylüyor bunu? Diyanet işleri söylüyor.

Peki asgari ücret ne kadar? 2026 lira.

Üstelik, asgari ücretin bile altında emekli maaşları var.

Asgari ücretin bile altında çalışan insanlarımız var.

Yani bu hükümet, bu aziz millete, karnını doyuracağı parayı bile çok görüyor.

//////////////////////

Bırakın milletin geçim derdine çare bulmayı,

iktidar artıkmilletimizle alay eder hale geldi.

Damat Bakan, hafta sonu yaptığı bir açıklamada,

utanmadankendisine methiyeler dizerek,

“ekonominin dengelendiğini” ve “tünelin ucundaki ışığın büyüdüğünü söyledi.

“Berat Harikalar Diyarında…”

///////////////

Hem dengelenmişiz, hem de Hazine,Merkez Bankası’ndan, 40 milyar lira ihtiyat akçesi istiyor.

Biliyorsunuz, hükumet geçenlerde de, Merkez Bankası kâr dağıtımını erkene almıştı.

Peki nedir bu “İhtiyat akçesi”?

İhtiyat akçesi, “öngörülemeyen durumlara” karşılık kârdan ayrılan paradır.

Şimdi sormak isterim, çarşıda-pazarda vatandaşım her şeyi çok iyi görüyor-yaşıyor da, siz neyi öngöremediniz?

Aylardır biz de söylüyoruz, vatandaş da isyan ediyor…

Daha neyi öngöremiyorsunuz?

Türkiye daha önce de birçok kriz yaşamış ama ihtiyat akçesini kullanmamıştı.

Dengelendiği ve uçacağı söylenen ekonomimiz,

ayakta kalabilmek için ihtiyat akçesine muhtaç hale geldi.

Ve damat bakan bize hala masal anlatıyor.

///////////////////////////////

Aziz milletim;

Öncelikle belirtmek isterim ki,

hiçbir siyasi kazanç, tek bir vatandaşımızın saçının telinden kıymetli değildir.

Siyaset, milletin fertlerine eziyet, saldırı, zulüm için değil,

onlara hizmet için yapılır.

Son birkaç günde yaşadığımız iki olay, siyasete sinen tahrik dilinin sonuçlarıdır.

Türk Milliyetçiliğinin kıymetli kalemi, Yavuz Selim Demirağ’a yapılan saldırı bunlardan ilki…

Kendisini ziyaret ettim, geçmiş olsun dileklerimi ilettim.

Biliyorsunuz saldırganlarserbest bırakıldı.

Bir gazeteciye, sopalarla ve öldürme kastıyla saldıranların, ifadelerinde “trafik kavgası” deyip; olay basit bir yaralama vakasıymış gibi serbest bırakılmaları,

medeni dünyaya anlatabileceğiniz bir iş değil.

Daha önce inek hırsızından kahraman üretmeye çalışan zihniyet, belli ki bu olayda da devreye girmiş.

Bu olayı yakından takip edeceğiz.

Türkiye, gazetecilerin tehditle esir edildiği bir ülke olmayacak.

Buna müsaade etmeyeceğiz.

Savcılara sesleniyorum, saldırırken “Öldürün!” diye bağıranları değil, mağduru koruyun!

/////////////////////////

Diğer olay ise Tekirdağ’da meydana gelen bıçaklı saldırı.

Sayın Erdoğan’ın ‘Manevi kızım’ dediği, Göknur Damat kızımız,

evine girerken bıçaklı saldırıya uğradı.

Neden?

Ekrem İmamoğlu’nu desteklediği için.

Sosyal medyada iktidarın trolleri hedef gösterdi ve Göknur ölümle burun buruna geldi.

Saldırgan bıçaklamadan önce “Sen misin o yürekli?” diye soruyor…

Ee yürekli tabii.

Kanserle mücadele etmiş, sizin gibilerden mi korkacak?

Ama açıkça görünüyor ki, Türkiye Sayın Erdoğan’ın yönetemediği bir yere gelmiş.

Kendi manevi kızını koruyup kollayamayan bir adam, bu milleti nasıl koruyup, kollasın?

Milletin adamı neredeeeeee…

Etrafını çevirmiş bir grubun elinde oyuncak olmuş Sayın Erdoğan nerede?

Vah güzel ülkem;

nereden, nereye?

///////////////////////////////

Değerli milletvekilleri;

Üç-beş oyunhesabıyla, hem iktidar partisi hem de ortağı çok yanlış adımlar atıyor.

İktidar, bölücü örgütün başının, 8 yıl aradan sonra avukatlarıyla görüşmesine izin veriyor.

Bir de bakıyoruz, iktidarın küçük ortağı, “Öcalan avukatlarıyla görüşebilir” diyor.

Daha önce söyledim, yine söylüyorum:

“mutfakta bir şeyler pişiyor…”

Çok değil, daha dün Ak parti iktidarına,

“Davası sona ermiş biri, bir hükümlü cezaevinde avukatlarıyla nasıl görüşür?

Yeniden ihanet sürecine mi dönüyorsunuz?” diye soran küçük ortak,

bugün bu görüşmeyi normal karşılıyor…

Yine söylüyorum, bu sadece ideolojik bir savrulma değil,

Türk Milliyetçiliği iddiasının gizli hesaplara teslim edilmesidir.

Sizi kim buluşturuyor, kim konuşturuyor bilmiyorum…

Ama benim her sözüm, milletimin sözüdür.

Benim her sorum, milletimizin sorusudur.

Bu defa kapalı kapılar ardında iş çevirmenize izin vermeyeceğiz.

/////////////////////////////////////////////

Aziz milletim, sevgili gençler;

Şimdi bize düşen, daha büyük bir ders vermek.

Bu gidişe dur demek.

Bu aymazlığa, bu çirkinliğe, bu ahlaksızlığa gereken cevabı vermek.

Bir kez kazandık, bir kez daha kazanacağız!

Bu kez sadece bir belediye başkanlığını değil, yeniden millet iradesini kazanacağız.

Kızarmayan, mahcup olmayan yüzlere,

millet iradesinin karşı durulamaz hükmünü yapıştıracağız.

Elbette olan-biteni unutmayacağız;

Ancak üzerinde tartışıp-kavga edip, zaman kaybetmek yerine,

hep birlikte gereğini yapacağız.

Başımız dik, alnımız ak, adımlarımız metin ve kararlı…

Bu yolu yürümeye, hep birlikte devam edeceğiz.

//////////////////////////////////////

Büyük Türk Milleti;

Biz böyle karanlık günleri evvelden de görmüştük.

Hem de ne karanlıktı…

“Uçurum kenarında yıkık bir ülke…

Türlü düşmanlarla kanlı boğuşmalar…

Yıllarca süren savaş…”

Bu sözler, Mustafa Kemal Atatürk’e ait…

Muzaffer bir komutan,

Türk tarihinin en büyük, en yenilikçi devlet adamlarından biri…

19 Mayıs 1919 öncesini andığında, dudaklarından dökülen sözler bunlar.

O karanlığı hep birlikte hatırlayalım.

Rus konsolosunu selamlamadı diye asılan askerimiz, Sivaslı Halim.

Yüzlerce yıllık Türk yurdundan, Balkanlardan sürüldüğümüz dönem…

Şairin,

“Tuna ağlıyormuş bazı geceler,

göğsünde kefensiz şehitler varmış” dediği,

acılarla dolu, yıllara yayılan bir ricat…

Kara gün akçemize göz diken Düyun-u Umumiye,

köylümüzü kırbacıyla inim inim inleten tütün rejisi.

Hiç genci kalmamış topraklarda, ihtiyarlarla birlikte ağlaşan yetim çocuklar.

Tekbirlerle alınan İstanbul’un sokaklarında,

fiyakalı İngiliz denizcilerinin sarhoş kahkahaları.

Türk tarihi bundan büyük karanlık görmemişti.

Şerefimiz lekeleniyordu.

Başımız eğiliyordu.

En önemlisi de adalet yoktu.

Bizim olan, bir canavar iştahıyla paylaşılıyor;

memleketimiz bölüşülürken, kimse bize sormuyordu.

İşte bu yüzden, tam olarak bu yüzden, kurulan ilk teşkilatların adı manidardır:

Müdafaa-iHukuk Cemiyetleri.

İlk teşkilat adını, Türk Milleti’nin Hukuku’nu korumak idealinden aldı…

Yurdun dört yanında, kıyam başladı.

Başörtüsüne uzanan elleri kıran o el,

süngüyü kavradı, düşmanı güzel İzmir’in serin sularına dek kovaladı.

İşte bugün biz, o müdafaa-i hukuk ruhunu yaşatıyoruz.

Bu defa, yurdumuzu işgale yeltenen düşmana karşı değil,

milletin iradesini ve hukukunu gasp edenlere karşı…

Çocuklarımızın rızkından çalıp, beş doymaz müteahhite yedirenlere karşı…

Etten, kemikten saraylar kuran o vahşi ruhlara karşı…

19 Mayıs’ta bu büyük ve güzel ülke, yepyeni bir sayfa açmıştı.

O karanlıkta hayatta kalan el kadar çocuklar,

en karanlık gecede gördükleri o umut ışığını hiç unutmadılar.

O yeni sayfaya, altın harflerle yeni cümleler yazdılar.

Türk son sözü söylemeden, sayfanın kapanmayacağını gösterdiler.

Ve onlar yeni doğan cumhuriyetin gençleri oldular.

Memleketin dört yanına dağılıp, iradeyle, azimle çalıştılar.

Yıkılmış bir ülkeden,

dünya çapında saygı gören, itibar sahibi bir Türkiye yarattılar.

Biz hukukumuzu müdafaa ettikçe,

gözünübu dönemin karanlığına açan çocuklarımız için de,

umut, var olmaya devam edecek…

İşte 19 Mayıs’ın gençlere adanmasının manası budur.

Yarının yiğitlerini,

al sancağın yüzdüğü şafağın çocuklarını selamlıyorum!

Gençlerimizi selamlıyorum!

Siz müsterih olun.

Yine başaracağız evel-allah.

Hukukumuzu, sizlerin hakkını müdafaa edeceğiz.

/////////////////////////////

Sevgili gençler,

Unutmayın ki;

Milletimizin hakkını-hukukunu çiğneyen iştahı,

yedi düvelin boğazında düğümleyen Mustafa Kemal, 1919’da 38 yaşındaydı.

O yaşında, bir milletin yükünü omuzlarına alıp,

belirsiz bir geceye bahtını emanet edip, yola çıktı.

Trablus cehenneminden Çanakkale destanına uzanan bir direniş silsilesi,

henüz 38 yaşında milli bir önderliğe dönüştü.

Elbette bu memleketin birçok paşası,

memleketini seven birçok önderi vardı.

Ama hiçbiri, “geldikleri gibi giderler!” derken onun kadar inanmış değildi.

Ve onun kadar, inandığıiçin ölmeye hazır,

eyleme atılmada gözüpek değildi.

O yüzden, genç yaşında büyüklerine de, üstlerine de önder oldu.

Herkes, harekete geçmek için, iman ateşini tutuşturacakbir kıvılcım, bir atılım bekliyordu.

Daha kırkına gelmemiş Mustafa Kemal, bu yüzden Atatürk oldu.

Başarının;

hatta bütün işaretler tersini gösterirken,

mucizeler yaratan bir başarının anahtarı işte budur!

Anahtar, inanmak ve inandığı için harekete geçmek,

eylemden, sorumluluktan, mücadeleden geri durmamaktır.

İktidarın eylemlerinin sizi yılgınlığa düşürmesine izin vermeyin!

Sizin olanı, hak ettiğinizi isteyin, alana kadar mücadele edin,

aldıktan sonra da, sizin gibilerin elinden tutun.

19 Mayıs, tam da bu yüzden, bunları düşünmeniz için sizlere armağan edildi.

///////////////////////////////

Genç kardeşlerim,

Talih, cesurdan yanadır diye bir söz vardır.

Çünkü cesur, harekete geçer.

Düşünmekle, hayal etmekle kalmaz.

O hayale ulaşmak için plan yapar ve uygular.

Bu askerlikte böyle olduğu gibi, siyasette de, ticarette de böyledir.

“Şöyle bir şey olsa…” diyen çok olur.

Onu araştırıp, uğraşıp, didinip yapansa, başarılı girişimcidir.

Adını tarihe yazdırır.

Hiçbir başarı tesadüf eseri gelmez. 

Gencin enerjisi, büyüklerintecrübeyle birleşince,

tarihteki bütün büyük dönüşümlerin, sıçramaların arkasındaki temel kuvvete dönüşür.

//////////////////////////////

Cesur gençler,

Bugün, Türkiye’nin zincirlerini kırıp yeni bir başlangıç yapacağı gündür.

Bu başlangıcı sizler yapacaksınız.

Cesaretli olacak ve cüret edeceksiniz.

İnanacak ve pes etmeyeceksiniz.

Mustafa Kemal, “Çanakkale Geçilmez” dediğinde henüz 34 yaşındaydı.

Kurtuluş Savaşı’nı başlatmak üzere Samsun’a ayak bastığında henüz 38 yaşındaydı.

Önderliğiyle, yedi düveli vatanımızdan def ettiğinde,

tüm dünya Mustafa Kemal’i, 20. Yüzyılın en büyük dehası olarak kabul ettiğinde,

henüz 40 yaşındaydı.

21. Yüzyılın dehası da sizlerin arasından çıkacak.

Buna inanın.

Sizi bunun aksine inandırmaya çalışanlar olacak.

Çünkü onlar;

Siyasetin etrafına yüksek duvarlar inşa ettiler.

Onlar;

Bu duvarların arkasında istedikleri gibi at koşturdular, kendi ceplerini doldurdular.

Onlar;

Yalan ve iftiranın her türlüsüne başvurdular, hiç kimsenin kendilerine dokunamayacağını zannettiler.

Bizler;

24 Haziran’da ve 31 Mart’ta, siyasetin önüne örülmüş kalın duvarları deldik, size yollar açtık.

Biz yolları açtık, sizler yürüyeceksiniz…

İYİ Parti siyaseti, vasatların elinden alıp,

Türk gençliğine emanet edene kadar vazgeçmeyecek.

///////////////////////////

Sevgili gençler,

Türkiye’de bizleri geçmişle o kadar meşgul ettiler ki,

geleceğimizi konuşacak vakit bırakmadılar.

Sizler geçmişi konuşmayı bırakacak, geleceğe bakacaksınız.

Bugün sadece iç mihrakların, iktidar sevdalılarının işgali altında değiliz.

Daha önce tankla, topla, uçakla yapamadıklarını,

bugün bilimle, teknolojiyle ve sanatla yapan dış güçlerin de ablukası altındayız.

İktidar kendi koltuğunu korumakla meşgulken,

gelişmiş ülkeler tüm dünyaya yayılan teknolojileri geliştiriyor.

Biz yerimizde sayarken, onlar hızla ilerliyor.

Bilim üreten toplumlarla, üretmeyen, sadece tüketen toplumlar arasındaki bu fark,

21. Yüzyılda kimin egemen ve kimin sömürge olacağını belirliyor.

Tedaviye geçmeden önce teşhisi doğru koymak zorundayız.

Geçmişe takılı kalanlar, ve geleceğe dair hiçbir vizyon ortaya koyamayanlar,

en büyük beka sorunumuzdur.

Gerekirse yine çıkarız ama;

Meydan savaşlarının devri çoktan kapandı.

Bilek gücüyle, cesaretle kazanılan savaş dönemleri bitti.

Bunların yerini bilim ve teknoloji savaşları aldı.

Bugün ülkelerin ekonomilerini,teknolojik gelişmeler işgal ediyor.

Ülkelerin bağımsızlığını elinden alıyor.

Farkına varmamız gereken: Biz büyük bir savaşın içindeyiz.

Ancak, vizyonsuz yönetimler yüzünden,

savaş meydanında silahsız bırakıldık.

Bugün yılda 875 bin otomobil ihraç ediyoruz.

Büyük rakam değil mi?

Ancak bu 875 bin otomobil satışından elde ettiğimiz kâr,

elma logolu o meşhur şirketin,

Türkiye’de sattığı akıllı telefonlardan elde ettiği kârı ancak karşılıyor.

İşte bu ekonomik sömürgeciliğin ilk belirtisidir.

İşte bu beka sorunudur.

//////////////////////////

Dava arkadaşlarım;

21. yüzyılda bekanın da, milliyetçiliğin de tanımını doğru yapmalıyız:

Milliyetçilik bir parti aidiyeti değildir.

Milliyetçilik bir damga değildir.

Milliyetçilik, kendi vatanına, kendi toprağına kazandırmaktır.

Milliyetçilik fikirleri aksiyona dönüştürmekten geçer.

Söylemle milliyetçi olunmaz, Mustafa Kemal gibi eylemle milliyetçi olacaksınız.

Beka sorunu diye milleti birbirine düşürenlerin kendileri beka sorunudur.

Milletimizi birbirine rakip gösterip, oyalıyorlar…

Oysa, bizim rakibimiz Almanya’dır, bizim rakibimiz Amerika’dır, Rusya’dır.

Bizim rakibimiz İspanya’dır, Güney Kore’dir.

Dünya hızla gelişirken bizim birbirimizle uğraştığımız her saat, her dakika haramdır, günahtır.

2. Dünya Savaşı’nda dünyayı tanklar ve toplar ile ele geçiremeyen ülkeler,

bugün bu hedefini geliştirdikleriteknolojiyle, yazılım şirketleriyle, elektronik devleriyle gerçekleştiriyor.

Bir zamanlar petrol ticaretine endeksli olan Amerikan doları, bugün halen dünyadaki en geçerli para birimi.

Bunu sağlayan nedir biliyor musunuz?

Dünyadaki girişim ekonomisinin %50’den fazlasının Amerika Birleşik Devletleri’nde gelişiyor olmasıdır.

Bu inovasyon gücünün yarattığı Amerikan şirketleri pek çok ülkeden daha büyük bir ekonomik değere erişti.

Eloğlunun tek bir şirketinin değeri bile,

Türkiye Borsası’nın toplam değerinin 10 katına ulaşmış durumda.

Almanya 255 milyar dolar dış ticaret fazlası verdi.

Dış ticaret fazlasından sağladığı geliri, yeni saraylar yapmak yerine,

denizin üzerine rüzgar santralleri kurarak harcıyor.

Bundan daha milliyetçi bir politika olabilir mi?

Uluslararası arenadaki rakiplerimiz bizden daha milliyetçi oldukları için, bizden daha iyi şartlarda yaşıyorlar.

Yerli ve milliyim diyerek, milliyetçi olunmuyor.

Benim vatandaşım, bir Polonyalı kadar refaha sahip değilse,

kriz altındaki Yunanistan vatandaşından daha zor şartlarda yaşıyorsa,

senkendine milliyetçi diyemezsin.

Dünyanın en güzel sahillerine sahipken,

Medeniyet beşiği topraklarda, tarihe ev sahipliği yapıyorken,

turizmde dünyanın bir numarası olamıyorsak,

senkendine milliyetçi diyemezsin.

Avrupa’nın en büyük güneş enerjisi potansiyeline sahipken,

Vatandaşının güneş görmeye Türkiye’ye geldiği bir Avrupa ülkesi,

senden 20 kat daha fazla güneş enerjisi üretiyorsa,

senkendine milliyetçi diyemezsin.

Avuç içi kadar Hollanda tarımda senden daha ilerideyse,

senkendine milliyetçi diyemezsin.

Paramız dolar karşısında, avro karşısında eriyorsa,

senkendine milliyetçi diyemezsin.

İhraç ettiğinden çok daha fazlasını ithal ediyorsan,

büyümek için yabancıların kapısında borç dileniyorsan,

sen kendine milliyetçi diyemezsin.

Bu Türkiye’nin sorunudur.

Bu Türk milletinin beka sorunudur.

Milli çıkarları savunmak istiyorsak, ilk şart, bağımsız ekonomidir.

Tek yol, satın aldığından daha fazlasını üretip satabilmektir.

İthal ettiğinden daha fazlasını ihraç edebilmektir.

Bugünün yegâne savaşı budur, yegâne cephesi budur.

///////////////////////////////

Sevgili gençler,

Ülkenizin sizden beklediği de budur.

Öncelikle öğreneceksiniz.

Girişimciliği, üretmeyi öğreneceksiniz.

Tavsiye almayı, tecrübeden yararlanmayı öğreneceksiniz.

Ama en önemlisi, bir umudun, bir hayalin peşinden gideceksiniz.

Kendinizi gereken her türlü bilimsel araçla donatacaksınız.

Mühendis, yazılımcı, finansçı, işletmeci, tasarımcı olacak ve bir arada çalışmayı başaracaksınız.

Ve dünyaya açılacaksınız.

Asla aklınızdan çıkarmayın:

Bugünün Viyana kapısı, küresel ekonomiye açılan kapılardır.

Geliştirdiğiniz ürünleri dünyaya satabiliyorsanız,

dünyaya teknoloji ihraç edebiliyorsanız,

Viyana kapılarını çoktan aşmış sayılırsınız.

Mustafa Kemal’in de, Alparslan Türkeş’in de, Nihal Atsız’ın da, vasiyeti budur.

Türk siyasi tarihinde demokrasi için mücadele etmiş, nicelerinin vasiyeti budur.

Bunu başarabilirsiniz.

/////////////////////////////////////////

Türkiye’nin cesur insanları,

Bütün değerlerimizi, milletimizin iradesini, hakkını hukukunu yıktılar.

Varsın yıksınlar…

Biz varız!

Alparslan gibi gelip…

Fatih gibi alıp…

Mustafa Kemal gibi yeniden kuracağız.

İşimiz zor, Yolumuz çetin…

Ama hiç şüphemiz yok ki;

“Allah, dürüstlüğü ve iyiliği seçen Muhsinlerle beraberdir.”

Ve biliyoruz ki;

Tıpkı 100 yıl önceSamsun’daki gibi,

“Dinlenmemek üzere yola çıkanlar, asla ve asla yorulmazlar.”

Vatan da, millet de bizi bekler.

Esarete karşı Müdafaa-i Hukuk diyenlere selam olsun!

İşgale karşı Redd-i İlhak diyenlere selam olsun!

Mandacılara karşı Hakimiyet-i Milliye diyenlere selam olsun.

Damat Feritlere,

Dürrizadelere,

Aznavurlarakarşı,

“ya istiklal ya ölüm” diyen Mustafa Kemal’e selam olsun.

19 mayıs, millet iradesinin bayrak olduğu gündür;

Türk Milletine selam olsun.

Yolumuz açık olsun.

Allah yar ve yardımcımız olsun.

SİYASET - 11:12 A A
BENZER HABERLER

SOSYAL MEDYA HESAPLARI

SON 3 GÜNÜN EN ÇOK OKUNANLARI

NAMAZ VAKİTLERİ

18.07.2019 13:13:10
  • 03:46 İmsak
  • 05:39 Güneş
  • 13:15 Öğle
  • 17:13 İkindi
  • 20:41 Akşam
  • 22:26 Yatsı

DÖVİZ KURLARI

  • BIST 99.777
    -0,03%
  • ALTIN 260.58
    -0,07%
  • DOLAR 5.704
    0,36%
  • EURO 6.420
    0,55%

VİDEO GALERİSİ