Lütfen bekleyin..

Zaman yazarları AKP'nin 'demokrasi paketi' için ne yazdılar?

01 Ekim 2013, 11:31

Zaman yazarları demokratikleşme paketi için ne dedi?

Facebook'ta Paylaş Twitter'da Paylaş

Demokratik reformlara devam... Evet! Ama yetmez... Umulanın ve beklenilenin çok üzerinde... Demokrasi varsa doğruya doğru, eğriye eğri...

Başbakan Tayyip Erdoğan, dün uzun süredir beklenen Demokratikleşme Paketi'ni açıkladı. Bugünkü yazılarında, Erdoğan'ın açıkladığı paketteki düzenlemeleri değerlendiren Zaman yazarları, değişikliklere dikkat çeken yorumlar getirdi.

İşte, o yazarlar ve analizleri:

Demokratik reformlara devam/Ekrem Dumanlı

Önemli Olan Demokratikleşme Talebi ve İktidarın Reformdan Yana Olması

... Dün açıklanan demokratik atılımlar pek çok kesimin beklentilerini tastamam karşılamayabilir. Ancak bu durumun derin bir kaygıya dönüşmesi için herhangi bir sebep yok. Asıl önemli olan demokratikleşme talebinin devam ediyor olması karşısında iktidarın halktan yana tavır alarak reform seçeneğini işaretlemesi; hatta o taleplerin karşılanması konusunda taahhütte bulunmasıdır. Başbakan Erdoğan dün onu yaptı; yani demokratik reformların devam edeceğine dair taahhütte bulundu...

Kafa yorulan konuların özü daha demokratik ve daha özgür bir Türkiye ise varsın bu seferki pakette ‘eksik noktalar’, ‘tatminden uzak’ kararlar olsun. Rota katılımcı demokrasi ise ve halktan yoğun bir talep var ise yarın çıkacak paket(ler)de başka boşluklar doldurulur, eksik kalan kareler yeni talepler eşliğinde doldurulmuş olur. Yeter ki arz-talep dengesinin ibresi temel hak ve özgürlükler olsun; daha çok paketler hazırlanır ve Türkiye’de devletle halk arasındaki uçurumlar tamir edilmiş olur…

AK Parti’nin en büyük hizmeti/Abdülhamit Bilici

AKP'nin En Büyük Hizmeti Demokrasi ile İslami Değerlerin Çelişmediğini Göstermesi

Dün AK Parti’nin reformcu, özgürlükçü hamleleri, dışarıdaki Türkiye dostlarının elini ne kadar güçlendiriyorsa, reformlardaki duraksama ve özgürlüklerdeki geri gidiş o kadar zayıflatıyordu.

Seçim barajının düşürülmesi, Andımız’ın kaldırılması, kamu kurumlarında başörtüsünün serbest olması, özel okullarda Kürtçe eğitiminin önünün açılması, bir üniversiteye Hacı Bektaş Veli’nin isminin verilmesi, Mor Gabriel Manastırı arazisinin sahiplerine iade edilmesi, Romanların sorunlarını çözmek için bir enstitünün kurulması ve diğer adımların hepsi olumlu.

Ruhban okulu ve cemevleri gibi konularda adım atılmaması eksiklik. Ancak yükselen beklentilerin tamamı karşılanmasa da Başbakan Erdoğan’ın paketi sunarken söylediği gibi, bu son değil. Adımların devam edeceği sözü mühim. Açıklanan reformların çoğunun 2-3 sene önce de yapılmasına bir engel yoktu aslında. Ama önemli olan, 12 Eylül referandumunda zirveye çıkan, halkın da büyük destek verdiği reformcu çizgiye hayli ara verdikten sonra tekrar dönülmesi.

AK Parti’nin dış politikadaki çıkışları da önemli olmakla beraber, Türkiye’ye ve İslam dünyasına en büyük hizmeti, ekonomik kalkınma ve demokrasi ile İslami değerlerin çelişmediğini gösteren çizgisiydi. Pakistan’dan Kenya’ya, Irak’tan Suriye’ye İslam adına terör dalgasının yayıldığı bir ortamda, Türkiye’de İslami kökleri olan bir iktidarın demokrasi başarısı Batı’ya verilen çok olumlu bir mesaj; İslam coğrafyası içinde umut ve ilham kaynağıydı. Bölgede, erken çıkılan düzen kurucu rolündeki sıkıntılardan önce Türkiye’nin ekonomik ve demokratik başarılarının Doğu’da ve Batı’da nasıl gıptayla izlendiğini hepimiz biliyoruz.

AK Parti’nin demokrasi alanındaki başarısı, dışta olduğu kadar içeride de İslamofobik çevrelere karşı en yapıcı mesajdı. Bu yolda geriye gidiş ve devletin eski alışkanlıklarının nüksetmesi ise aynı oranda toplumsal ilişkilerde güven sarsıcı etki yapıyordu.

Bütün bunları dikkate alarak AK Parti’nin demokrasi reformlarını hızlandırması, iç barış ve dünyadaki imajımız için zaruri. Başbakan Erdoğan’ın dünkü konuşmasında birkaç kez hatırlattığı AB sürecini yeniden canlandırmak, içerde ve dışarda güven tazelemek için iyi bir fikir olabilir.

Paketin dolu tarafları/Bülent Korucu

Kamuda Kıyafet Düzenlemesinde Yasak Gelmesin!

Devletten özgürlük ve haklar zemininde alacağımızın çoğu hâlâ duruyor. Ama bu koparabildiklerimizi kıymetsizleştirmiyor.

Bence en önemli başlıklardan biri kişisel bilgilerin kanuni güvenceye kavuşması. 12 Eylül referandumunun kıymetli kazanımlarındandı, fakat kanunla suç ve ceza tanımı yapılmadıktan sonra anayasal güvencenin pratikte faydası yok. Fişleme, Türk-Kürt ayırımı olmaksızın bütün vatandaşlara tehditti ve devlet cihazında yerleşmiş çetelerin de şantaj unsuruydu. İkinci önemli başlık dil üzerindeki yasakların gevşetilmesi. Özel okullarda anadilde eğitim serbestisi taleplerin altında kalsa da yabana atılacak gibi de değil. Televizyon yayınlarının özgürleşmesinden başlayan süreç kesintisiz ilerliyor. Propaganda yasaklarının kalkması ve bazı harflere uygulanan cezai müeyyideler pratikte pek çok sorunu çözecek. Devlet Kürtçe kitap basarken, televizyon yayıncılığı yaparken kullandığı harfleri tabelaya yazan belediye başkanlarını yargılama tuhaflığına düşüyordu. Kamudaki kıyafet hürriyeti biraz kafa karıştırıcı. Önemli bir adım, hasreti çekilen bir düzenleme, yüz binlerce mağdurun sesine kulak verildi. Beni istisnalar endişelendiriyor. Bugüne kadar haklı olarak kanunlarda başörtüsü yasağı olmadığını savunduk. Olmayan bir yasağı psikolojik harp taktikleriyle varmış gibi hayata geçirdiler. Erdoğan'ın saydığı istisnalar kanun haline gelecek olursa, belli kesime de olsa yasak getirilmiş olur. Burada ‘aman dikkat' diyoruz.

Zafer anıtını nereye dikelim?/Mümtaz'er Türköne

Anadilde Eğitim Kritik Eşikti

Umulanın ve beklenilenin çok üzerinde bir paket açıklandı.

Çıtanın ulaştığı yüksekliği gösteren, umulanın ötesindeki radikal adımları üç başlıkta sıralamak mümkün: Birincisi anadilde eğitim hakkı. Anaokulundan üniversite dâhil eğitimin sonuna kadar bu yolun açılması, Kürt sorunu adını verdiğimiz katmerli sorunun kökünden çözüldüğünü gösteriyor. Kürt sorunu özünde bir Kürtçe sorunu idi. Çözüm, Kürtçe eğitim hakkı ile tamamlanıyordu. Türkiye, artık vatandaşlarına kendi anadillerinde eğitim hakkı tanıyan bir ülke. 2009'da TRT Şeş'in açılması, birçok alanı peşine takıp çekidüzen veren bir çıta olmuştu. Anadilde eğitim hakkı da aynı şekilde, boyu en uzun olanların bile kafasını çarpmadan altından geçebileceği bir ferahlık sağlayacak. İkincisi baraj konusunda önerilen alternatifler. Baraj yüzde 5'e çekilip, dar bölge seçim sistemi uygulanırsa siyasî rekabet bambaşka bir renge bürünecek. Üçüncüsü ise sembolik anlamı fiilî durumdan çok daha önemli olan "Andımız"ın kaldırılması kararı. Bu kadar nobran bir uygulamanın tam 80 yıl yürürlükte kalması, paketin içerdiği cesaretin çapı hakkında bir fikir vermeli. "Korkaklar zafer anıtı dikemezler" demişti Başbakan. Demokratikleşme paketi, bir zafer anıtını hak edecek kadar cesur bir adım.

"Terör örgütüne taviz verildi" itirazında bulunanların, bu paketin içinde doğrudan PKK'yı ilgilendiren tek bir maddenin bile yer almadığını gözden kaçırmaması lazım. 90 yıldır "bölündük", "bölünüyoruz" paranoyaları içinde, bu ülkenin insanları nefes alamadı. Üzerimizde bu uzun yılların tortuları duruyor. Birileri hâlâ bu ülkenin ancak baskı ve zorla bir arada tutulabileceğini düşünebilir. Bu düşüncenin, "öğretilmiş acizlik" dışında mantıklı hiçbir açıklaması kalmadı. Herkesin ileri Batı ülkelerine yerleşip yaşamak için can attığı bir devirde, kendi ülkenizi o hale getirdiğiniz zaman kim neden geri ve dar bir ülkenin vatandaşı olarak kalmayı tercih etsin? Kim Kürdistan'a mahkûm olmayı istesin? İleriliğin şartları, bu Paket'te yer alan demokrasi standartları değil mi?

Anadilde eğitim kritik eşikti. Bu hakkın mevcut olmaması, bir bölünme gerekçesiydi. Bu gerekçe ortadan kalktı. Artık bu eğitimin kapsamını arz-talep dengesi belirleyecek. Ekonomik olarak entegre olmuş bir ülkenin piyasa dilinin, Anayasa'daki resmî dilden daha belirleyici olduğunu tecrübe ederek öğrenme fırsatımız olacak. Anadilde eğitim hakkı gibi, insanın vazgeçilmez temel haklarının korunmasının ve farklılıklara saygı gösterilmesinin bu ülkeyi bir arada tutan asıl güç olduğu ortaya çıkacak.

Evet! Ama yetmez…/Şahin Alpay

Başbakan’ın Yeniden Bütün Toplumu Kucaklayıcı Söyleme Dönmesi Önemli

Tanzimat reformlarıyla hukuk devleti, II. Meşrutiyet’le halka dayalı yönetim yoluna çıkan Türkiye’nin, giderek kişi özgürlüklerini ve grup haklarını da kapsayan demokrasiyi yerleştirme yolunda ilerlemekte olduğu yadsınamaz. Bir yandan laik, öte yandan İslami modernleşme yanlılarının çabalarıyla Türkiye’nin bugün Müslüman çoğunluklu ülkeler arasında demokratikleşme tecrübesi açısından müstesna bir yere sahip olduğunu kimse inkâr edemez. Otoriter bir modernleşme tecrübesinin ardından 1950’de çok-partili düzene geçişle başlayan süreç içinde Türkiye, darbelerle gelen bütün geri adımlara, şiddetle bastırma çabalarına rağmen özgürlüklerin giderek genişlediğine tanık oldu. Bugün de özgürlükçü ve çoğulcu demokrasiyi yerleştirmekten uzağız, ama eleştiri saygıyla karşılandığı, eleştirilerden ders çıkarıldığı sürece geleceğe iyimserlikle bakabiliriz.

Dün Başbakan’ı dinlerken esas olarak bunları düşündüm. Açıkladığı demokratikleşme paketine kesinlikle “Evet!” ama Türkiye’nin AB ölçütlerinde bir demokrasi olabilmesi için yeterli olmaktan çok uzak. Başbakan’ın bunu teslim etmesi; bugünkü muhalefetin direnişlerine rağmen, toplumun güçlü desteği alınmadan ilerleme sağlanamayacağının altını çizmesi, yaptığı konuşmada en çok hak verdiğim hususlar. Sayın Başbakan’ın yeniden bütün toplumu kucaklayıcı bir söyleme dönmesi ise, bence konuşmanın en sevindirici olan yanı.

Demokrasi varsa doğruya doğru, eğriye eğri/İhsan Dağı

Kişilerin Özel Bilgileri ile 'İlgili' Olan MİT mi?

Demokratikleşme paketinin içeriği önemli ama daha önemlisi toplumun ‘demokratikleşme talebi'nin hükümet tarafından anlaşılmış olması.

Elbette pakette eksikler var; ancak bu, olanları görmezden gelmemizi gerektirmez.

Artık ilkokullarda çocuklarımız ‘Andımız'ı söylemeyecek. ‘Varlıklarını' başka varlıklara feda etme yeminleri içmeyecek. Çocuk dimağlarına kimi kolektif kimliklere ‘kurban' edilebilecekleri, bunun normal ve doğal olduğu fikri sokulmayacak. Çok güzel... Peki, bu yıl olduğu gibi gelecek ağustos'larda da ölümü yücelten, militer bir kültürü ‘milli kültür'müş gibi sunan ‘gençlik şehitlerin izinde' kampanyaları devam edecek mi?

Başörtüsü yasağının kalkması devrimdir. Yıllarca süren bir eşitsizlik, ayrımcılık ve haksızlık sonunda giderilmiştir.

Her durumda birçok dar bölge seçim modeli % 10'luk barajdan daha demokratik olacaktır.

Yargı kararlarında nefret suçlarına ilişkin yaptırımları eski 312 ve 301 gibi ifade özgürlüğünü kısıtlayıcı bir yoruma tabi tutmak mümkün. Nefret suçlarını cezalandırırken yargı ifade özgürlüğünü de arada harap etmeyecek bir içtihat geliştirebilecek mi?

Özel okullarda eğitim dilinin serbest bırakılması, tam bir ‘yetmez ama evet' düzenlemesi. ‘Ne yani parası olanlara serbest, yoksullara yasak mı?' denilmesi haklı ama yersiz. Bundan sonraki adımın ne olacağı artık belli. Anadilde eğitim hakkının teslimi kaçınılmaz. Keşke bu paketle devlet okullarında da pilot uygulamaların önü açılsaydı. Yarın iş başa düştüğünde bir tecrübe biriktirmeye başlamış olurlardı.

‘Kişilerin özel bilgileri ilgisiz kişiler tarafından kullanılamayacak, ilgisiz kişilerle paylaşılamayacak' dedi Başbakan. Bu zaten anayasal bir güvence. Yalnız anlamadığım, ‘ilgisiz' ibaresi. Peki ‘ilgili' olanlar kimler? Örneğin MİT mi? Yapılan protokollerle vatandaşların tapu, okul, seyahat, banka bilgilerinin anında MİT tarafından da görülmesini anayasa önlemiyorsa başbakanın sözü veya yasa nasıl önleyecek?

Bir de itiraz edilecek önermeler, tespitler... Örneğin; ‘artık Türkiye'de, kimlik dayatan... bir devlet yoktur' diyorsanız ‘muhafazakâr devlet refleksi'yle ve devlet eliyle şöyle veya böyle bir nesil yaratmayı kafanızdan çıkaracaksınız.

‘Makbul vatandaşı tanımlayan bir devlet yok' diyorsanız, onların bir kısmına ‘başka devlet isteyenler çeksin gitsin,' ağaçları kesmeyin diye direnenlere ‘gitsinler ormanda yaşasınlar' demeyeceksiniz.

“İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın…” diyorsanız sokakta polis şiddetiyle öldürülen gençlere de şefkat gösterecek, Hrant Dink cinayetini devlet marifetiyle karartmaya çalışanları durduracaksınız. ‘Bizim için herkes değerli' diyorsanız, sizi eleştirenlere hain, iç düşman muamelesi yapmayacaksınız, onları fişlemeyeceksiniz.

Paketlerin ruhumuza etkisi.../Leyla İpekçi

Demokratikleşme Paketlerinin Yetersiz Bulunması Önemli

Bu ülkede on yıllarca darbe anayasalarını alkışladık. Yüzde doksanı aşan oranla faşizmi, diktatörlüğü, güdülmeyi, vesayeti benimsedik, içselleştirdik, kendi yararımıza bulup bağrımıza bastık. Gündelik hayatın ruhunu nasıl kısırlaştırdığını fark edemedi pek çoğumuz...

Şimdi ise samimiyetle bu demokratikleşme paketlerini yetersiz buluyorsak, bu toplumsal zihniyetimiz adına çok kıymetli bir değişimdir! Hele hemen her demokratikleşme hamlesine bölünüyoruz, irtica geliyor vesaire diye karşı çıkıp Anayasa Mahkemesi’ne gidenlerin, gidenleri alkışlayanların bu kez paketi yetersiz bulması çok ironik. Tabii sevindirici!

  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
MEDYA Kategorisindeki Diğer Haberler
Evlendirme programlarına bir yılda tam 87 bin şikayet geldi. Geçtiğimiz yıl..
Hürriyet yazarı Ahmet Hakan, Başbakan Yardımcısı Kurtulmuş'a "hükü..
Hürriyet gazetesi yazarı Abdulkadir Selvi, bugünkü yazısında Tuğrul Türkeş&..
CHP lideri Kılıçdaroğlu'nun terörle mücadelede şehit olanların çocuklar..
Türkiye gece yarısı Meclis’e sunulan çocuklara cinsel istismar suçlarında m..
Tecavüz yasasına tepki büyüyor...
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=