Lütfen bekleyin..

Ülkücü gençler ne istiyor? Ne yapmalılar?

26 Ağustos 2013, 12:12

Sorular, sorunlar ve öneriler...

Facebook'ta Paylaş Twitter'da Paylaş

Haber Fedai DETAY Türk Milliyetçiliği fikrini yaşatacak olan Ülkücü Gençler neler yapmayı arzuluyorlar?

Türkiye'nin içinde bulunduğu şartlarda vermek istedikleri tepki ve mesaj ne?

Daha da önemlisi Üniversite'deki Ülkücü gençlerin fikirlerinde neler var?

Asıl soru ise şu: Ülkücü gençlerin yapması gereken ne?

Tüm bu soruların cevaplarını İlbal Vurucu Öktem dergisi için yazdığı "Üniversite'de Dav Adamı Olmak" başlıklı myazısında veriyor:

Ülkücü öznedir. Yani, hâkimdir, güçtür, hegemonya kurandır, irade sahibidir, inşa edendir, merkezdir. Ülkücü nesne olmaz; yani o, edilgen değildir, hâkim olunan değildir, hegemonya altına alınmaz, başkalarının iradelerinin aracı olmaz, inşa edilen değildir, çevrede yer almaz. Ülkücü tarihtir, tarihi yapandır, yazandır, bilinçtir.


Ülkücü, ülküsünü hayatının bütün aşamasında belirleyici kılar. Kendini ülküsü doğrultusunda düzenler. Ülkücü, tarih yapıcı olduğunun bilincindedir.


Öktem için kaleme aldığımız bu yazıda, nesneleşmeye direnen Ülkücülerin bazı zihinsel sorunlarına dokunuşlarda bulunmanın faydalı olabileceğini düşünüyorum.


Ankara’da, mensupları Ülkücü Türk Milliyetçisi lisans ve yüksek lisans öğrencisi arkadaşlarımızdan oluşan üç sivil insiyatif ve sivil toplum örgütü ile birlikte, “Ülkücüler olarak işbirliği ve dayanışma imkânlarımızı nasıl geliştirebiliriz?” sorusuna cevap arayan bir seri toplantı gerçekleştirdik. Bu toplantıda yeni nesil Ülkücü dostlarımızla gerçekleştirdiğimiz “beyin fırtınası” formatındaki hararetli tartışmalar sonucunda, sorunlarımızın neler olduğunu gözlemleyebildiğimiz gibi ülkenin içinde yer aldığı kriz durumunun Ülkücülere yansımasını da gözlemleme imkânı elde ettik.


Sorunun ideolojik boyutunun bir yansıması olarak da kabul edebileceğimiz ve “öğrenilmiş çaresizlik” kuramıyla da açıklayabileceğimiz bir dizi dikkat çekici sorun alanı önümüzde duruyordu. Örnek olarak, “Ülke elden gitti. Bölünüyoruz. Bizim daha fazla bekleme lüksümüz yok. Hemen bir şeyler yapmak lazım (!)” düşüncesi. Aynı düşünceleri orta yaş ve üzeri Ülkücü dostlarımızla yaptığımız benzer toplantılarda da hem de çok daha fazla “kaygı” taşıyan bir ruh halinde işittik. Demek ki camiamızda ülkemizin içinde bulunduğu durumla ilgili çok üst düzeyde bir “kaygı” yaşanmaktadır. En vahim durum ise bu kaygının “derhal yok edilmesi” talep edilmektedir. Bu psikolojik tavır, bir çocuğun ayırdına varamadığı gerçek dünya ile tahayyülündeki farklılık gibi yani, gerçeklikle zihin arasında olan kopukluk gibidir. Ayrıca bu kaygının derecesinin yüksek olması elbette sebepsiz değildi. Kendilerine büyük umut bağlanan siyasi kurumlarımızın ve bu siyasi kurumlarımızın vesayetindeki sendikalarımızın, sivil toplum örgütlerimizin ellerindeki inanılmaz güçteki potansiyele rağmen kendinden beklenen etkinliği göstermemesi (gösterememesi değil) idi.


Türkiye’de içinde bulunduğumuz zaman dilimi kadar belki de hiçbir dönem milliyetçi bir siyasetin manevra alanı bu denli geniş imkânlar bulamadı. Yani, PKK ile müzakereler, Öcalan’ın bir “barış lideri” haline getirilmesi, Türk milliyetçiliğinin ayaklar altına alınması, Türkiye’nin milli ve üniter yapısının tasfiyesini öngören hükümet politikaları karşısında ülkücü siyasi ve sivil kurumların edilgenliği Ülkücülerde travma yaratacak düzeye ulaştı. Bu politikalara tepki sadece Ülkücüler de değil naif duygularla vatanı, milleti ve devleti için kaygı duyan bütün siyasi yelpazeden kişiyi de kapsamaktadır. Yani Ülkücü duyguları harekete geçirerek çok geniş bir milliyetçi politikanın uygulanabilmesi hiçbir zaman böyle görünürlük kazanmadı. Buna karşın ortada bu siyasi atmosferi değerlendirecek yapı/lar da görünmemektedir.


Bu sınırlı yerimizi siyasi partilerin politikalarına ayırmayacağım. Esas konuyu daha sağlıklı bir şekilde değerlendirebilmek için bu girişi yaptım. Söz konusu istişare toplantılarımızda son sınıftaki ve mezun olacak olan arkadaşlarımız anlattığım bu psikolojiye bağlı olarak bana bir soru sordu. Soru benim üniversitedeki “kargaşa ortamı”nda Ülkücülerin nasıl hareket etmesi konusundaki düşüncelerim üzerineydi.


Ben ne anlatmıştım? Konu, bir hukuk fakültesinden 20 kişilik Ülkücü grubun kurdukları kulübe bağlı olarak yapmak istedikleri etkinliklerin PKK’lı kalabalık gruplarca sürekli engellenmesiydi. Bu PKK’lı ve sol grupların fakültedeki sayıları Ülkücülerin on katı kadardı. Ülkücüler de bu gruplar tarafından baskı altındaydı. Ülkücülerin etkinlikler yapmasına izin vermiyorlardı ve aksi durumda şiddet kullanıyorlardı. En son Kutlu Doğum Haftası’nda Peygamberimizin(s.a.v.) hayatının anlatılacağı, çeşitli ilahilerin ve Kur’an-ı Kerim’in okunacağı bir etkinlik, üstelik dekanın gözleri önünde, bu gruplar tarafından engellenmişti. Bu durumu bana anlatıp yardım istediklerinde onlara bazı önerilerim oldu. Dedim ki arkadaşlara… : “Hepiniz 20 kişisiniz ve okulu terörize eden bu PKK’lı gruplar sizden kat be kat fazla ise siz de bu kulübü kapatın ve farklı bir mücadele biçimi benimseyin. Bu hukuk fakültesinin Peygamberimizin hayatını dinlemeye, Kur’an okumaya ihtiyacı var mı? Hayır yok. Bizim üniversitedeki asli görevimiz “eğitim” ve “düşünmeyi öğrenmek”. Biz kulüpler aracılığıyla varlığımızı ispatlamak zorunda değiliz. “Fırtınada çimen gibi ol” Çin atasözündeki gibi bu zor zamanlarda çimen gibi olalım ki fırtına bizi köklerimizden koparıp yok etmesin.”


Peki ne yapabiliriz?


“Öncelikle bize örgütlü yapımızdan dolayı baskı ve şiddet uygulanıyorsa bu örgütlenmelere gitmeyelim. Bu asla bir korkaklık değildir. Sadece mücadele yönteminin değiştirilmesidir. Mücadelemizi üniversitede okumamızın da asli işlevi olan eğitim alanına odaklamalıyız. Mesela biz bu okulda “azınlıktaysak” derslerimize her zamankinden daha fazla yoğunlaşmalıyız ve hem bölümümüzde hem de fakültemiz ve üniversitemizde birinci, ikinci, üçüncü olalım. En iyi şekilde kendimizi yetiştirelim. Emin olun ki bu PKK’lılara ve bizi desteklemeyen yönetimlere en iyi ders olacaktır. Biz kendimizi en iyi şekilde yetiştirdikten sonra bir akademisyen olduğumuzda, avukat olduğumuzda şikâyetçi olduğumuz durumu değiştirmek için elimizde çok daha fazla imkân olacak.”


Bu sözlerim üzerine epey dostumuz ardı ardına bana eleştirilerini sundular. Genel olarak dedikleri, “Onlar üniversiteyi ele geçiriyor. Biz hiçbir şey yapmayalım mı?” Bu soruya cevabım ise, “Üniversitede okuyan on binlerce öğrenci var. Bu on binlerce öğrenciden hiçbiri üniversitelerinin ele geçirilmesi gibi bir kaygı taşımıyor da biz niye böyle ‘ele geçirme’ gibi “sahiplik” içeren bir kavramla durumu algılıyoruz? Üniversite bizim malımız mı, sahibi miyiz ki ‘ele geçirme’ gibi bir terminoloji kullanıyoruz? Neden üniversitede ‘öğrencilik’ yapmıyoruz?

Bunun yerine neden şu soruları sorup kendi geleceğimize yönelik bir strateji belirlemiyoruz:

“Ben hangi bölümü okursam bu millete daha iyi hizmet ederim? Hangi meslek benim davamı en iyi şekilde anlatmamı ve savunmamı sağlar? Mesela benim bu ülke için en fazla kaygı duyduğum konu ülkenin bölünmesi ve Türk kimliğinin siyasal alandan tasfiyesi ise bu durumu değiştirmek ve durdurmak için hangi alanda daha güçlü mücadele edebilirim? Mesela tarih bölümünde okursam ne yapmalıyım? Mesela, bölücülerin sık sık kullandığı Şeyh Said İsyanı, Dersim İsyanı, Cumhuriyetin Türk olmayanları yok ettiği, tek tipleştirdiği iddiası gibi konularda uzmanlaşarak en iyi mücadele yolunu seçmiş olmaz mıyız? Atatürk Kürtlere özerklik verdi mi? Bu soruların cevabını arayacak şekilde tarih alanında yetkinleşip isyanlar alanında ilk akla gelen isim ben olmalıyım, demek, en iyi mücadele yöntemi değil midir?”


Bugün Türkiye gerçek anlamda çok kritik bir zaman diliminde yer alıyor. Yapacak çok işimiz var ama kaynaklarımız da zamanımız da çok kısıtlı. O zaman bu kaynaklarımızı en iyi şekilde kullanabilmek için “zaman”ı stratejik bir biçimde planlamalıyız. Türkiye’mizin ihtiyacına göre bölümümüzü en iyi şekilde belirlemeliyiz. Bölümümüzü belirledikten sonra bu alanda üniversitenin en iyisi olmak için çırpınmalıyız. Bunun için de sürekli okumalıyız ve yazmalıyız. Dergilerde, sitelerde olmadı bloklarda yazmalıyız. Öktem’i bu yüzden çok önemsiyorum. Bu dergide beş tane yazar yetişse bu büyük bir kazanç değil midir?


Herkes bizi gördüğünde “Bunlar Ülkücü, üniversitenin en çalışkanları” demeli… “Bunlar ülkücü aman şu masaya oturmayalım, bunlar çok kavgacı” demesinler.

Sert bakışlı değil sevgi bakışlı insanlar olmalıyız. Üniversitede en az bir yabancı dili bu eğitim-öğretim diliminde öğrenebileceğimizi unutmayalım. Bu yeni Ülkücü tipi çoğalırsa ancak o zaman biz de ülkenin dönüşümünde söz sahibi olabiliriz ve geleceğin Türkiye’sini biz belirleriz. Kendimizi ne ölçüde “eski nesil Ülkücülerin” dünyayı ve olayları algılayışından kurtarabilirsek o ölçüde başarılı olacağımızdan şüphem yok.


Ama her şeyden önce bu eylem ve düşünce biçimi için bir “büyük ülkümüzün” olması zorunludur. Çünkü “ülkü” bize düşünce ve davranışlarımızın belirlenmesinde yol gösterecek.

HABER FEDAİ

Etiketler : ikbal vurucu, ülkücü
  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
S.A.
1198 gün önce
İkbal bey kendinizce atfetmiş olduğunuz o eski ülkücüler olmasaydı eger sen ve akp liler ezan sesini ve camiyi tarih kitaplarının sayflarında görürdünüz.Şehit olan değerli abilerimizden hangisi kadar bilgi ve ufka sahipsiniz.ŞUNU UNUTMAYIN YUNUS GİBİ YAŞAMALI ZAMANI GELDİĞİNDE YAVUZ OLABİLMELİYİZ ÇÜNKÜ TÜRK'ÜN TÜRKTEN BAŞKA DOSTU YOK.GEREKTİĞİNDE CANINI VERMEYECEKSEN SENİN BİLGİNE DE İHTİYAÇ YOK NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE.ALLAH'A EMANET OLUN.
Çetin
1198 gün önce
Yazınıza kompozisyon olarak bakıyorum giriş bölümü güzel, gelişme bölümü kötü sonuç bölümü ise olmamış. Yazmak için yazmayınız kişi ne okumak istediğine 13-14 yaşında karar veriliyor. Ülkücü bir ailenin çocuğu ise zaten herürlü duyarlılık ögretiliyordur. Üniversiteyi kazanmış kişiye dersine çalış en iyisi ol türünden bir yazı gündemle ilişkili değil. Bu söylediklerin eski ülkücüler zamanında mahalli Ülkü Ocakların da öğretiliyordu.Şimdi ise O Ülkü Ocakları yok edildi.
muammer
1198 gün önce
"Ülkücü öznedir. Yani, hâkimdir, güçtür, hegemonya kurandır, irade sahibidir, inşa edendir, merkezdir. Ülkücü nesne olmaz; yani o, edilgen değildir, hâkim olunan değildir, hegemonya altına alınmaz, başkalarının iradelerinin aracı olmaz, inşa edilen değildir, çevrede yer almaz. Ülkücü tarihtir, tarihi yapandır, yazandır, bilinçtir.
Ülkücü, ülküsünü hayatının bütün aşamasında belirleyici kılar. Kendini ülküsü doğrultusunda düzenler. Ülkücü, tarih yapıcı olduğunun bilincindedir." Sn.İlbal VURUCU Yazınız genel olarak ruhu, bedeni ve davayı besleyecek nitelikte bir yazı;ancak, yukarıda size ait girişteki tırnak içerisine aldığım Ülkücünün tariflyle yazınızın içerisinde yine size ait olan "Kendimizi ne ölçüde “eski nesil Ülkücülerin” dünyayı ve olayları algılayışından kurtarabilirsek o ölçüde başarılı olacağımızdan şüphem yok." sözünüz bence bir dil sürçmesi olarak almalıyız,aksi halde geçmişinden utananlar gibi bir talihsizlik olarak algı yaratacağı kesindir, Hiçbir ülkücü geçmişinden utanmamalıdır çünkü o geçmişte,o nesilde tasa var,kıvanç var,göz yaşı,işkence ve Şahadet var, lütfen şu "eski Ülkücü" cümlesinden uzak durmak lazım buda Ülkücüleri ayrıştırma oyunun en büyük bir parçasıdır. Ülkücü Ülkücüdür,Ülkücünün eskisi olmaz eskilerin yeri "bit pazarıdır," selam ve Ülküyle kalınız.... NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE
Musa SARICAOĞLU
1198 gün önce
Yazıyı okudum.Evet yıllar öncesi yapılması gereken anlayışın bugün gündeme oturması ve kabul görmesi önemli. Ülkücü çok değil her zaman parmakla gösterilmeli.Dalında tek olmalı.Başarı onun olmazsa olmazı olmalı. Biz onu kucaklar yukarlara taşırız. Tekler çok olursa işte o zaman Türkiye muradına ermiştir. Uluslar arası alanlarda sözü,gücü,varlığı kabul görür.Ne Mutlu Türk üm Diyene.
ŞÜKRÜ YILDIRIM
1198 gün önce
Öncelikle çok güzel bir yazı tebrik ediyorum.Ancak eski nesil ülkücüler sözü ve onlara atfedilen dünyayı ve olayları algılayışı doğru bulmuyorum.Bizlerde hep en çalışkan,en önde ve parmakla gösterilen kişiler olmak için eğitildik.Fakat o zamanın şartları bunları engelledi
MNE
1198 gün önce
iKBAL Hocam, ağzına sağlık çok güzel tesbit yapmışsın.
MEDYA Kategorisindeki Diğer Haberler
"Dolarını bozdur, görüntüyü gönder, haber yapalım"
Evlendirme programlarına bir yılda tam 87 bin şikayet geldi. Geçtiğimiz yıl..
Hürriyet yazarı Ahmet Hakan, Başbakan Yardımcısı Kurtulmuş'a "hükü..
Hürriyet gazetesi yazarı Abdulkadir Selvi, bugünkü yazısında Tuğrul Türkeş&..
CHP lideri Kılıçdaroğlu'nun terörle mücadelede şehit olanların çocuklar..
Türkiye gece yarısı Meclis’e sunulan çocuklara cinsel istismar suçlarında m..
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=