Lütfen bekleyin..

Başbuğ Alparslan Türkeş'in "Başkanlık" hakkındaki görüşlerini nasıl okumalı?

01 Mart 2017, 22:24

Başbuğ Ne Demişti?

Facebook'ta Paylaş Twitter'da Paylaş

Yazarımız Yalçın Taze değerlendirdi:

16 Nisan'da referanduma konu olacak anayasa/rejim değişikliği hakkında konuşanlar, kendilerine tarihsel bir referans noktası tayin etme derdindeler.

Özellikle "evet" kanadı, Türk siyasetinin abide şahsiyetlerinin, "literatürdeki" başkanlık sistemi hakkındaki yorumları için, gereksiz bir alınganlık içindeler.

Elbette alınganlık eden ilk cenah, iktidar cenahı...

İktidar, adına “cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi” dedikleri garip bir başkanlık sistemi modelini savunurken "o da istiyordu" ile başlayan cümleler kurmaktan kendini alamıyor. Ancak, tarihe baktığımızda "o da istiyor" beyanlarının haklılık içermediğini söylemek de pek mümkün gözükmüyor.

En azından sığ ve rant kaygısı içeren bir okumayla…

İktidarın, kendisine selef ilan ettiği Özal’ın, fikren ve fiziken her daim uzak durmaya gayret ettikleri Demirel’in, iç politikada Kürt oylarına ikame arayışı ile muhtevası belli olmayan bir mutabakatla yanlarına çektikleri, MHP'nin mevcut yönetiminin desteği sonrası da Başbuğ Alpaslan Türkeş'in, başkanlık sistemi hakkındaki açıklamaları için arşiv kurcalayan bir ekip dahi var eminim.

Hatta, cımbız marifetiyle tarihten referans ayıklayıp, görsellerde dahi kullanıyorlar.

Geçtiğimiz günlerde, havuzdan bir gazetenin Ankara temsilcisi ile bu mesele hakkında, kendisinin sinir harbi yaşamasına sebep bir atışmamız oldu. Bu zat-ı muhterem, "MHP'nin milli doktrini 9 Işık, kurtuluş için "Başkanlık Sistemi" der; Türkeş'in hayatı bunu savunmakla geçti." diye bir twit atmış, ben de bu savı ile ilgili bir beyanat talep etmiştim. Bana talebim olan beyanatın, Başbuğ'un "Temel Görüşler" isimli kitabında var olduğunu hatta hayattayken kendisinden birçok defa duyduğunu söyledi.

Peki iddiası gerçek mi?

Benim vakıf olduğum kısmıyla "hayır"!

En azından, bugün “Balgat” ile birlikte iktidarın argümanına güç katacak bir mahiyeti yok!

Başbuğ'un, "başkanlık" için olumlu bir beyanı var ve fakat bugünkü garabet teklif ile yakından ve uzaktan bir ilgisi yok!

Türkiye'de çift meclisli yapı, yani senato ve millet meclisinin bir arada işlediği, bu açıdan icranın gecikmesine sebep bir bürokrasinin ortaya çıktığı ve senato sisteminin federal sistemlerin ürünü olduğu düşüncesiyle "Temel Görüşler" kitabında Başbuğ şöyle diyor;

"Milliyetçi hareket, tek başkan, tek meclis sistemini savunur. Çağımız kuvvetli, adil ve hızlı icra çağıdır. Türk milleti, dünya imparatorlukları kurduğu devirlerde kuvvetli, adil ve hızlı icra sistemini uygulamıştır. Kuvvetli ve hızlı icra, icra gücünün tek elde toplanmasıyla mümkündür. Bunun için tarih ve töremize uygun olarak başkanlık sistemini savunuyoruz."

Düz bir mantıkla okunduğunda bu satırlar, Başbuğ'un başkanlık sistemini savunduğunu düşündürebilir, ancak Başbuğ bir savunma saikiyle değil tenkitle meseleye yaklaşmıştır.

İlk eleştirisi senato sisteminin, yasama erkini sıkıntıya soktuğu ve buna bağlı olarak yürütmenin aksaklığı yönünde.

İkincisi, senato sisteminin, yani çift meclisli yapının, üniter devlet ilkesi ile bağdaşmayan devlet yapılanmalarından bir alıntı olduğuna yöneliktir.

Başbuğ bu satırları, 1975 yılında kaleme almıştı. 1980 Darbesi, Başbuğ’un tenkit ettiği çift meclisli yapıyı ortadan kaldırdı. Tek meclisli yapıya, yani bugünkü parlamenter sisteme geçiş yapıldı.

Vefatına kadar Başbuğ, bir kez dahi olsun “başkanlık sistemi” ile alakalı lehte bir açıklama yapmamıştır. Dahası, tahliyesi sonrası, bugün iktidarın en güçlü referansı haline gelen Özal’ın “başkanlık sistemi” arzusuna şiddetle karşı çıkmış, hem Türkiye’nin hinterlandında yaşanan gelişmeler hem de etnik milliyetçi terörün palazlanması neticesinde, bugünkü iktidarın talebine benzer bir biçimde “başkanlık” diyenleri sert bir dille uyarmıştır.

Ayrıca Başbuğ, cümlesinin başında "adalet" vurgusu ile şüphesiz hesap verilebilirliği, yani bugün kullanılan şekli ile denge-denetim aracını anlatmak istemiştir.

Dahası “cımbız” kullanmada ustalaşmış olanların, bu değişiklik teklifinde var olan “600 vekil” ile alakalı Başbuğ’un aynı (Temel Görüşler) kitabındaki sözlerini görmezden gelmesi de düşündürücüdür.

            “fakir milletin alın teri ile 600 vekilin beslenmesi hiçbir ölçüye sığmaz!”

Yine Temel Görüşler kitabında Başbuğ bugünkü siyasi iklimi işaret edercesine şöyle söylemiştir;

“Farklı siyasi ve iktisadi fikirlerin savunulamadığı bir ülkede totaliter rejim, özellikle komünist, faşist ya da nazist bir yönetim söz konusudur”

Dün Başbuğ’un ülküsünü, hedeflerini, icraatları ile yaralama gayretinde olan, ülkücülere türlü hakaretlerde bulunanların bugün oy devşirmek adına, adını kullanmaları, meclis kürsüsünden “bozkurt” yapmaları kadar iğreti durmaktadır.

Daha fazla uzatmadan, Başbuğ’un adını kullanarak temeli olmayan “evet” tercihlerine güç katmak isteyen iki cenaha, biri “Temel Görüşler” kitabından olmak üzere iki hatırlatma yapmak hasıl oldu.

“Ülkücüler, insanlık âlemi içinde ne uşak olmayı, ne de başkalarını uşak olarak kullanmayı kabul etmeyen, şerefli bir bayrağın taşıyıcısıdır.

“Bir avuç ferdin veya belirli bir sınıfın menfaatini ön planda tutan, fert veya sınıf diktasına dayanan devlet milli devlet olamaz!”

  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
okuyucu
272 gün önce
Onun milliyetçilik anlayışını ayaklar altına alan ve onlara destek olan zavallılar ülkücüleri kandırdıkları koyunlar,parayla kiraladıkları mitingçilerle karıştırıyor ancakk ülkücüler 16 nisanda hepsinin hesabını dürecek güç ve kudrettedir.
DETAY HABER Kategorisindeki Diğer Haberler
"Saray anketleri tehlike alarmı veriyor..."
"Bu bir strateji ise sonu tehlikeli…"
"Eğer Başkanlık Sistemi Meclis'ten ve akabinde referandumdan geçer..
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=