Lütfen bekleyin..

Emniyet'te telefonuna numara yüklenen teğmenin ağabeyi konuştu!

18 Ağustos 2013, 13:38

İddiaları çürüttü ama...

Facebook'ta Paylaş Twitter'da Paylaş

Emniyetteyken cep telefonuna 'sehven' yükleme yapılan ve Ergenekon'un sembol isimlerinden biri haline gelen Teğmen Mehmet Ali Çelebi'yi, ağabeyi Volkan Çelebi anlattı. Ağabey Çelebi: "Kardeşimin hem Atatürkçü hem de başarılı bir subay olması, eğilip bükülmemesi, bütün mesele bu..."

Geçen hafta, 14 Ağustos Çarşamba günü, Çağlayan Adliyesi’nde teslim olmadan hemen önce, ailesiyle bir çay bahçesinde otururken son cümlesi şu oldu: “Masumum. Vicdanım rahat, bundan büyük bir özgürlük yoktur.” Ergenekon davasında, ‘örgüt üyesi olmak’ ve ‘kişisel verileri kaydetmek ve ele geçirmek’ suçlarından toplam 16 yıl 6 ay ceza alan Teğmen Mehmet Ali Çelebi (29), şu an Hasdal Askeri Cezaevi’nde. Ağabeyi Volkan Çelebi’yle (31), kardeşi Mehmet Ali Çelebi’yi ve Ergenekon davası sürecinde yaşadıklarını konuştuk...

Nasıl bir ailede büyüdünüz?

Hayatımız Amasya’da geçti. Orta halli bir aileyiz; hatta alt-orta, kendi yağında zar zor kavrulan. Annem emekli gardiyan, babam emekli banka memuru. Annem bizi cezaevine götürürmüş bakacak kimse olmadığında, siyasi mahkûmlarla oynarmışız, çok severlermiş bizi. Şimdi yaşadıklarımıza bakınca, cezaevi ile bu bağ gerçekten trajik. 13 yaşında ben İzmir’deki askeri liseyi kazandım.

Size nereden esti?

Babam herhalde yaşadığı hayatın zorluğundan teşvik etti. O zamanlar popülerdi, önemli bir şeydi asker olmak; iyi niyetle yaptı.

Hayatınızın kurtulacağını düşündü yani?

Aynen öyle. Bütün alt-orta durumdaki insanların düşündüğü gibi. Kardeşim, ben 16 yaşındayken yani askeri lise son sınıftayken okulu kazandı.

Kendi isteğiyle mi?

13 yaşında çocuğun ne kadar kendi isteği olabilirse o kadar.

Haklısınız, o zaman sizden mi özendi?

Benden özendiği kesin. Bizimkiler de gönderdi. Ben hava harp okulundayken ikinci sınıfta ayrıldım. Olmadı, felsefeyle ilgilenmeye başladım. Ağır okul ortamı hoşuma gitmedi. Kardeşim devam etti ama... Uyum sağlamıştı bir şekilde. İdealisttir, dayanıklıdır, kendini sürekli geliştirir. 2003’te askeri liseden birincilikle mezun oldu, ordu komutanı Hurşit Tolon’dan aldı diplomasını; 2007’de harp okulundan dördüncü olarak mezun oldu, Yaşar Büyükanıt’tan aldı. 2008’de kara havacılık okulundan mezun oldu. Mezun olur olmaz da tutuklandı, Eylül 2008’de.

Tam o tutuklanma zamanını anlatır mısınız?

Öncesinde temmuzda onun tanıdığı ve bizim de ailecek bildiğimiz bazı kişiler terör örgütü yöneticisi olmak iddiasıyla tutuklanmıştı. Ben de insani bir endişeye kapılmıştım. Benim telefondaki konuşmalarımı, kardeşimin aleyhine iddianameye yazdılar hatta, tamamen çarpıtarak hem de. “Ağabeyi biliyordu, kardeşini uyardı ama kardeşi dinlemedi” şeklinde. Sonra eylülde birden 30 polis, Ankara Mamak’ta annem evde yalnızken eve gitmişler, sanki büyük mühimmatların olduğu bir eve girer gibi.

Eve gelip kardeşinizi arıyor, bulamayınca birliğe mi gidiyorlar?

Yok, birlikten alıyorlar kardeşimi, eve de belge-doküman için geliyorlar. Sadece o eve de değil. Kardeşimin, o bazı tanıdıkları dediğim insanların yanında kaldığı birkaç sefer vardı. Oralara da Mehmet Ali’nin ikametgâhı diye girip oradan çıkanları da iddianamede kardeşimin üzerine yazdılar. Kardeşimin kaldığı kişinin, yani Kemal Aydın’ın başka bir evi daha var ve kardeşim oraya hiç gitmiş değil ama oradan çıkanlar da iddianamede kardeşime yazıldı. Yani ikametgâhınız olmayan yerlerde yapılan aramalarda çıkanlar size kaydediliyor bu mahkemelerde. Kara komedi. Sonradan bunlar çürütüldü belgeleriyle tabii. Ama siyasi davalarda bu çürütmeler pek de dikkate alınmıyor.

Peki, birliğinden alındıktan sonra?

İstanbul Beşiktaş ’taki merkez komutanlığına koydular, iki gün orada kaldı. Sonra da savcı Zekeriya Öz’e gitti sorgulanmak üzere. O gün hiç beklenmedik şekilde tutuklamaya sevk edildi kardeşim. O zamanlar askerlerin sivil mahkemelerde yargılanması mümkün değildi ama ilk defa burada o delindi ve sonra ta yukarılara giden bir süreç başladı. Bizim derdimiz, askeri mahkemede yargılansın değil, adaletli bir mahkemede yargılansın. Sonra tutuklandı kardeşim, o zamanlar 24 yaşında, kendinden emin, ateşli, dik. Hep söylemişimdir, “Sen asker olmasan, sivil olsan Deniz Gezmiş’le aynı yoldaydın” diye. Tam 3 sene tutuklu kaldı.

Emniyette telefonuna yapılan yükleme peki?

Onu 2010 sonunda öğrendik, sonradan ortaya çıktı.

İddianamede kardeşimle Hizbut Tahrir sanıkları arasında irtibat olduğu yazılı. Sadece taksicide tesadüfen karşılaştığı Süleyman Solmaz’la değil, hiç görmediği, tanımadığı insanlarla da, örneğin Mahmut Oğuz Kazancı, irtibatlı olduğu yazıyordu. Biz onun nereden kaynaklandığını anlayamamıştık. Sonra kardeşim olayın nasıl yaşandığını anlattı: Kızılay’da bir taksiye biniyor eve giderken, tesadüf tamamen. Kardeşimin anlattıklarını Süleyman Solmaz da doğruluyor. Taksinin şoförü siyah cüppeler içindeki sakallı bir adam. “Cumhuriyet 100. yılını göremeyecek” diyor. Kardeşim de tabii genç, ateşli bir subay. Kendince sorular soruyor, “Siz ne yaparsınız, ne edersiniz, kimsiniz” gibi. O da diyor ki: “Biz Kızılay’dayız, bildirilerimiz, dergilerimiz, toplantılarımız var.” Kardeşim kendinin subay olduğunu söylemiyor, merak ediyor, “Ben de istiyorum o bildirilerden” diyor. Kendince onların ipliğini pazara çıkarmayı düşünüyor bir Atatürk genci olarak. Önce Süleyman Solmaz’ın numarasını alıyor, birkaç kez mesajlaşıyorlar yalnızca, telefonlaşma da yok. Kardeşimi eve davet ediyor, “Gel toplantılarımıza, sohbetlerimize katıl” diyor. Ulus’un göbeğinde bir Turkcell bayii var, o adam tanırmış orayı. “Ulus’un göbeğinde, Turkcell’in önünde buluşurum ancak sizinle o dergileri almak için” diyor kardeşim. Eve gitmiyor kesinlikle, sızmak gibi bir derdi yok çünkü. Adam meydanda buluşmayı kabul ediyor ve Mehmet Ali buluşmaya gidiyor, başka bir subay arkadaşına, sonra neme lazım sıkıntı olur diye de fotoğraflatıyor arkadan. O da 8 yıl ceza alan Noyan Çalıkuşu. Bir heyecan, bir meraktan başımıza neler geldi... Ondan sonra o bilgileri, belgeleri kendince dini bilgilerini yüksek bulduğu bu tanıştığı insanlara veriyor, “Bakın bunları inceleyin, ne yazmışlar?” diyor. Çünkü kardeşim helikopter pilotluğu kursuna başlıyor, sabah 7’de gidiyor, akşam 10’da geliyor, inceleyecek vakti yok. Onlara veriyor, o arada amcam ölüyor. Konu unutuluyor, belgeler onlarda kalıyor. Ve kısa bir süre sonra da baskın oluyor. O aşırı dinci içerikli dergiler onlardan çıktı. Sonra bu, trajikomik bir şekilde “Ergenekon, Hizbut Tahrir’e sızmaya çalıştı”ya dönüşüyor. Kardeşim ne Ergenekon’u bilir ne de Hizbut Tahrir’i.

Sonra gözaltına alınıyor ve emniyetteyken...

Sonra, 2010’da kardeşimin mahkeme sırası geldi. Biz bu arada bir sene iddianame bekledik, bir sene de mahkeme sırası bekledik. Sıra geldi 2010 Aralık’ında, kardeşim savunmasını bitirdi, mahkeme başkanı ve üyeler garip sorular sormaya başladı: “Bu kim, şu kim?” Kardeşim, “Ben bilmiyorum bunları, tanımıyorum” dedi. “Ama” dedi, “bak bunlar var senin telefon rehberinde”. “Ben bunları bilmiyorum, bu bir tezgâh olabilir, araştırılsın” dedi kardeşim. Sonra mahkeme bilirkişi tayin etti, bu da uzun bir süre aldı. Bu arada kardeşim tabii kendince araştırmalara başladı, TİB’den raporlar talep etti. Raporlar geldi, mahkemenin araştırması bitmeden, kardeşim, telefonuna 139 numaranın aynı anda yüklendiğini, bunların kendisi tutuklanmadan önce olmadığını ama tutuklandıktan sonra kapalı kalması gereken bir telefonun gece sularında Fatih Emniyeti’nde 1 dakika 20 saniye açıldığını ispat etti. Orada kıyamet koptu çünkü telefonun mühürlü bir torbada olması gerekiyor. Ondan sonra da kendilerine göre bir kılıf uydurmaya çalıştılar ama olmadı, itiraf ettiler yüklemeyi ve ‘sehven’ yani yanlışlıkla olmuş dediler. Bir telefondan başka bir telefona bilgi yüklenebilmesi için iki telefonun aynı anda bilgisayara bağlı olması, aynı anda mühürlü poşetten çıkarılmış olması gerekiyor ve polisin böyle bir yetkisi yok. Dolayısıyla biz bunun bilerek yapıldığını düşündük, hatta daha derin bir şey yapılmak istenirken ancak bunu yapabildiklerini düşündük. Ayrıca kardeşim bu açıklamayı yaptıktan ve konu basına intikal ettikten sonra polis, telefonun içinde numaraların olmadığını, telefon dökümlerinin yani mahkemeye gönderilen çıktı belgelerinin orada karıştığını iddia etti. Hatta “Telefon bize gönderilirse durumu anlarız” dediler. İnsanın içi acıyarak gülesi geliyor. Polise göre telefonun içinde numara yoktu.

Doğrusu ne?

Doğrusu şu: Numaralar telefonun içinde, bu da mahkemenin tayin ettiği bilirkişilerce fotoğrafları alınarak ispat edildi. Sonra böyle bir olay ortaya çıkınca kamuoyunda patladı. Bir de kardeşim bilinen bir figür çünkü harp okulu dördüncüsü, Büyükanıt’tan diploma almış, ilk muvazzaf subay, bir de Aleviyiz. Biz Alevilik konusunu hiç gündeme getirmeyi düşünmedik. Kardeşim mahkeme boyunca, düşünceleri nedeniyle yargılandı ve mahkeme sürecinde iddianamede yazılı bütün o iddiaları, teker teker, hukuki olarak belgeleriyle birlikte çürüttü.

Örnek verir misiniz çürütülen iddialardan?
Hizbut Tahrir olayı, bu sehvenle birlikte zaten iyice çürümüş bir olay. Ulus’un göbeğinde örgüte sızıldığını iddia ediyor savcı ve kardeşim bunu fotoğraflatıyor sızarken! Kendi cep telefonuna. Ve bu 1.5 dakikada oluyor. Savcıya göre kardeşim 1.5 dakikada, 1 görüşmeyle, 3-4 mesajla Hizbut Tahrir örgütüne sızmış! Yine mesela kardeşimin İstanbul Çamlıca Kız Lisesi’nde Kemal Aydın ve Neriman Aydın tarafından Ergenekon terör örgütü rozetiyle onurlandırıldığına dair gizli tanık Kıskaç’ın bir ifadesi var. Kardeşim böyle bir toplantıda bulunmadığını, hem tarihinde çıkardığı TİB kayıtlarıyla Ankara’da olduğunu hem de Kara Havacılık Okulu’nda olduğunu belgeleyen dokümanlarla çürüttü. Yine, kardeşimde bir tane video çıkıyor, Kara Harp Okulu’nun videosu. “Bunu örgüt çektirdi” diyorlar; halbuki Kara Harp Okulu kapalı devre televizyonunun videosu, okulun kendi çektiği video. Ve bu gene Kara Harp Okulu’ndan gelen cevap yazısıyla ortaya çıktı. Buna benzer 30’a yakın iddia vardı ilk iddianamede, hepsi böyle çürük, temelsiz, çarpık. İddianamede özel hayatın, ailenin kutsallığını da sayısız kez ihlal ettiklerini söylemiyorum bile. Bir de bu süreçte belirli medyada çıkan öylesine yanlış, öylesine karalama dolu şeyler vardı ki. İnsanları infaz ettiler daha yargılamadan önce.

Sonra da dışarı çıktı kardeşiniz...
Kamuoyu desteğiyle çıktı bence; 33 ay tutuklu kaldı ve suç vasfının değişme ihtimali ve tutuklu bulunduğu süre ve delil durumu gözetilerek salıverildi. Mahkeme kararında 5 Ağustos’ta yeniden tutuklama kararı çıktı. Sehvenden dolayı muhtemelen. O zaman neden tahliye ettiniz diye sormak gerekiyor. Çünkü dosyada hiçbir yenilik yok. Vicdanları kanatan, altüst eden bir tutuklama oldu. Kardeşimin hem Atatürkçü hem de başarılı bir subay olması, eğilip bükülmemesi, bütün mesele bu... Ama birini Atatürkçü bir subay diye suçlayıp ona 16,6 yıl ceza veremezsiniz. Somut deliller lazım, hiçbirisi yok. Kardeşim için silahlı terör örgütü üyesi diyorlar, darbeye teşebbüs gibi bir suçlama da yok. Sormak lazım hangi şiddete bulaşmış, kimden emir almış, hangi teşebbüsün teşebbüsünde bulunmuş, hiçbirisinin yanıtı yok bu davada. Kişisel verileri kaydetmekten bahsediyorlar, onun da ne olduğunu bilmiyoruz daha. Ondan da 4,5 yıl verdiler. Kardeşim üzerinden bir mesaj veriyorlar gençlere; zulüm, kıyım, adaletsizlik dolu bir mesaj.

2011’de tahliye oldu ve 14 Ağustos Çarşamba günü Çağlayan’da teslim oldu. O arada neler yaptı?

Bilgisayar kurslarına gitti, subaylık mesleğini icra etmeye devam etti. TOEFL kurslarına gitti, Skorsky helikopter pilotluğu kursunun yüzde 70’ini bitirdi. Ayrıca Bingöl, Siirt ve Muş’a terörle mücadeleye gönderdiler. “Birileri terörist, onları öldürmeye gitti kardeşim” gibi bir şey söylemiyorum, sadece şu: Devletin terörist gördüğü bir örgüt var, PKK ; bir de devletin terörist gördüğü bir subay var. Teröristle terörist mücadele ediyor gibi bir durum. O zaman görevden el çektirseydiniz. Olmadı bunlar...

Ne yaptı kararlar açıklandığı zaman?

Hayal kırıklığına uğradı. Hiçbir şey söylemedi. Sadece içini çekti ve düşüncelere daldı.

En son gördüğünüzde peki? Yani avukatlarla birlikte adliyeye teslim olmadan önce, neler konuşuldu?
Haksızlığa ne uğruna uğradığının farkında ve uğradığı büyük haksızlığın insanlarda adalet arayışını güçlendireceğini düşünüyor. “Suçsuzum, masumiyetimize güveniyoruz sadece, er geç adaletin yerini bulacağına inanıyorum. Hakikat yürüyor, yürüyecektir” dedi.

Bundan sonra ne yapılabilir?

Üç yıl yattı, şimdi belirsiz bir zaman daha yatacak. Bilmiyorum bu büyük mağduriyetleri nasıl düzeltecekler. Karar Yargıtayca onanırsa 6-7 yıl daha yatması lazım en az. Bir masumu böylesine cezalandırmak, korkunç... Benim Silivri’de bizzat şahit olduğum, yargılamanın hiçbir şekilde adil olmadığı. O iddianameler ve o yargılamalarla bu davanın siyasi olduğu çok açıktı. Neresinden tutsan elinde kalıyordu. Buradaki sorun bence şu: Kemalist olsun, PKK’lı olsun, KCK’lı olsun, Gezi’ci olsun belli bir devlet tapıcılığı var bu ülkede ve o devlet tapıcılığının karşısında muhalif olan kim varsa, hepsi aynı yargı testeresinden geçiriliyor. KCK davasındaki insanlar da adil yargılanmıyor, onlara da zulmediliyor. Her türlü zihniyet yargılaması yapılıyor bu mahkemelerde ve terörist yaftasıyla yapılıyor. Herkes her an terörist olabilir Özel Yetkili Mahkemeler’de. Silivri’de hukuki, adil bir yargılama yapılmadı; bir işkenceydi, herkes bilsin, Kafka’nın Dava’sından farksızdı. Eğer aralarında suçlu olanlar varsa da bu yargılamanın o suçlarla ilgisi olmadığı net olarak bilinsin.

Son olarak şunu sorayım; Mehmet Ali Çelebi, tahliye olan sanıklar arasında tekrar tutuklanması istenen tek kişiydi değil mi?

Doğru ve tekrar tutuklanan tek kişi. İnanılmaz bir durum. Daha başka şeyler de var, 20-25 yıl ceza alanlara tutuklama istemi yok, neden? İnsanların tutuklanmasını istediğimden söylemiyorum ama hem yargılamadaki hem de karardaki çarpıklıkları göstermek için soruyorum. Sinan Aygün 13 yıl ceza aldı, neden o tutuklanmadı? Başka birçok çarpıklık var. Yargılama kadar cezalardaki orantı da rezil rüsva halde. Bu davalar kara leke olacak, bu leke çok derinleşti, temizlenemeyecek kadar kapkara. İnsanlar bilmeli ki bu durumlar sadece kardeşim özelinde yaşanmıyor. “Kardeşim sana mı düştü?” denebilir, haklı bir soru; ama bu, hukukun, adaletin, demokrasinin sorusu değil. İnsanlar şunu bilsin: Oradaki insanların çok büyük bir kısmı düşünceleri nedeniyle suçlanıyor. İktidarın ve gücün dışında kalan herkese yapılıyor bu zulüm. Bütün bu acılar, üzüntüler çekiliyor, umarız ki Türkiye ’nin ciddi bir adalet, demokrasi ve özgürlük sürecine girmesi için çekiliyordur.-Radikal

  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
GÜNDEM Kategorisindeki Diğer Haberler
Demokratik Bölgeler Partisi, Eş Genel Başkanı Sebahat Tuncel hakkında, '..
Erdoğan'ın Lozan'la ilgili sözlerine tepki gösteren Yunanistan Savu..
Şikede kumpas iddianamesinde tutuklanan iş adamı Serdal Adalı'nın o dön..
Bolu F tipi cezaevinde yatan Alaattin Çakıcı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a sesle..
Adana'da yurt yangınında hayatını kaybedenlerin cenazesine katılan Avru..
Hrant Dink'in öldürülmesine ilişkin görülen davanın üye hakimi Bünyamin..
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=