Lütfen bekleyin..

19 Haziran’da ne oldu?

27 Haziran 2016, 01:32

İsmail Şahin yazdı...

Facebook'ta Paylaş Twitter'da Paylaş

19 Haziran’da toplanan olağanüstü kongrenin akabinde gereksiz tartışmalarla meşgul olduk.

Kongre sonuçlarını mahkemeye götürmeyeceğini ilan eden Genel Merkez’in kurumsal olarak değil delege marifetiyle kongre sonuçlarını mahkemeye taşıyacağı açıktı. Eğer birileri bunu öngöremediyse durup düşünmek lâzım.

Velev ki düşünemedik.

Yapılması gereken birbirimizi suçlamak, bir takım tutanaklardan bahsedip kendimizi aklamaya çalışmak, imza yarıştırmak, rakiplerimizin muhalefetinin rengine karar vermek değil önümüze bakmaktır.

Kimin hangi renk muhalefet yaptığına bakmak için 2012 kongresinde kimin ne tarafta oturduğuna ve nihayet verilen fotoğraflara bakmak yeterli.

Neyse geçelim bu bahsi…

Öncelikle yapılması gereken bu “tedbir” kararına itiraz etmektir ki edilecektir.

Ve nihayet olağanüstü kongrede alınan karar mucibince 10 Temmuz için hazırlık yapmaktır. Sen haklıydın, ben haklıydım kavgaları Ülkücülük Hukukumuzu zedelemekten başka bir işe yaramaz.

***

Başından beri yanlış anlaşılan bir husus var, bu konuya açıklama getirmek lâzım.

Öncelikle imza sürecine yönelik mutabakat 19 Haziran’a kadardı. Mutabakatın esası imzaları bir an önce ve maksimum sayıda toplayarak tüzükte arzu edilen değişikliği yapmaktı.

Hepsi bu.

Bu mutabakat sürecinin inşasında kimlerin rolünün olduğu, kimlerin bu sürecin güçlenmesi için yapılan talepleri “arkadaşlarıma sormam lâzım” gerekçeleri geri çevirdiğini sürecin kahramanları biliyor.

Ve yine bu süreçte yaşanan birlikteliğin 19 Haziran sonrasında siyasi bir rekabete evrileceği herkesin mâlumu idi.

Doğal olan da bu değil mi?

Doğal olmayan ve delegeyi de “TEK LİSTE” protestosuna sevk eden 19 Haziran’ın 10 Temmuz için “ön alma” vesilesi sayılması idi.

***

Süreçle ilgili bir mutabakatın olmadığını en son Meral Hanım’da zikretti. Gazetemizde tertip edilen iftarda yaptığı açıklama tam olarak şöyle: “Diğer genel başkan adaylarının bazıları tarafından yapılmış mutabakata uymayan mızıkçı gibi takdim edildim. Aslında sözkonusu meselelerde herhangi bir mutabakat yoktu. Dolayısıyla benim bunlara uymadığımdan söz edilemez.”

Her şeyi açık bir şekilde ifade etmiş.

Diğer adayların söyledikleri de bu zaten: Kongre salonunda olan iş ve işlemlerle ilgili “mutabakat” ortamı sağlanmadı.

Aslında bir mutabakat yok” diyen taraf bu tavra paralel bir şekilde diğer taraflarla istişare etmeden önergeleri ve kendi divan listesini geçirdi.

Bence burada da bir problem yok. Netice olarak siyaset böyle bir şey: Herkes bir tercihte bulunur ve sonuçlarına katlanır.

Problem şu ki Meral Hanım’ı destekleyen Ülküdaşlarımız mutabakata uyduklarını iddia ediyor.

Olmayan bir mutabakata nasıl uymuşlar bu izaha muhtaç bir durum.

***

Meral Hanım dışındaki adayların kongre salonunda dile getirdiği şey esasa dair değil, usüle dairdi.

Öncelik kongre sonuçlarının selameti idi. Şöyle deniyordu: Tüzüğün 63. Maddesinin dördüncü fıkrasının değişikliği öncelikle gerçekleştirilsin. Daha sonra disiplin cezaları ve tedbirli sevk için çok kısa ve önleyici iki madde değişikliği ile kanuna da ters düşmeden bu konuda ki tüm yetki Büyük Kongre kararına bırakılsın.

Kongre çoğunluğu meselesinde ise salt çoğunluğun yeterli olduğuna tüm taraflar inanıyordu. Lâkin Türkiye’deki hukuk sisteminden haberdar olan herkesin kongreyi hükümsüz hale getirmek isteyenlerin “çoğunluk” kapısından gireceğini tahmin etmesi gerekiyordu.

Nitekim Koray Aydın ve onun gibi düşünenler bu kapıyı kapatmak adına “eğer 2/3 çoğunluğu sağlayamazsak bir hafta sonra salt çoğunlukla toplanalım” dedi.

Mahkemenin tedbir gerekçelerine bakınca kimin haklı çıktığı ortada.

Delegenin iradesini hukukun arkasından dolanmak isteyenlerden muhafaza etmek ve aylardır sürdürülen mücadeleyi heba etmemek için daha dikkatli bir süreç takip edilmeliydi.

Bu noktada tecrübenin önemi ortaya çıkıyor.

Uzunca bir süredir bu tür süreçleri tek başına idare eden Koray Aydın’ın tecrübesine güvenilmeliydi.

Peki her şey bitti mi?

Aksine yeni başlıyor.

Moralleri bozmayı, birbirimizi suçlamayı bir kenara bırakıp işimize yoğunlaşırsak arzulanan değişim gerçekleşecektir.

  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
ali 70
165 gün önce
kardeşim su bahçeli gitsin biz gerekeni seceriz yoksa parti bitiyor baraj altıyız uyanın artık
selim
165 gün önce
moral bozmak yok mücadeleye devam
KEMAL
165 gün önce
işte gerçekler
MEDYA Kategorisindeki Diğer Haberler
Diriliş Ertuğrul'un son bölümünde izleyiciler, Ertuğrul'un zehirlen..
"Dolarını bozdur, görüntüyü gönder, haber yapalım"
Evlendirme programlarına bir yılda tam 87 bin şikayet geldi. Geçtiğimiz yıl..
Hürriyet yazarı Ahmet Hakan, Başbakan Yardımcısı Kurtulmuş'a "hükü..
Hürriyet gazetesi yazarı Abdulkadir Selvi, bugünkü yazısında Tuğrul Türkeş&..
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=