Lütfen bekleyin..

Davutoğlu HDP'ye böyle yakındı...

22 Eylül 2015, 10:37

Başbakan Ahmet Davutoğlu AKP'nin 1 Kasım seçim hazırlıklarından Cumhurbaşkanı Erdoğan ile aralarındaki diyaloğa kadar bir çok konuda konuştu

Facebook'ta Paylaş Twitter'da Paylaş

Show TV'de gazetecilerin sorularını yanıtlayan Başbakan Ahmet Davutoğlu 1 Kasım seçimleri öncesinde açıklamalar yaptı.

Davutoğlu'nun konuşmasından satırbaşları şöyle;

Siyasi hareketler de tüm diğer tarihi, sosyal, biyolojik varlıklar gibi yaşayan varlıklardır. Kendini yenilemeyezse bir süre sonra çürümeye başlar. 

AK Parti hareketi 2001'de yola çıktığında zamana doğru hareket ettiği için, o anın şartlarını en iyi okuyan iktidara geldi. Daha sonra her değişimi doğru okunduğu için kendini toparlayabildi.

Bu önemli bir meziyet. 7 haziran seçimleri bu anlamda bize Ak Parti'nin tazelenmekle köklü geleneğini sürdürmek arasındaki dengeyi doğru muhafaza etmesi gerektiği dersini verdi tabiri caizse. Gücün ortaya çıkarabileceği, güç sahibi olmanın ortaya çıkarabileceği bazı yeni durumlar varsa ve algı probleminde ortaya çıkaran şartlar oluşmuşsa gücün tekrar en iyi şekilde kullanımının önünü açmak lazım. 
Özeleştiri yapmazsanız kendinizi yenileyemezsiniz. Biz her zaman şahsi olarak da özeleştiri yapmak durumundayız. 7 Haziran'dan sonra milletvekilleri ile gruplar halinde görüştüm, MKYK üyeleri ile gruplar halinde tek tek görüştüm, geçmiş MKYK üyeleri ile toplandık, hepsi ile bir muhasebe dönemi geçirdik. Aslında baktığınızda oy oranı itibariyle normal şartlarda 3 parti girmiş olsaydı, daha önceki seçimin devamı itibariyle söylüyorum, belki rahat bir tek parti iktidarı, bu özeleştiriye gerek bile olmadığı kanaatini doğurabilirdi. Ama buna rağmen biz bu özeleştiriyi yaptık. Şimdi devam etmesi gereken şeyler kurucu ilkeler. Bunların yozlaşmasına, sapmasına izin vermemek lazım. Yine de devam etmesi gereken şey ne; bir insan kolay oluşmuyor. 

Bugün aday tanıtım toplantısına giderken bir an geriye doğru döndüm. Bundan önceki aday tanıtım toplantısı hangi psikolojide cereyan etti diye... İlk aday tanıtım toplantısı olması gerekirken 2000'de sayın Cumhurbaşkanımızın yasaklı ilan edilmesi nedeniyle yapılamıyor.
Ama o dönemin kurucular kurulu aldığınızda ve AK Parti kadrolarının isimlerine baktığınızda listeye, şu anda herkese çok mağrur, çok bilinen isimler o zaman çok meçhul isimlerdi. Ama zamanla çalışarak, kendilerini ispat ederek kamuoyunun onayını kazandılar. 
3 dönemliklerin dinlenmeye alınması söz konusuydu. Ama 7 Haziran seçimleri bize kurucu değerlerimizle yenilenme arasındaki dengeyi sağlama imkanı verdi. Şartlar değişmişse yeni politikalarla o şartlara ayak uydurmak gerekir. Yeni ve taze unsurlarla da bunun sağlanması lazım. Biz de tam olarak bunu yaptık.
 
AK PARTİ'NİN SEÇİM KAMPANYASI NASIL OLACAK?

3 ay içinde bütün bu yeni adımların ve iç muhasebe uygulamalarını hemen fark edebilmek çok zor. Vatandaş bize destek verdi. Yüzde 41 oy az bir oy değil. Bu şu anlamada gelmiyor... Biz bardağın dolu tarafına bakıp da eksik tarafını ihmal edemeyiz. Bizim şimdi hedefimiz bütün bu trend içinde tekrar yüzde 50'ye doğru yükselebilir miyiz? bugün de adaylara ayak üstü uyarılarımı yaptım. İl bazında anketlerle tek tek bütün illeri ele aldık ve değerlendirdik. Bu adımları ona göre attık. Tutumlarımızda, üslubumuzda, vizyonumuzda bir tazelenme ve canlanma hissedilecek kampanyamızda.
 
CEMİL ÇİÇEK, BÜLENT ARINÇ, ALİ BABACAN KONUSU

3 dönemlik arkadaşların hepsi çok büyük hizmetler vermiş kıymetli arakadaşlarımızdır. Hangisini alırsanız yeni bir başarı hikayesi yazar. Açık söyleyeyim. Ben 3 dönemi dolmuş arkadaşların tekrar müracaat etmesini bile gereksiz bulduğumu söyledim. Onların müracaat etmesine gerek yok, biz onları zaten müracaat etmiş gibi telakki ettik. Mesela Cemil Çiçek adaylık için müracaat etmemişti.

Sayın Bülent Arınç Meclis dışında kalmak istediğini açıkça ifade ettiği için bu tarz bir durum oluştu. Ama Sayın Ali Babacan'ın böyle bir açıklaması olmadı. Aramızdaki görüşmelerde ona olan ihtiyacı sürekli söyledim. Eğer yeni bir güçlü yapılanma olacaksa bütün güçlü şahsiyetlerin orada olması lazım.
 
DAVUTOĞLU'NUN CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN İLE İLİŞKİSİ

Sayın Cumhurbaşkanı ile ilişkimizi 3 boyutlu olarak size aktarayım. Birincisi şahsi, ailevi ilişkimiz. Bu benim çok özen gösterdiğim ve zedelenmesini asla istemeyeceğim bir ilişkidir. Biz Sayın Erdoğan ile yeni tanışmadık. Uzun yıllardır tanışıyoruz. Bu şahsi dostluk, hayatımın en önemli dostlukları arasındadır. Herhangi bir şekilde 3. bir kişi bu şahsi ilişkiye zarar vermesine izin vermedim, vermeyeceğim. Sayın Erdoğan'ın ilk torunları Sare Hanım'ın eline doğmuştur. Kurumsal ilişkilerde sorun olsa bile şahsi ilişki farklıdır.

İkincisi 13 yılda siyasi olarak geliştirdiğimiz ilişkidir. Beni partiye Abdullah Bey'in Başbakanlığı döneminde Sayın Cumhurbaşkanı ile Sayın Gül birlikte davet ettiler. Ben partiye bir akademisyen olarak Irak Savaşı ortamında katkıda bulunmak için geldim. 7 yıl başdanışman olarak görev yaptım. Her an beraber olduk. 2007'de milletvekilliği teklifinde bulundular. Şahsi dostluğumuz her düzlemde iyi bir zemine oturdu. Yaptığım bütün görevlerde görevimin hakkını verdim. Geçen yıl ne ben ona ne de o bana Başbakanlık, Genel Başkanlık konusu aramızda geçmedi. Ama doğal süreç bizi bu noktaya getirdi.

Cumhurbaşkanı-Başbakan ilişkisine gelince...

Türkiye'de kurumsal olarak yönetilmesi en zor ilişkiyi yürütüyoruz. Çünkü 12 Eylül Anayasası yürütme erkinin başındaki Başbakan ile Cumhurbaşkanlığı makamı arasında bir denge gözetti. Cumhurbaşkanı-Başbakan ilişkileri kolay yürüyen ilişkiler değildir. Bunu da en iyi bilen kişi Sayın Erdoğan'dır. Hem bizim kurucu genel başkanımız, hem de halk tarafından seçilen bir Cumhurbaşkanı. Zorluklarla karşılaşıyoruz, farklı kanaatlerimiz oluyor ama en başta saydığım iki ilişki üzerinde yürütüyoruz. Bazen farklı kanaatler beyan edilebilir. Olmalı da bunlar. Önemli olan şahsi itilaflar olmaması. Hocacı, Reisçi tabirleri tamamen üretilmiş şeylerdir. Ben hiçbir zaman siyasete böyle bakmadım. Bana 'ekibi yok' eleştirisi yapıldı. Ben Hocacı-Reisçi diye bir şey tanımlamıyorum. Bütün AK Parti benim ekibim. Ben böyle bakıyorum. Ekipçilik yapmak, partiyi fraksiyonlara böler.
 
Eğer ben Genel Başkan olarak böyle bir durum yaparsam, olumsuz sonuçlar doğurur. Önemli olan ekiplerin kenetlenmesi. Şu anda AK Parti'nin kaderi, Türkiye'nin kaderiyle örtüştü.

Sayın Cumhurbaşkanı, benim devlet yönetiminde yönlendirilen bir siyaset adamı olmadığımı, olamayacağımı da çok iyi bilir. Böyle bir şey de zaten teklif etmez. Beni tanıyanlar nasıl böyle şeyleri bana yakıştırır diye çoğu zaman sitem de ediyorum.
 
BEŞİR ATALAY'IN VAN'DAN ADAY GÖSTERİLMESİ

Beşir Atalay beklemiyordu böyle bir görevlendirme. Doğu ve Güneydoğu'da halka bütün süreci, en yakından takip eden kişinin anlatmasını istedik. Bunun esası, bütün süreci içeriden bilen birinin halka anlatması. Özellikle deprem sonrasında Atalay, Van'da görev üstlendi. Orası için doğru isimdir. 

Sayın Efkan Ala'yı Bursa'dan aday gösterdik. Bursa'da yoğun bir Erzurumlu nüfusu var.

Sayın Mehdi Eker, İstanbul'daki Doğu kökenli vatandaşlarımıza hitap edebilmesini istedik. 

Biz barajı kalkan olarak görmedik, görmeyiz. CHP ile yaptığımız istikşafi görüşmelerde üzerinde anlaştığımız konulardan biri de barajı indirmekti. Ben HDP'nin yanlış politikalardan bahsettiğimde, kitle HDP'nin Meclis'ten çıkarılmasını talep eden slogan attı. Ben de 'Bu bizim işimiz değil, sizin işiniz' dedim ve 'Oy vermezseniz barajın altında kalacak' anlamında söylenen bir sözdü. Bunu orada uzun uzun anlatamadım ama söylemek istediğim buydu.
 
"HDP'NİN TAVRI YANLIŞ"

HDP'li Bakan Konca'nın söylediği de yanlış. Türkiye'nin bölünmesi barajla alakalı değil. Kimse Türkiye'yi bölemez. Hem vekil aldılar hem dağa çıktılar. Sandılar ki vakit Türkiye'yi bölme zamanı. Ama yanıldılar. Biz bunu hissettik. Sırtlarını Kuzey Irak'a verip, 80 milletvekiliyle Meclis'te tavır sergileyecekler. Çözüm süreci bu değil. Biz de birer birer bu halkaları kırıyoruz, kıracağız.
 
"HDP'Lİ VEKİLLER CUDİ DAĞI'NDA NE ARIYOR"

Karayılan'ın telsiz konuşmasına yansıdı... Doğru, bildiğimizi bilmedikleri yerleri de vurduk. Baskıyla oy alıp demokratik görünecekler, diğer yandan silahla hareket edecekler. Bu olmaz. HDP'li vekiller Cudi Dağı'nda ne arıyor. Kime canlı kalkan oluyorlar? Bunun demokratik mücadele anlamında bir anlamı vardı. Kalkan olmaya gittikleri katiller, Silvan'da 12 yaşındaki Fırat'ı katleden kimseler. Eğer HDP'liler Cudi'ye gidiyorsa, teröristlerle aynı şekilde davranmış olur.

Milliyet

 

  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
GÜNDEM Kategorisindeki Diğer Haberler
Yandaş medyadanın yazarlarından Ersoy Dede, Adana Aladağ'da yaşanan yu..
Son gündemde kamuoyunu en çok meşgul eden konulardan birisi olan bedelli as..
Üsküdar Üniversitesi'nde konuşan AKP'li Kuzu, "Gelecek olan Ba..
FETÖ'nün Darbe Girişimini Araştırma Komisyonu Sözcüsü Satır, darbeciler..
Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK), Hakkari'nin Şemdinli ilçesinde toprak al..
Başbakan Yıldırım, yarın Rusya'ya gidiyor. Yıldırım'a, işadamları d..
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=