Lütfen bekleyin..

"AKP tek başına iktidar olsa dahi artık bu tabloyu yönetemez"

09 Ağustos 2015, 13:31

Dikkat çeken analiz...

Facebook'ta Paylaş Twitter'da Paylaş

Dünyanın her yerinde milli burjuvazi, milli kültürü üreten, rafine eden ve yerelden ulusala oradan evrensele taşıyan dinamiğin omurgasını teşkil eder. Rönesans’a Medici ailesine, Rönesans, Reform dönemi aydınlarına, burjuvazinin sağladığı desteklere baktığınızda aynı resmi görürsünüz. İngiliz Sanayi Devrimi, Fransız ihtilali süreciyle ortaya çıkan yurttaş, hukuk devleti, demokrasi, insan hakları kavramları burjuva demokratik devriminin yani milli devletin insanlık mirasına armağanlarıdır.

Kadir Cangızbay Hocanın tabiriyle Aydınlanma insana, insani haysiyetini iade eden süreçtir. Benim açımdan en önemli/genel katkısı da budur. Ruh ve beden diye birbirinden tümüyle farklı, iki ayrı belirleyicilikler setine, iki unsur temelinde parçalanmış dolayısıyla, kendisi kendisinden başlayıp yine kendisiyle biten tek ve bölünmez bir bütün, yani bir zatiyet niteliği taşımayan insan bireyinin, bırakın üzerinde yaşadığı dünya hakkında söz sahibi olmak, 'ben' dediği varlık üzerinde dahi karar verme hakkına sahip olması tabiî ki düşünülemez. İşte İngiltere'de 'habeas corpus'la başlayıp yüce Fransa'mızda vatandaş/yurttaş kavramıyla taçlanan süreç, insanın 'ruhtu, bedendi' diye iki ayrı varlık alanı temelinde parçalanmış, bir hak öznesi olarak görülmesi kesinlikle söz konusu edilemeyecek olan bir kul konumundan çıkarılıp, tarihin yegane öznesi olduğunun bilincine varma ve bunu 'cumhuriyet' ilkesi çerçevesinde 'ulus devlet' bünyesi içinde tescil etme/ettirme sürecidir. Burada insan artık öznedir ve özne olduğu için bildiğimiz anlamda insandır. Bir insan olarak da hakkı/hukuku kendisinin özneliği esasında, yani öznesi/faili olduğu fiiller/davranışlar, kısacası yaptıkları ve ne yaptığı esasında belirlenecektir; yoksa nesnesi esasında, yani ne olduğu, kimlerden doğduğu, nereli, ne renkten ya da ne cinsiyetten olduğu vb. esasında değil”

Aydınlanma geleneğinin yaşayan en büyük filozofu Habermas’ın da belirttiği gibi aydınlanma birikimi ve geleneği bugün için hala vazgeçilmezdir. Çağın ihtiyaçlarına göre yeni bir versiyonu pekala üretilebilir. Katılımcılık esasları, yurttaşlık hukuku genişletilebilir lâkin bu mirastan vazgeçmek doğrudan Ortaçağın dinamikleri ile yeniden buluşmaya sebep olur.Yakın coğrafyamızda ve kısmen Türkiye de yaşanan budur.

Türkiye’de milli kültür ve burjuva ilişkisi açısından bizde durum tam tersidir. Dünyadaki yegane örnek olaydır. Yüksek gümrük duvarları ve desteklerle semirttiğimiz biricik burjuvazimiz asla bu millete yar olmadı. TÜSİAD sermayesinin, büyük sermayenin ilk yüz şirketinin sosyal sorumluluk projelerini alt alta yazınız bu yekûn içerisinde Türk kültürüne ait payın miktarının azlığını görürsünüz.

Milli kültürüne düşman distribütör sermaye artık kültürel anlamda da distribütörüdür.

O yüzden siyasal irade çemkirdiği zaman süklüm büklüm olmaktalar, zira yanında yer alabilecekleri bir milli zemin ve destek yoktur. Bunu çok iyi biliyorlar.

Son dönemde Bahçeli’nin “Boğaz’da yalılarda viski içip HDP’ye oy verenler” söylemiyle gündeme getirdiği meselenin “düzgün ifade edilemeyen” arka planında bu motivasyon var.

Boğazda yalıda oturup viski içip anayasal, yasal tercihlerini, haklarını kullandıkları için insanları, seçmeni tahkir etme hakkımız yok. Demokratik süreçlerde “oy vermeyen değil alamayan kabahatlidir”. Diğer taraftan bir davranış ve tutumun anayasal olması o davranışın etik ve moral açıdan kabul edilebilir olduğunun güvencesi değildir, böyle bir çıkarım yanlıştır.

Sanırım MHP Türk burjuvazisine bir eleştiri getirmek istemiş. Maksadı aşan çağrışımlar olmuş nitekim sonradan seçmene dönük olmadığı tevil edildi. Metin Özkan Bey’in çantasında “şerefsizler listesi” bir iletişimci açısından saçma sapan bir şeydir, sanırım “güneşin etkisi”, kötü niyetli değil.

Diğer yandan hanımkız, esas oğlan rollerindeki medya mahreçlerine bir çağrı yapıyoruz.

Milli cepheyle tartışacağınız bir şey varsa milli aydınlar entelektüeller burada. Ahmet’le Şirin partici kolay lokmaları milli düşünce adına sol liberal entelektüellerin karşısına çıkarıp yaramaz küçük kız rolleri ile abandone etme numaralarınızı buyurun bize yapın. Ağzını büzmelerinden Ömer diyecekleri besbelli zevatın. Bütün siyasal görüş ve kanaatlerden doktrine ve metinlere hakim aydınları çağırmak yerine, orantısız bir tartışma platformu yaratarak pozisyon aldıkları görüşün çok bayat bir propagandasına tezgah açıyorlar.

EN DONANIMLI EKİBİNİZİ GETİRİN, BİLDİĞİNİZ TÜM SORULARI SORUN

Ahmet Bey’e ve Şirin Hanım’a bir önerim var: Medya ünlüsü olma derdimiz yok, en donanımlı ve cevval ekibinizi getirin ben de bir arkadaşımla geleyim, bildiğiniz bütün soruları sorun bakalım, bağırmadan çağırmadan kızmadan!, bilimsel bir zeminde konuşalım, tartışalım. “Süt içtim dilim yandı” manilerine benziyor mu? bakalım.

Milli,demokratik, lâik birikimi öyle tu kaka edebiliyor musunuz? görelim.

“Bilmedikleri konularda insanlar niye tartışırlar, hiç anlamam” garip bir durum. Milli düşünce hakkında konuşabilmek için 150 yıllık milli düşünce birikiminin metinlerini, tarihini, bilmeniz lazım, çiğ duygusallık ve vatanperverlik bunun için yetmez.

“Bu kesik dansa karşı” halayla cevap veremezsiniz, ey danişmentler.

Şu anda, CHP kıran kırana AKP ile koalisyon pazarlığı yürütüyor. Büyük medyadan bunu garipseyen önemli bir çıkış gördünüz mü? Aksine pozitif bakıyorlar. Ya MHP böyle bir görüşmeye yeltensin, sen gör azgın sövgü korosunun vaveylasını. CHP’ye mubah olan MHP’ye haram. Sözcü gazetesinin çayhane sohbeti tadındaki sert kızmalarına bir bakın.

YENİ CHP VE YENİ CUMHURİYET GAZETESİ

 Bu iki müdafaa-yı hukuk kurumu bugünkü Türkiye siyasetinde durdukları yer itibarıyla hiçbir şekilde sol diye nitelendirilemez. Cumhuriyet birikimi, Atatürk ilkeleri ve müdafaa-yi hukuk perspektifi diye bir dertleri yok.

Esaslı bir sözleri ve çözümlemeleri yoktur. Türkiye’de sol liberal geleneğin durumu budur. Türkiye liberallerine Thomas Jefferson’un köle sahibi bir liberal ata olduğunuzu söyleseniz kim bilir nasıl kızarlar.

Türk ve dünya düşüncesine kattıkları bir kavram yoktur. Söylediklerinin Edirne’den öteye bir anlamı yoktur.

MHP’NİN DURACAĞI YER

Bugünkü Türkiye’nin en önemli sorunu beka sorunudur. Eğer “zemin varsa” MHP sıkı bir protokolle hükümete katılarak Türkiye’yi bu tablodan çıkarmalıdır. Siyaset ideale göre değil reel duruma göre yapılır. Beğensek de beğenmesek de Türkiye’nin sosyolojisi ve seçmen profilinin durumu bu. Aynı durumla ilgili olarak iki zıt tercihi dillendirenleri alkışlayan kitlelerden söz ediyoruz. İzan hak getire. Bütün siyasal gözlemciler erken seçimin çok farklı bir tablo getirmeyeceği kanaatinde. Oysa üst üste seçimin ülkeye kaybettireceği çok şey var.

TEHDİT ÇOK BÜYÜK VE ŞAKA DEĞİL

AKP şunun farkında olmalıdır. Bu tabloyu, tek başına iktidar dahi olsa artık sağlıklı bir şekilde yönetemez. Tehdit çok büyük ve şaka değil. Türkiye’nin bir milli mutabakata ihtiyacı vardır. İslamcılık ideolojisi 100 yıl önce olduğu gibi bugün yine çökmüştür. AKP kadroları bunu Suriye ve Irak’ta test etmişlerdir. Bu süreçten çıkışta sorumluluk AKP’nin, ona yol gösterme görevi MHP’nindir. Siyaset çözüm yeridir Milli, demokratik, metafizik duyarlılığa saygılı bir halk demokrasisi için gereken adımları atacak donanım ve enerji AKP’de yoktur. Keza terörle mücadele edecek bürokratik kadroları çok yetersizdir. Sadece gülümseyen, alaca kravatlı güvenlik bürokratları ve mülki idare amirleri ile buradan çıkamayız. Çocuk oyuncağı değil bu. O halde bu erken seçim ısrarı kimin işine yarıyor?

Sözcü ve Hürriyet ortalamasının yansıttığı fikri perspektif çok sığ ve yetersizdir. Bahçeli birtakım mahfillerin çemkirmesine bakarak "Türkiye’nin kurtuluşu, AKP ve CHP’nin koalisyonudur" gibi açıklamalara yönelmemelidir. Milli aydınlar ve kamuoyu bu anlamda yanındadır. “Espri için söylese de” kendi siyasal varoluş sebebini ciddi olarak tartışılır hale getirmektedir. Siyasi partiler erki ele geçirmeye adaydırlar, o olsun, bu alsın tarzı bir siyasal di.l siyasal iddia ve mücadele samimiyetinizi sorgulatır. Milli düşüncenin müteselsilen bağlı olduğu Gaspıralı, Çokay, Çobanzade, Togan, Resulzade, Gökalp, Akçura, Atsız, Kafesoğlu, Turan, Erdem çizgisini “garip açıklamalarla” tahfif etmeye hakkımız yok. Milli mefkûrenin bir siyasal alternatif bir medeniyet projesi olma iddiası herkesten ve her şeyden daha mühimdir.

ORGENERAL HULUSİ AKAR PAŞA’YA

Değerli komutanımızla Kara Harp Okulu bünyesinde askerlik vesilesiyle asteğmen öğretim üyeliğim sırasında 2003-2004 yıllarında birlikte görev yaptık. Disiplinli bir komutan olduğuna şahidiz. Bilgi ve bilim temelli bir perspektifle meseleleri ele alır. Harp halindeki bir ordunun başkomutanını ilk görev günlerinde tebrik etmek ahlaki, milli ödevimizdir. Tabi ki eksik ve yanlışlıklar gördüğümüzde usulünce eleştirmek hakkımız bakidir.

Türk Ordusunun soğuk savaş döneminin bitiminden sonra gündeme gelen “temel bir strateji sorunu vardır.” Asya Avrupa arasında köprü, üç tarafı denizlerle çevrili gibi ezber şablonlar dışında yeni kuramsal yaklaşımlar, tehdit tanımları, kuvvet terkip ve tertibi, savunma teknolojileri için üniversitelerden daha etkin bir biçimde yararlanacak proje grupları, eğitim, istihbarat, analiz perspektifleri lazım. Bugün, kumpas olduğu açıklanan sürecin sorumluluğunu doğrudan tamamen Hulusi Paşa’ya ciro etmek insafa sığmaz. Silivri sürecinde mağdurların yanında durduk, sorumlulara en ağır eleştirileri getirdik, almadığımız tehdit kalmadı, tınmadık. O süreçte görevli Genelkurmay başkanları siyasal İslam’ın paralelizmin numerolarını bilmedikleri için gafil avlandılar, onları yönlendirebilecek sivil, nitelikli danişmentleri de yoktu. Gücenmesinler, tabirimi mazur görsünler “Pokeri pişti gibi” oynamaya kalktılar, olmadı. Pokerde, ucuz ve kararlı olmayan restle inandırıcı olamazsanız, kaybettirir. Eskiden değneği sallamak yetiyordu, öyle sanıldı, rest görülünce olmadı. Atlantik, NATO işine gelmeyince, çıkar çatışmasına girince Türk filmlerindeki “kötü kulüpçü” Turgut Özatay gibi yapar diye düşünülemedi. Süreçten bütün Türkiye zarar gördü.

Türk dünyası, Karadeniz Havzası, Kafkasya, Ortadoğu, Balkanlar, Türk kültür havzasının bütününe hitap eden bir yeni bakışa ihtiyaç var. Önceki dönemlerde olduğu gibi Türk kültürü, tarihi üzerine kelime yazmamış kişilerle danişmentlerle strateji aparmaya kalkmanın sefilliği ortadadır. Soner Yalçın Bey’de önceki yazılarının birinde bu meseleye değindi. Bu yeni kavrayışın teorik temellerinin Hulusi Paşa döneminde atılmasını temenni ederim.

Prof. Dr. Kemal Üçüncü - Odatv.com

Etiketler : kemal üçüncü, akp,
  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Mehmet Akgün
487 gün önce
İç işleri bakanlığını alıp koolasyonu kurmalı .
Çünkü baharda yapılacak bir seçimde AKP çok karlı çıkar bu karışıkkından . 2015 Kasım'da olan seçim den birşey değişmeyeceğini biliyor RTE onun için zamanı oyalıyor CHP le
DETAY HABER Kategorisindeki Diğer Haberler
"Bu bir strateji ise sonu tehlikeli…"
"Eğer Başkanlık Sistemi Meclis'ten ve akabinde referandumdan geçer..
Yeniçağ Gazetesi yazrı İsmail Şahin yazdı...
İsmail Şahin yazdı...
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=