Lütfen bekleyin..

Interpol'deki terör avcısı! En kritik koltukta bir Türk!

21 Temmuz 2013, 04:01

O, Interpol’ün Terörle Mücadele Daire Koordinatörü…

Facebook'ta Paylaş Twitter'da Paylaş

El-Kaide’den, LTT’den, PKK’dan ve dünyadaki onlarca terör örgütünden sorumlu...

Adı, Okan Aysu... Dünyada ‘kırmızı bülten’le aranan bütün teröristlerin yakalanması, daha da önemlisi terör operasyonlarının önceden fark edilip önlenmesi onun işi. Yıllardır dünyanın medya devlerini peşinden koşturan, Hollywood yapımcılarıyla artık ahbap olan, hikâyeleri gişe rekortmeni filmlere dönüştürülen Aysu, hayatının ilk röportajını AKŞAM PAZAR’a verdi.

Okan Aysu, 46 yaşında. INTERPOL’ün (Uluslararası Polis Teşkilatı) Terörle Mücadele Daire Koordinatörü. 1998’den beri teşkilatın merkezinin bulunduğu Fransa’nın Lyon şehrinde görev yapıyor. Binlerce insanın yaşamı, onun stratejilerine, ekibinin başarısına bağlı. Eksik yapılmış tek bir pasaport kontrolünden bile haberi olmak zorunda bazen.

Haliyle röportaj için Skype’ta buluşacağım kişinin alabildiğine ciddi, duygularını pek de açık etmeyen biri olacağını düşünüyordum. 
Hiç öyle olmadı. Ekran açılır açılmaz karşıma Okan Bey’in 3,5 yaşında İngilizce, Fransızca ve Türkçe’yi ana dili gibi konuşan dünyalar güzeli kızı Dilara çıktı. Dilara’dan fırsat kaldıkça, 2,5 saati bulan sohbetimiz de başladı. 
Aklıma ne geldiyse sordum, çoğuna cevap alamayacağımı bile bile… Ben biraz geri çekildim, o biraz sınırlarını zorladı; orta yolda buluştuk. Okan Aysu’yla bu noktaya nasıl geldiğini; üzerindeki yükü; PKK’nın Avrupa kanadını; en zorlu terör örgütlerini; terörist psikolojisini ve yaptığı işlerden ilham alan o meşhur büyük bütçeli ‘kovalamaca’ filmlerini konuştuk. 

- Hayaliniz miydi polis olmak? 
Polis Koleji’ne 1981’de girdim. 13 yaşındaydım; ne iyidir, ne kötüdür değerlendirecek yaşta değildim. Babam subaydı, ailede yeterince polis vardı. Ancak lisede polis olmak istediğime karar verdim. 

- Neydi peki sebebi?
Yatılı okulda, bir anda hiç tanımadığınız 250 arkadaşınız oluyor. Aynı rüyanın peşinde koşuyorsunuz. Büyük hayallerin temeli orada atıldı. ‘1981 Devresi’ zaten sihirli bir devredir. Çoğu il emniyet müdürleri, istihbarat daire başkanları o devreden çıkmıştır.   

- Peki, liseden sonra? 
4 yıl içinde hem Polis Akademisi’ni hem Boğaziçi Üniversitesi Kamu Yönetimi’ni bitirdim… Kuzey Teksas Üniversitesi’nde master yaptım, Amerikan güvenlik teşkilatlarıyla da çalıştım o dönem. Daha sonra da başka ülkelerde… Ankara’da Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’ne kadar yükseldim 1998’de. INTERPOL’le sıkı bir işbirliği halindeydim. Daha sonra da bizzat INTERPOL’ün bir numarası tarafından iş teklifi aldım. 

- Nasıl bir his acaba o koltukta olmak? 
Pakistan’ın Hindistan’ı, Hindistan’ın Pakistan’ı suçladığı bir dönemde, iki tarafı da masaya oturtabilen, ABD ve İran’ı aynı konuda mutabık hale getirebilen tek kişiyim. Bu kadarını söylemem yeterli. İyi hissettiriyor haliyle… 

- Bu göreve seçilmenizde ‘Müslüman’ olmanızın etkisi olmuş olabilir mi? 
Hayır… Bunlar çok kritik pozisyonlar. Tek kıstas, başarılarınız… 

- Tam da olaylı bir dönemdi. 1999’da Abdullah Öcalan’ın yakalanması, ardından 2001’deki 11 Eylül Saldırıları… Nasıl yönettiniz 11 Eylül sürecini? 
Saldırılar sonrası, o meşhur ‘Fusion Görev Gücü’nü kuran benim. Bu, büyük bir eksiklikti. O ana dek terör, daha lokal bir konuymuş gibi ele alınıyordu. Bunun global hale getirilmesi için, her şeyi birleştiren bir ‘görev gücü’ kurmak gerekiyordu. Dünya için çok önemli bir dönüm noktasıydı. 

- Bin Ladin’in yakalanması yılları buldu. Hiç yaklaştınız mı ona?
Operasyondan sonra fark ettim ki, 20 kilometre kadar yaklaşmışım, elimizden kaçmış. Bin Ladin’in o coğrafyaya sıkışması, ekibimiz sayesinde oldu. 

- Kalkan Projesi’ni de siz hayata geçirdiniz. Geçtiğimiz günlerde 24 Dışişleri Bakanı’nın ortak kararıyla ‘nişan’ aldığınız bir proje… 11 Eylül sebebiyle mi kurdunuz? 
Hayır, 2004’te Özbekistan’daki büyük saldırılardan sonra kuruldu. Bu proje sayesinde teröristlerin sayısının netleşmesini sağladık, yerleri daha kolay belirlenir oldu. Listeye 13 bin terörist girdi. Bu sayede şimdiye kadar da 870 terörist yakalandı. 

BİR ÖRGÜT EN AZ 10 YILDA ÇÖZÜLÜR
- Bunlardan kaçı Türk makamlarınca aranıyordu? 

Yaklaşık 250’si. 

- Malumunuz, bir çözüm sürecinden geçiyoruz. Öncelikle nasıl değerlendiriyorsunuz gelinen noktayı? 
Bir gerçek var ki, hiçbir terör örgütü kısa sürede çözülemez. Doktora tezimde bir örgütün nasıl sona erebileceğini çalıştım. Bütün terör örgütlerini inceledim o tezde… Elde ettiğim bilimsel sonuca göre, hangi radikal örgütten bahsedersek bahsedelim; değişik aşamaları olan, içinde organize suçları da barındıran diğer mafya türü örgütlerin çözülmesi minimum 10 yıldır. PKK gibi sempatizanları oldukça fazla olan bir örgütün hemen çözülmesi mümkün değil. 

- Kâğıt üzerinde çözülebilir mi terör? 
Terör örgütünü değil, bizzat teröristi çözmeye çalışmak burada önemli. Önce teröristleri tek tek radikal yapılarından uzaklaştırmak, ardından rehabilitasyonlarını sağlamak, son olarak da topluma yeniden uyumunu başlatmak gerekiyor. Bu aşamalardan birini yetersiz yaparsanız veya atlarsanız, sorun asla çözülmez. Terör kâğıt üzerinde çözülmez çünkü. Bu, elbette ideal bir senaryo… Mesela Fransa, bu süreçleri uygulamada başarılı bir ülke değil. Singapur ve İngiltere ise başarılı… 

- İşin ciddi bir Avrupa boyutu olduğunu biliyoruz. Çözüm sürecinde meselenin bu tarafından pek haberdar değiliz. Neler oluyor, neler olmalı? 
Diyelim ki Türkiye’de bu süreç başarıyla tamamlandı -ki hepimizin temennisi, duaları bu yönde-. İşin bir de Avrupa tarafı var ve oldukça önemli. Burada illegal yollardan para kazanmaya alışmış insanları, legal yollara çekme sürecine önem verilmeli. Her yaşayan canlı gibi, örgüt üyeleri son nefesine kadar mücadelesini verecektir. Ancak en önemlisi ülkelerle işbirliği… 250’ye yakın teröristin iadesi reddedildi son 30 yılda. Büyük bir kısmı da 11 Eylül saldırıları sonrasında oldu bu ‘red’lerin. Maalesef Türkiye, iade talepleri konusunda ciddi bir sıkıntı yaşıyor. İade etmeyen ülkelerin çoğu da NATO ülkeleri, yani bize karşı sorumlulukları olan ülkeler… 

AVRUPA BENİ ENDİŞELENDİRMİYOR
- Sizi endişelendiriyor mu PKK’nın Avrupa’daki mevcut durumu? 

Endişelendirmiyor aslında; Avrupa’daki emniyet teşkilatları ciddi operasyonlar yapmaya devam ediyorlar, kimsenin endişesi olmasın. PKK’nın finansman kaynaklarına yönelik operasyonlara ağırlık verilmeli. Örgütler vazgeçse bile, örgüt üyeleri, örgütün adını kullanarak illegal faaliyetlerine devam edecektir. 

- Avrupalı siyasilerin bu konudaki tavrını da yetersiz buluyorsunuz o halde… 
Yetersiz buluyorum. Bu, artık polisin de yetkisinin dışında. İşin boyutu siyasi. Çoğu şahıs yakalandı, tutuklandı. Avrupalı polisler görevlerini sonuna kadar yapıyor ancak siyasiler kanıtları genelde yeterli bulmuyor. 

EN ZOR ÖRGÜTLER PKK VE LTT
- Onlarca terör örgütüyle uğraştınız bugüne kadar. Yapısı itibariyle sizi en çok zorlayan hangisiydi? 

Hiç düşünmeden söyleyebilirim. Birincisi PKK, ikincisi Sri Lanka kökenli LTT… LTT, çok başka bir terör örgütü. Dünyanın 35 yerinde limanları var, havaalanları var, uçak filoları var. İnanılmaz bir örümcek ağından bahsediyoruz. Beni çok etkilemiştir. PKK da LTT’yi çok iyi çalışmış, onlardan çok şey öğrenmiş bir örgüttür. Hatta onların sistemlerini daha iyi uyguladıkları yerler de vardır. Açıkça söyleyeyim, yıllardır ABD’nin baş edemediği El Kaide, teknik ve teşkilatlanma bakımından bu örgütlerden sonra gelir. 

- Haber dilinde ‘terörist eşittir canavar’ algısı yaratılır; ancak ‘saf kötü’ yoktur… Sizin duygusal bağ kurduğunuz bir olay yaşandı mı?  
Elbette oldu. İşimiz insanla bizim. Liberya’da 6 kişi yakalanmıştı. Aralarından ikisi intihar saldırısı gerçekleştirmek üzere Avrupa’ya hareket etmişti. O şahıslarla yaptığım mülakatlarda, tek niyetlerinin aslında Avrupa’da yaşamak, ailelerine para göndermek olduğunu fark ettim. Gariban insanlardan bahsediyorum. Aylarca Liberya’da aç kalmışlar. Tek istedikleri ailelerine ulaşmaktı. Yardım ettim, ülkelerine dönmelerini sağladım, hem de ‘terörist’ etiketleri olmadan.  

MUMBAİ’DEKİ BAŞARIMI UNUTAMAM

- Hayatınızın en heyecanlı günü hangisiydi? 
Eşime evlenme teklifi ettiğim an… 38 yaşındaydım. “Hayır” deme ihtimali haliyle korkutmuştu. 

- Gerçekten mi? Bin Ladin’i kovalamaktan bile daha mı heyecanlıydı? 
(Gülüyor) Evet… Asya İşbirliği ve Güven Artırıcı Önlemler Konferansı’nın (CICA) verdiği bu son ödülü alırken de çok heyecanlandım. Dünya’da sadece 5 kişiye verilen bir madalya ve o 5 kişinin arasında polis yok. Haliyle bu beni çok heyecanlandırdı. 

- O halde en sevindiğiniz ânı da sormuyorum? Sanıyorum eşinize evlenme teklif ettiğiniz ve  “Evet” cevabını duyduğunuzda… 
Aynen öyle Mehmet Bey… Ama burada profesyonel bir sevincimden de bahsedebilirim. Mumbai saldırıları dönemi… Hayatımda katıldığım en yorucu operasyondu. Bir polisin hiç karşılaşmadığı bir tahkikatı çözebilmesi zordur. Öyle bir filmdi ki Mumbai saldırıları, hepimiz 60 saat boyunca insanların nasıl tarandığını, el bombalarının insanların üzerine nasıl atıldığını gözümüzle gördük. Rehinelerin olduğu otellerde de kaldım. Çok kısa bir vaktimiz vardı. Hindistan’dan alınıp Pakistan’a verilen bilgiler, telefonlar, simkartları… Uluslararası bağlantıların ortaya çıkarılması adına harika bir tahkikattı… Ben oradayken 3 kilit terörist yakalandı. Büyük bir sevinç yaşanmıştı orada. 

 

BÜTÜN JAMES BOND’LAR BİZİ ZİYARETE GELDİ

- Hollywood’un en büyük konusudur güvenlik teşkilatları! Siz ne hissediyorsunuz o filmleri izlerken? Beğeniyor musunuz; dalga mı geçiyorsunuz? 
O filmleri yapanlar bize geliyorlar. Sürekli aktörleri, yönetmenleri, senaristleri ağırlıyorum zaten. O filmlerinin birçoğunun yapım sürecinden haberdar oluyorum. Örneğin bütün James Bond’lar INTERPOL’ü, bizi, beni en azından bir kere ziyaret etmiştir. Tam isimleri söyleyemem ama Hollywood’da arkadaşlarımız var diyelim (gülüyor).

- INTERPOL’ün senaryolara destek verdiği, oluyor mu?
Bazen oluyor, evet. Elbette isim, ülke vermeden, operasyonları tam olarak açık etmeden. 

- Kişisel bir sorum var. ‘Zero Dark Thirty’yi izlediniz mi? Süreci bire bir yaşamış biri olarak ‘Amerikan propagandası’ eleştirilerine ne diyorsunuz? 
Doğrudur diyelim. Hollywood’dan çıkan her yapım gibi o film de ABD’yi pohpohluyordu. 

- Peki, sizin birebir yaşadığınız bir hikâyenin senaryolaştırıldığı oldu mu? 
Elbette, hem de birçok defa. Sadece bir tanesinden bahsedebilirim. Nicolas Cage’in başrolde olduğu ‘Savaş Tanrısı’ filmi… Benim yakalamak için 10 yılımı verdiğim teröristin hikâyesi. 

- Gerçekten filmlerdeki gibi her polisin aklına koyduğu, senelerce peşinden koştuğu belalı bir suçlu var mıdır? Sizin oldu mu? 
Evet işte bu, o... En son Tayland’da yerini belirledik. Şahıs, silah kaçakçısıydı. Çok değerli taşları Avrupa’da işletip zenginleşen, çok sayıda siyahî çocuk çalıştıran biriydi. Binlerce kişinin ölümüne sebep oldu. Afrika’da onun yüzünden büyük katliamlar oldu. 10 yıl boyunca peşinde koştum. Siyasi yönü güçlüydü, bazı ülkelerin koruduğu biriydi. 

- Ülkelerin başbakanlarıyla, cumhurbaşkanlarıyla da bire bir görüşüyor musunuz? 
Görev tanıtımlarımdan biri de, ülkelerin terörle mücadele konusunda Birleşmiş Milletler’in kurallarına uyup uymadıklarını denetlemek; elbette görüşüyorum. 

- İsim vermeyeceğiniz için sormuyorum bile… 
Aynen öyle… Eğer söylersem, bu ülkeleri açık etmiş olurum. 

GALİBA TERÖRİSTLER YAZIN TATİL YAPIYOR

- İşler yoğun mu; garip mi oldu bu soru?
(Gülüyor) Hayır aslında garip değil. Bizim de bazen bir rutinimiz olabiliyor. Aslına bakarsanız biraz rahatlıyoruz yaz aylarında. Yazın sanırım teröristler de tatile çıkıyor. Yaklaşık 1-2 saat önce bir teröristin yerini belirledik. Arkadaşlarla şakalaştık, “Tatile California’ya gitmiş terörist!” diye… 

- Türkiye’ye gelebiliyor musunuz? 
Fırsat buldukça. Ailem Ankara’da yaşıyor. Çok sık gelemesem de, aksatmamaya çalışıyorum. 

- Hiç dönmeyi düşünmediniz mi? 
Düşündüm elbette. 2004’de evi dağıttım; uçak biletimi bile aldım. Otelde kalıyordum. Türkiye’de teşkilatta da beni bekleyen bir kariyer vardı.  

- Sonra ne oldu? Neden kaldınız? 
Eşimle tanıştım. Yeni bir ilişkiydi. Bir anda evlenmeye karar verdik. 

- Vay canına! Bu yüzden vazgeçtiniz yani? 
Aynen öyle. Daha büyük bir sebep olabilir mi? O da INTERPOL’ün hukuk departmanında görevli; Fransız. Yani benim çıkardığım problemleri o temizliyor. Evde de, işte de durum aynı (gülüyor). 

- Peki, şimdi? Kabiliyetlerinize uygun, sizi tatmin edecek bir görev teklif edilse, dönmeyi düşünmez misiniz?
Hem de nasıl! Her gün Türkiye aşkıyla yatıp kalkıyorum. İnsanların birbirine “Senin için ne yapabilirim?” sorusunu sorduğu bir yerde yaşamak istiyorum artık. Bana ihtiyaç olduğunda, büyük zevkle dönerim. -Akşam

Etiketler : Okan Aysu, interpol,
  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
GÜNDEM Kategorisindeki Diğer Haberler
Yemek borusunda tümör olduğu için ameliyat olan ülkücü camianın önde gelen ..
Hakkari'nin Yüksekova, Şemdinli ve Çukurca Belediyesi'ne operasyon ..
Demokratik Bölgeler Partisi, Eş Genel Başkanı Sebahat Tuncel hakkında, '..
Erdoğan'ın Lozan'la ilgili sözlerine tepki gösteren Yunanistan Savu..
Şikede kumpas iddianamesinde tutuklanan iş adamı Serdal Adalı'nın o dön..
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=