Lütfen bekleyin..

Sinan Demirtürk: Rusya'nın müdahalesi Türk Topluluklarının Kaderini Değiştirdi

20 Kasım 2014, 10:41

Perspektif Programının 18 Kasım 2014 tarihli yayınının konuğu Gazi Üniversitesi Orta Asya ve Ortadoğu Araştırmaları Merkezi (GORAM) Öğretim Görevlisi Dr. Sinan Demirtürk oldu.

Facebook'ta Paylaş Twitter'da Paylaş

Dr. Demirtürk, Kırım’ın siyasi, tarihsel ve kültürel geçmişini ve Rusya’ya bağlanmasından önce ve sonra olmak üzere bölgedeki siyasi yapılanmaları ve dengeleri ele aldı.

“Kırım, Çok Eski Zamanlardan Bu Yana Yüksek Jeostratejik Öneme Haizdir”

Kırım’ın sıradan bir yarımada olmadığını vurgulayarak sözlerine başlayan Dr. Demirtürk, “Kırım, hem Karadeniz’in kuzeyinin tamamını kapsayan hem de Kafkasya’ya ve Merkezi Asya’ya, Türkistan’a açılan alanı da kontrol edebilen coğrafi bir öneme sahip,” ifadelerini kullandı. Dr. Demirtürk, tarihte Ön Asya’da öne çıkan birçok devletin Karadeniz’in kıyısında yer alan ve önemli limanlara ve coğrafi üslere sahip olan bu yarımadada hâkimiyet tesis etmeye çalıştığını söyledi. Dr. Demirtürk Kırım’ın jeostratejik önemini, “Roma İmparatorluğu’nun, Bizans İmparatorluğu’nun, Altın Orda Devleti’nin, Osmanlı Devleti’nin, 16. yüzyılın ikinci yarısından itibaren güçlenmeye başlayan Rus prensliklerinin, Çarlık Rusyası’nın ve daha sonra Sovyetler Birliği’nin özellikle Karadeniz’e açılma ve hâkimiyet kurma açısından Kırım’ı önemsediklerini biliriz. Aslında Kırım’sız bir Karadeniz hâkimiyetinden, Kırım’ı kontrol etmeyen bir Kafkasya hâkimiyetinden bahsetmek de bu çerçevede mümkün değil,” sözleriyle açıkladı.

“Osmanlı Devleti’nde Kırım Hanlığı’nın Özel Bir Yeri ve Statüsü Vardı”

Tarihin çok eski devirlerinden itibaren Türk devletlerinin Kırım’ı kontrol etmeye başladığını belirten Dr. Demirtürk, “İdil ve Ural bölgesi, Tatar Türklerinin yoğun yaşamış olduğu coğrafya, tarih boyunca Hazar Devleti’nin ve daha sonra Moğol İmparatorluğu’nun devamı olarak kurulmuş olan Altın Orda Devleti’nin merkezi olagelmiştir. Bunlar bugün Kırım’da yaşayan Türklerin ataları olarak sayabileceğimiz iki önemli Türk imparatorluğudur,” dedi.

Osmanlı İmparatorluğu zamanında, Sultan Fatih devrinde, Kırım’ın fethedilen ilk deniz üslerinden ve Karadeniz’i kontrol etmek için alınan önemli noktalardan biri olduğunu dile getiren Dr. Demirtürk, Osmanlı’nın ilerleyen dönemlerde de adada hâkimiyetini giderek artırmış olduğunu ifade etti. Dr. Demirtürk, “Fatih devrinden itibaren, yani 15. yüzyılın ortasından itibaren burada açık bir Osmanlı hâkimiyeti görüyoruz. Tabi Osmanlı Devleti, Altın Orda’nın devamı olan Kırım beyliklerini, hanlıklarını biraz daha kendi içlerinde bağımsız, özerk bırakmış ve Osmanlı devletine bağlı olan ve vergi veren hanlıklar statüsünü korumuştur. Kırım Hanlığı, Osmanlı Devleti’ne bağlı, fakat kendi içinde özel bir hüviyete sahip olan bir hanlık idi. Osmanlı Devleti için Kırım Hanlığı’nın, tıpkı İstanbul gibi Bahçesaray’ın, Han Saray’ın ve Akmescit’in özel bir yeri ve statüsü olduğunu biliyoruz. Osmanlı Devleti ile çok özel ilişkileri olan kardeş bir Türk topluluğu, Türk hanlığı olarak bu coğrafyada Kırım Türklerini görmekteyiz,” dedi.

“Rusya’nın Kırım’a Müdahalesi Türk Topluluklarının Kaderini Değiştirmiştir”

Dr. Demirtürk, 20. yüzyıl başında Rusya’nın hem Kafkasya’ya ve Türkistan’a ilerlemek hem de Karadeniz’de ve daha sonra Akdeniz’de hâkimiyet tesis etmek amacıyla Kırım’a askeri müdahalelerde bulunduğunu ve ilerleyen dönemlerde askeri harekâtlarının ve işgallerinin şiddetini arttığını söyledi. Dr. Demirtürk, “1774’teki Küçük Kaynarca Antlaşması’ndan ve daha sonraki pek çok siyasi ittifak ve antlaşmadan sonra Kırım, büyük ölçüde Rusların ilhak ettiği, Rusya’nın kontrol altına aldığı bir coğrafya olacaktır. Bu tarihten sonra Kırım’ın hem yarımada olarak hem de burada yaşayan Türk toplulukları açısından kaderinin değiştiğini görüyoruz. Çünkü Rusya bir toprağa, bir coğrafyaya girdiği zaman oranın büyük ölçüde demografisini, nüfus hareketliliğini değiştiriyor ve o bölgedeki kültürel varlığa açık bir tehdit oluşturuyor. Orada yaşayan topluluklara hayat hakkı, yaşam imkanı bırakmıyor,” dedi.

19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren, Kırım Savaşı sonrasında artık Rusya’nın bölgede kesin bir hâkimiyet sağlamasının Kırım Türkleri için büyük bir mücadelenin başlangıcı olduğunu vurgulayan Dr. Demirtürk, zira bu tarihten sonra Kırım Türklerine yoğun bir şekilde zulmedildiğini ve Türklere karşı katliamların yapıldığını belirtti. Dr. Demirtürk, “Biliyoruz ki 20. yüzyılın başındaki, yani 1917’deki Bolşevik Devrimi’nden önce, Birinci Dünya Savaşı yıllarında buradaki Kırım Tatarlarının, Türklerinin ileri gelenlerine yönelik toplu katliamlar olmuştur. Kırım Türklerinin lideri ve burada kurulmuş olan bağımsız devletin Başbakanlarından Numan Çelebi Cihan başta olmak üzere önemli Kırım aydınları ve devlet adamları öldürülmüş, hapse atılmış ve Kırım’dan sürülmüştür. Kırım’daki Ruslaştırma politikası, Kırım Türklerinin, Tatarların ve Müslümanların bu coğrafyadan terk ettirilmesi, zorla göç ettirilmeleri ve sistematik katliamlara maruz kalmalarıyla şekillenmiştir. Türkler ve Müslümanlar bu bölgeden arındırılmış ve daha çok Volga bölgesindeki Rus Kazakları ve etnik Rus toplulukları bölgeye yerleştirilmiştir. Bu bakımdan 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Kırım’ın hızla Ruslaşan ve Slavlaşan bir kimliğinin olduğunu söyleyebiliriz. Bu yarımada için bir kader değişikliğidir,” sözlerini kullandı.

“Kırım Önemli Bir Avrupa Sorunu, Bir Dünya Meselesidir”

Dr. Demirtürk, Kırım’ın Rusya tarafından ilhakına ve Ukrayna ve Rusya arasında Rus azınlıklar dolayısıyla yaşanan mevcut gerilime de vurguda bulunarak, “Bugün nasıl Kırım önemli bir Avrupa sorunu, nasıl uluslararası bir dünya meselesi ise 18. ve 19. yüzyıllarda da önemli bir küresel sorundu,” dedi. “1854’te cereyan etmiş olan Kırım Harbi, aslında Birinci Dünya Savaşı’ndan önce çıkmış olan bir nevi bir dünya savaşıydı. Birinci Dünya Harbi’nin provası olarak kabul edebileceğimiz bir harp idi,” ifadelerini kullanan Dr. Demirtürk, “Böylesi bir coğrafi ve tarihi öneme haiz olan Kırım’da yaşananları, tek başına bir Kırım meselesi, tek başına Ukrayna-Rusya gerilimi olarak okumak ve değerlendirmek mümkün değildir. Hiç şüphesiz Kırım’da yaşananlar, bölgesel ve küresel anlamda etkileri ve sonuçları olan bir güç mücadelesidir,” dedi.

“1944 Sonrasında 350-400 Bin Kırım Tatarının Yarısı Zorla Göç Ettirildi”

1944’ten önce başlayan bölgedeki Ruslaştırma ve Slavlaştırma politikasının etkisiyle Kırım Tatarlarının, Kırım Türklerinin ellerinden mülklerinin alınmaya başlandığını belirten Dr. Demirtürk, 1944 senesine gelindiğinde yarımadanın ve Türk dünyasının en zengin topluluğu olan Kırım Türklerinin topraklarını ve mallarını, kültürel haklarını ve siyasi imtiyazlarını büyük ölçüde yitirdiklerini söyledi. Bu bağlamda 20. yüzyılın en önemli kitlesel göçlerinden biri olan 18 Mayıs 1944 tarihli sürgünden bahseden Dr. Demirtürk, bu tarihten sonra Kırım Türklerinin topraklarından tamamen söküldüklerini, Ukrayna’dan yani bugünkü Kırım yarımadasından alınmak suretiyle Özbekistan’a, Kazakistan’a ve büyük ölçüde Sibirya içlerine sürüldüklerini belirtti.

Göç edenlerin sayısı hakkında da bilgi veren Dr. Demirtürk, “1944’e kadar 350-400 bin civarında Kırım Tatarı yaşıyordu yarımadada. Fakat 18 Mayıs 1944’te başlayan bu zorunlu sürgünde yollarda göç katarları sırasında soğukla, ilaçsızlıkla, yetersiz besinle mücadele nedeniyle ve Rus askerlerinin baskısı sonucunda Kırım Tatarlarının önemli bir bölümü, yüzde 40 ya da 45 kadarı, yani yarıya yakını göç yolunda hayatını kaybetti,” dedi. Tüm bu gelişmeler neticesinde Dr. Demirtürk, 1944’te yarımadanın tamamının Türksüzleştirilmiş hale getirildiğine dikkat çekti.

1987 yılından itibaren Rusya’da Sovyet rejiminin baskı politikalarının gevşemeye başladığını, 1991’e kadar ülkede yeniden yapılanma ve açıklık politikalarının, yani glasnost ve perestroika politikalarının hayata geçirildiğini belirten Dr. Demirtürk, bu tarihten sonra Kırım Tatarlarının az ve yavaş yavaş da olsa topraklarına döndüklerini söyledi. 1990 sonrasında Kırım Tatarlarının Özbekistan’dan, Kazakistan’dan, Kırgızistan’dan ve Sibirya’dan yurtlarına geri dönme mücadelesi verdiğini belirten Dr. Demirtürk, “Bugün bile Kırım Tatarlarının toplamda sayıları ancak 200-250 binle ifade ediliyor. Hala Türkistan’da, Orta Asya’da bulunan Kırım Tatarlarının tamamı ülkelerine dönemiyorlar. Çünkü 1991 sonrasında Ukrayna hükümetince onlara gerekli yardımlar yapılmadı ve topraklarının tamamının kendilerine iade edilmesi söz konusu olmadı,” dedi. Kırım Tatarlarının geriye döndükten sonra zor şartlar içerisinde yaşamak zorunda kaldığını belirten Dr. Demirtürk, “Tatarlar, geri döndüklerinde topraklarını ve evlerini bulamıyorlardı. Derme çatma barakalarda, toprağın içine kazmış oldukları küçük evlerde yaşamak zorunda kaldılar,” ifadelerini kullandı.

“Kırım’ın İlhakı, Yeni Toparlanmaya Başlayan Kırım Tatarlarının Belini Büktü”

Kırım’ın Rusya’ya bağlanma kararının Kırım Tatarları üzerindeki olumsuz etkilerini ele alan Dr. Demirtürk, “2014’e gelindiğinde Kırım Türkleri, Kırım Tatarları yeni yeni bellerini doğrultuyor, kendilerine çeki düzen veriyorlardı ki 2013’ün ortasından itibaren buraya açık bir Rus müdahalesi gerçekleştirildi ve Kırım yarımadasının tek taraflı olarak Rusya’ya ilhakı söz konusu oldu. Bugün 1854 yılı sonrasında başlayan Rus işgalinin ikinci evresi yaşanıyor,” dedi.

Kırım Tatarlarının, eski adıyla Kırım Özerk Cumhuriyeti’nin ya da Kırım yarımadasının nüfusunun yüzde 12’sini oluşturan bir topluluk olduğunu dile getiren Dr. Demirtürk, bölgedeUkraynalılar gibi Rusça konuşan grupların ve etnik olarak Rus olan toplulukların da yaşadığını belirtti. Dr. Demirtürk, “Zaten Rusya’nın yarımadayı ilhak etmesindeki temel gerekçe de burada Rus etnik azınlığın bir başkaldırısı olması ve Kırım yarımadasında bağımsızlık ilan etmesiydi,” dedi.

“Putin, Uluslararası Hukuka Aykırı Bir Şekilde Kırım ile Kosova’yı Eşdeğer Tutuyor”

Putin’in Kırım’ın ilhakı ile Kosova’nın bağımsızlığı arasında benzerlik kuran “Kosova bağımsızlığını parlamento kararı ile ilan ettiyse, Kırım da yarımada sakinlerinin oylarıyla Rusya’ya bağlanma kararı almıştır,” şeklindeki son açıklamalarını eleştiren Dr. Demirtürk, Putin’in bu açıklamalarının uluslararası hukuk ile bağdaşan bir yanının olmadığını belirtti. Dr. Demirtürk, bu konudaki görüşlerini, “Kosova bağımsızlığını ilan eden, ancak Rusya’nın kabul etmediği, ABD’nin, bazı Avrupalı devletlerinin, Türkiye’nin ise tanıdığı bir devlet. Kosova’nın bağımsızlığı, daha çok Sırbistan’ın ve Rusya’nın Balkan politikasını rahatsız eden bir gelişme olmuştu. Bugün yeni bir söylem, dış politikada bir hamle ve gerekçe olarak, Putin de Kosova’daki bağımsızlığın, Sırbistan’dan bu hızlı ayrılışın Kırım için örnek gösterilebileceğini ileri sürüyor. Kırım’ın yerel parlamentosunun almış olduğu karar ve Ukrayna anayasasının kabul etmediği referandum sonucunda Kırım’ın hukuksuz bir şekilde Rusya’ya bağlanması Kırım Türklerinin kaderini uzun süre etkileyecek bir gelişmedir,” şeklinde ifade etti.

“Kırım Tatarları, Her Zaman Ukrayna’nın Toprak Bütünlüğünden Yana Olmuştur”

Konuşmasında Kırım Tatarlarının lideri Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu’na da yer veren Dr. Demirtürk, “Şüphesiz Kırım Türklerinin siyasi önderi Kırımoğlu, SSCB’nin yoğun baskısına ve milliyetleri dönüştürme politikasına karşı en açık şekilde insan hakları mücadelesi vermiş kişilerden biri. Kırımoğlu, 1990 sonrasında Kırım Tatar Milli Meclisi’nin önderi olarak bu siyasi oluşumu meydana getirmiş, Ukrayna’nın bütünlüğünü açıkça savunmuş olan bir şahıstır. Kırımoğlu’nun kendisi de ifade etmektedir ki Ukrayna’nın milliyetçileri ve Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü savunan pek çok kişi ona her zaman teşekkür etmiş ve kendisini takdir etmiştir. Çünkü Ukrayna içerisinde hiç kimse Kırım Tatarları kadar Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü istememektedir,” dedi.

Kırımoğlu’nun Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü savunmasının arkasında haklı gerekçeler olduğunu belirten Dr. Demirtürk, Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü ihlal eden her gelişmenin bu ülkenin sınırlarının bölünmesini beraberinde getireceğinin ve bölgede Rusya’nın güçlenmesi sonucunu doğuracağının bilindiğini söyledi. Dr. Demirtürk, “Başta Kırım Tatar Türkleri olmak üzere diğer Müslüman topluluklar ve Rus olmayan etnisiteler, Sovyet Rusya’nın 1917-1991 yılları arasındaki baskılarını yakından bilmektedirler. Ben başında da ifade etmiştim, Rusya’nın girdiği bir topraktan çıkması son derece zordur. Rusya, kaba gücü, askeri ve siyasi müdahaleleri ön planda tutan, yumuşak güç unsurlarını yerel askeri güçlerle ve kendi ordusuyla destekleyen bir devlet olması bakımından uluslararası haklara ve uluslararası hukuka çok fazla riayet etmeyen bir ülke,” ifadelerini kullandı.

“Hür Dünya, Rusya’ya Karşı Uluslararası Meşruiyet Kaidelerini Ortaya Koymalıdır”

Günümüzde Kırım Türklerine yönelik baskıların devam ettiğini belirten Dr. Demirtürk, Kırım Tatar Parlamentosu’nun buradaki yerel güçler ve şövanist unsurlar tarafından işgal edildiğini söyledi. Dr. Demirtürk, “Geçtiğimiz ay yapılan Ukrayna seçimlerinde milletvekili olan Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu ve Kırım Tatar Milli Meclisi’nin İkinci Başkanı Refat Çuparov bugün Kırım’a sokulmuyorlar. Kırım Tatar önderlerinin bu coğrafyaya girmesi yasak. Onlara karşı açık baskılar ve tehditler var. Rusya, bu yerel şövanistlerin, etnik Rusların baskılarını da açıkça destekleyerek Kırım’ın Türkler tarafından boşaltılmasına ve Türklerin yeniden göçüne zemin hazırlayan adımlar atıyor,” dedi.

Kırım’ın ilhakına ve bölgedeki gelişmelere karşı uluslararası kamuoyunun ağırlığını koyması gerektiğini vurgulayan Dr. Demirtürk,“Eğer uzun vadede hür dünya, uluslararası meşruiyet kaidelerini ortaya koymazsa, Birleşmiş Milletler üzerine düşen işlevi yerine getirmezse, başta Türkiye olmak üzere Kırım sorununu yakından takip eden önemli güçler ve paydaşlar burada Rusya’yı ikna etmek yoluna gitmezse kısa vadede Rusya’nın Kırım’dan çekilmesi mümkün görünmüyor,” ifadelerini kullandı.

Kırım örneğinin aynı zamanda Ukrayna’nın Rus nüfusunun yoğun olduğu diğer bölgelerini de yakından tehdit ettiğini öne süren Dr. Demirtürk, Rusya’nın hedef olarak göstermiş olduğu ve diğer Slav unsurların yoğun olarak yaşadığı Belarus ve Letonya gibi devletlerin de bu tehlike altında olduğunu belirtti. Dr. Demirtürk, “Putin Rusyası, Kırım’ın ilhakı yoluyla hür dünyaya açık bir meydan okuma gerçekleştirmiş ve Çarlık ve Sovyet döneminin emperyal ve yayılmacı yönü ile gücünü bugün kendisinin ortaya koyduğunu açıkça ifade etmiştir,” dedi.

Kırım Türklerinin geleceği açısından Türkiye’nin bu meselede etkin bir rol oynamasının mühim olduğunu da sözlerine ekleyen Dr. Demirtürk, İslam Konferansı Örgütü ve Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi gibi önde gelen kuruluşların Kırım sorununu, mutlaka Türk dünyasının önemli ve güncel bir sorunu olarak hayatta tutmaları gerektiğini belirtti. Dr. Demirtürk, Rusya’ya karşı etkin bir politikayla burada yaşanabilecek insan hakları ihlalleri, katliamlar ve baskıların önüne geçilmesi gerektiğini söyleyerek sözlerini tamamladı.

kaynak: http://kampusfm.comu.edu.tr/demirturk-perspektif/

  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
GÜNDEM Kategorisindeki Diğer Haberler
Denizli'nin Honaz ilçesinde oğluna attığı terliğin 'silah' sayı..
Ankara'daki FETÖ soruşturmasında itirafçı olan hakim, itirafların engel..
AKP ve MHP görüşmeleri tıkayan Yüce Divan konusunda da anlaştı. Soruşturma ..
İstanbul merkezli 12 ilde FETÖ operasyonu başlatıldı. Operasyon kapsamında ..
Gülen'in İzmir'de bulunduğu yıllarda kurmayları olarak bilinen 18 ş..
35 öğrenciye ders vermek için İzmir'in Karabağlar ilçesinde bağlı bir k..
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=