Lütfen bekleyin..

Fatih Portakal: PKK aba altından sopa göstermesin

12 Ekim 2014, 14:17

Portakal, "Eğer bu pazarlık konusuysa pazarlık masasına yatırılan vatan toprağıdır. Her ne kadar ‘Apo’ya özgürlük yok’ diyorlarsa da gidiş bu yönde görünüyor." dedi.

Facebook'ta Paylaş Twitter'da Paylaş

FOX TV’nin başarılı sunucusu Fatih Portakal, muhalif duruşuyla son dönemin en çok konuşulan isimleri arasında. Portakal, hükümetin çözüm sürecinde Öcalan’ın neredeyse her talebini yerine getirdiğini, PKK’nın ise ‘aba altından sopa göstermeye’ devam ettiğini belirtiyor.

18 yıllık meslek hayatının 13 yılını muhabir olarak geçiren Fatih Portakal, sokağın nabzını tutmasını iyi bilen, ülkenin gündemini eleştirel boyutuyla ele alırken sivrilmekten ve öne çıkmaktan korkmayan bir isim. ‘Benim eleştirim kurumlara değil, kişilere’ diyen Portakal, hükümetin IŞİD rehineleri konusundaki yayın yasağını ve çözüm sürecindeki tutumunu tartışırken; aynı terazide HDP lideri Selahattin Demirtaş’ı da tartıyor. Usta gazeteci ‘Demirtaş, üzerinden PKK gömleğini çıkarmalı’ diyor… 

* Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yaptığınız yayın çok konuşuldu. AA ve CHA’nın istatistiklerini beraber verdiniz. Bunda bir itimat problemi mi söz konusu? Sizce Türkiye’de haber ajanslarının güvenilirliği ne ölçüde?

Medya olarak bizler şu dönemde kutuplaşmış durumdayız. AA devletin ajansı. CHA ise onun karşısında duran bir yapı. Seçimlerde iki ajansın verilerini birlikte kullanmıştık. Bunun nedeni bugüne kadar CHA’yı tercih ettiğimiz için bazı kesimler tarafından eleştirilmemiz. ‘Neden AA kullanmıyorsunuz?’, ‘Siz kime hizmet ediyorsunuz’ diyenler oldu. Haber ajanslarından istatistik almanın bir bedeli var. Biz bu
noktada bütçe açısında daima CHA’yı kullanmayı tercih ettik.

Çünkü CHA şimdiye kadarki bütün seçimlerden yüzünün akıyla çıktı.

Referans kanaldır. 30 Mart seçimlerine kadar AA’nın hiçbir zaman seçimlerde bir ağırlığı ya da belirleyiciliği olmamıştır.

Bu noktada iki ajansın çekişmesinden biz zarar görüyoruz. Kısacası filler tepişirken olan çimenlere oluyor. Bahsi geçen yayın oldukça başarılı oldu. Çünkü aynı anda bütün kanallar benzer yayınlar yaparken bir farklılık ortaya koymak zorundasın.
O farklılığı da kendi vasıflarından yararlanarak yaratıyorsun.

SIRADAN OLMA LÜKSÜMÜZ YOK

* Mesleki anlamda muhabirlikten yetişip anchormanliğe uzanan bir başarı öyküsü sergilediniz. Bunda bahsettiğiniz ‘fark yaratmanın’ etkisi var mı?

İçinde bulunduğumuz süreç farkındalık yaratma çağı. Bu farkındalık nedir? Kişinin kendinden kaynaklanan birtakım özelliklerini kullanmasıdır. Toplumda yer edinmemizi ve sıradanlıktan sıyrılmamızı sağlayan da bu zaten. Sizde olan bazı özelliklerin kullanılması anlamına geliyor. Mesleki anlamda her zaman bu farkındalığı ortaya koyabilan bir gazeteci olduğumu düşünüyorum.

FARKLI OLDUĞUMU DAİMA BİLİYORDUM

* Bunu muhabirliğe ilk başladığınız yıllarda da düşünüyor muydunuz?

Hayatım boyunca her zaman bunun böyle olduğunun farkındaydım. Mesleğe ilk başladığınızda bütün özelliklerinizi kestiremeseniz de bu yapıya neler verebileceğinizi çok iyi biliyorsunuz. Zamanla kameramana, sokağa ve stüdyoya alıştıktan sonra farkınızı ortaya koyabiliyorsunuz. İster üslup deyin, ister tarz, isterseniz mimik ya da jest… Ben daima herkesten farklı olduğumu biliyordum. 

TÜRKİYE PKK'YA TEŞEKKÜR ETMELİ

* Bu süreç özellikle Cihangir tayfası tarafından iyi bir Demirtaş reklamı oldu diyebilir miyiz?

Evet, bu tarz eleştiriler de geldi. Gerçekten öyle. Bence insanları vicdanlarıyla baş başa bırakmak, kandırmamak gerekiyor. Bir oy için bile insanları kandırmak çok yanlış. Bakın Demirtaş’ın YÖK’le ilgili, MGK’yla ilgili söyledikleri doğruydu. Ancak ya devamı? Ben iyi niyetli bir insanım. İnsanlara güvenmek istiyorum ve güveniyorum da. Söylemler başlangıçta farklı sonlarda farklı olmamalı. Oy için insanları kandırmak hiç etik değil. Seçmen kandırılmamalı! Bu bütün lider ve lider adayları için geçerli. Ancak ne yazık ki günümüz siyasetinde böyle bir tutum mümkün olmuyor. Açıkcası bu saatten sonra oy vermeyi de düşünmüyorum. İnanacağım bir parti çıkmadığı sürece oy kullanmam.

* Türkiye PKK’ya teşekkür etmeli dediniz. Bu sözler çok tartışılsa da içeriği belliydi: IŞİD’in Irak’lı Türkmenler’e yaptığı saldırılarda PKK’nın tampon oluşturduğunu kastediyordunuz. Ancak büyük tepki aldınız. Sizce sözleriniz yanlış mı anlaşıldı?

Iraklı Türkmenler’in IŞİD yüzünden çektiği acılar çok büyük. Türkmenler’e Türkiye’nin IŞID belasına karşı yeterince yardım etmediğini biliyoruz. Orada Peşmerge de, PKK da kendi topraklarını savunurken taarruza geçiyordu, savaşıyordu. Araplar için olduğu kadar Türkmenler için de savaştılar. Türkiye gibi başka milletler de kendi vatandaşları şu an Irak’ta hayattaysa PKK’ya teşekkür etmeli. Açıkçası PKK olmasa hepsi kesilip gidecekti. Türkiye de karşılarından bakacaktı. Hâlâ da şu soruyu sormak gerek: Türkmenler ezilirken tezkere neredeydi? Neden bu kadar geç kaldı? O bölge için de başka bir tezkere çıkarılamaz mıydı? Neticede orada öldürülenler de Türk. 

PKK ABA ALTINDAN SOPA GÖSTERMESİN

* Uzun yıllar muhabirliğini yaptığınız Mehmet Ali Birand da PKK’yla ilgili yaptığı açıklamalarıyla çok tartışılan bir isim oldu. Bu noktada üslubunuzun kendisinden etkilenmiş olma ihtimali var mı?

Olabilir elbette, neden olmasın? Yani hâlâ bu terör devam mı etsin? Tamam, çok şehit verdik, gazi verdik. Ancak anladık ki bu iş silahla çözülmeyecek. MHP mantığıyla bakacaksak ya da CHP’nin ulusalcı bakış açısına sahip olursak hep savaşmamız gerekecek. Ancak savaşla çözülecek bir durum yok. Evet, iktidar partisi bir adım attı ancak bu adım ne kadar samimi o da tartışılır. Sadece o bölgedeki oyları almak için atılan bir adım olduğundan şüpheleniyorum. 

Ben samimi olarak bu terör belasının bitmesini istiyorum. Ne dağdaki gencecik çocuklar ölsün, ne asker ölsün, ne de analar ağlasın! Bunları siyasi amaçla söylemiyorum. Öte yandan hâlâ topla, tüfekle, uçakla bitirelim bu savaşı diyenler var. Ben o görüşte değilim. 

Şu da bir gerçek: PKK da aba altından sopa göstermeyi bırakmak zorunda! Bu ülkenin vatandaşının sinirlerini zıplatmasınlar. İstekleriyle insanları çıldırtıyorlar. Her defasında yeni bir istek! Onları da sorgulamak gerekir. Samimiler mi değiller mi? Çatışma halinde olduklarında ellerinde silah olduğu için yol kapatıyorlar, okul yıkıp saldırı düzenliyorlar. PKK silahla bir yere varamaz. Her konuda silahla ben buradayım demesi doğru değil.

CHP HER KABIN ŞEKLiNi ALIR

* Yayınlarınızdan birinde CHP’yi ‘Kıyı kesimde oy olan bir partisiniz ancak birleştiricilikten bahsediyorsunuz’ sözleriyle eleştirdiniz. İktidara karşı muhalif duruşu olan bir gazeteci olduğunuz aşikar ancak iktidar kadar CHP’yi de eleştiriyorsunuz…

Gazetecilikte birinci kural muhalif olmaktır. Bu işin okullarında öğretilen ve benim öğrencilerime öğrettiğim daima bu olmuştur. Çünkü gazeteciliğin temelinde eleştirmek yatar. Ben de tam olarak bunu yapıyorum. Sadece güçlü olan iktidar ya da muhalefet partilerini değil, tavrını yanlış bulduğum tüm partileri eleştiriyorum. Haksızlık olarak kavranan söylem ya da eylemler herhangi bir kişiden gelebilir. Ben yine de muhalif duruş sergilerim. CHP’yi şu noktada eleştirdim; gerek 30 Mart gerek Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde haritaya bakacak olursanız kıyılara sıkıştıklarını görürsünüz. CHP’nin bu konuda şapkasını önüne çıkarıp ‘Neden ben bu bölgelerde yokum’ demesi gerekir.

DEMİRTAŞ, PKK GÖMLEĞİNİ ÇIKARMALI

* Sizce son seçimlerin kazananı kim oldu?

Bence Demirtaş oldu elbette. Söylemleriyle kendisini siyasi bir karakter olarak fazlasıyla tanıttı ve iyi bir kitle yakaladı.

* Siz Demirtaş seçmeni misiniz? 

Demirtaş’ın söylemleri başlarda hoşuma gidiyordu. 3 adaya da oy vermeyeceğimi Twitter’da da belirtmiştim. Fikir açısından kendisi bana yakın olsa da çekincelerim çoktu. Oyum vicdanla elim arasında gidip geldi. Neticede terör örgütü PKK’yla arasına mesafe koyabilecek miydi? Rol mü yapıyordu acaba? Demirtaş bir Kürt milliyetçisi mi yoksa bütün ülkenin liderliğine soyunmuş siyasi bir karakter mi? PKK gömleğini üzerinden çıkarabilecek mi? Beni yöneten Türk, Kürt ya da Çerkez kökenli olabilir. Benim için önemli değil. Evet söylemleri güzeldi ama başka kafa karıştırıcı sözleri de oldu.  Neticede ben kendisi hakkında batı ya da kuzey kesimde yaşayan halkı da aynı sevecenlikte kucaklayabilicek mi diye endişelendim. 

* Demirtaş açısından batı ya da kuzeyi kucaklamak mümkün mü sizce? 

Evet, bütün bu kucaklayıcı tavır yalnızca seçim dönemi için geçerliymiş bunu görmüş olduk. 

VATAN TOPRAĞI PAZARLIK MALZEMESi OLAMAZ

* Bir terör örgütü için silahla dayatma yapmak normal değil mi? Siz PKK’dan silahlı mücadeleden farklı bir tutum mu bekliyorsunuz?

Evet, ne yazık ki bahsettiğimiz bir terör örgütü. Silahlı mücadeleden fazlasını bekleyerek iyimser davrandığımın farkındayım ancak tekrar ediyorum: Silahla hiçbir şeyin çözülemeyeceğini gördük. Terör örgütü de olsa arkasında kitlesel yığınlar var. Bir de olayın şu yanına bakmak lazım. Bu süreç İmralı’yla bir pazarlık mıydı? Eğer öyleyse bu pazarlığın sınırları neler, maddeleri neler? Şeffaf bir şekilde yayınlanmalı. Pazarlık söz konusu olduysa pazarlığı yapılan vatan toprağı mı? Bir özerklik söz konusu oldu mu? 

Çatışmanın olmadığı bir noktada da ‘Abdullah Öcalan’ı neden hâlâ içeride tutuyorsunuz?’ kavgası başlayacak. Muhtemelen Avrupa’daki çeşitli mahkemelere gidip ‘Bakın bu ülkede silahlar sustu, sükûnet var. Öcalan neden hâlâ içeride’ diyecekler. Öncelikle ev hapsi isteyecekler vs… Bunların hepsini ileride görmemiz muhtemel ama çözüm süreci de uzun zamandır ilerlemiyor zaten. Kim kimi oyalıyor bilemiyorum ancak birbirine güvensiz iki grubun da taraflarının birbirine saygılı olduğunu görüyoruz. Ellerinden gelse tarafları bir kaşık suda boğacak gibi görünüyorlar ancak ortada saygılı bir üslup olduğu aşikar.

Özerklik istiyorlarsa ve eğer bu bir pazarlık konusuysa şunu görüyoruz ki 2 yıllık süreçte Abdullah Öcalan’ın tüm istekleri teker teker yapıldı. Komisyonlar demişti mesela, komisyonlar da resmi gazetede kabul edildi. Eğer bu pazarlık konusuysa pazarlık masasına yatırılan vatan toprağıdır. Her ne kadar ‘Apo’ya özgürlük yok’ diyorlarsa da gidiş bu yönde görünüyor. 

TARiH DAVUTOĞLU’NU ERDOĞAN’IN TESiRiNDE BiR BAŞBAKAN OLARAK YAZACAK

* Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı ve Ahmet Davutoğlu’nun başbakanlığı köşe yazarları tarafından yeni Özal-Akbulut modeline benzetildi. Sizce Ahmet Davutoğlu başbakanlıkta bu kadar pasif kalır mı, ya da Erdoğan cumhurbaşkanı yetkilerinin dışında müdahale gücünü kullanır mı?

Erdoğan birçok konuşmasında Yeni Türkiye’den bahsediyor ve daima ben halkın seçtiği cumhurbaşkanıyım diyor. Burada açıkçası Davutoğlu ikinci planda kaldı. Bundan 1 ay kadar önce ben kendisine süre tanınması gerektiğini düşünüyordum. Ancak o süre geçti ve gördüklerimiz beklentilerin ötesine geçemedi. Türkiye’de parlamenter bir sistem var ve çok göz önünde bir cumhurbaşkanı modeli görüyoruz.

* Bunda galiba Erdoğan’ın baskın kişilik yapısının da katkısı var. Ahmet Necdet Sezer ya da Abdullah Gül’den çok farklı bir mizaca sahip…

Kesinlikle katılıyorum. Böyle olacağı belliydi. Tarih büyük ihtimal Davutoğlu’nu cumhurbaşkanının tesirinde kalan bir başbakan olarak yazacak. Geçenlerde yapılan Meclis açılışında cumhurbaşkanı başbakan gibi konuştu. 

Bu duruşa alışmamız gerekiyor. Biz gazeteciler ilk defa başbakandan çok cumhurbaşkanı haberi yapıyoruz. Davutoğlu ikinci planda, Erdoğan artık tek adam! İleride bir yönetim çatışması da yaşanabilir aralarında. İnşallah böyle yönetimsel bir kriz yaşanmaz. 

TEZKERE ŞiMDi Mi AKILLARINA GELDi?

* IŞİD rehinelerinin geri alınmasında Erdoğan’ın ‘Velev ki takas’ sözleri çok konuşuldu. Rehineler operasyon yapılmadan kurtarıldıkları için kimileri IŞİD’in Türkiye’deki kilit elamanlarının örgüte teslim edildiğini, kimileri de silah takas edildiğini düşündü. Böyle bir takas mümkün mü sizce? Eğer yapıldıysa ne kadar etik buluyorsunuz?

Ben operasyona bakmıyorum. Benim için önemli olan oradaki 49 rehinenin burnunun bile kanamadan geri getirilmesi. Etik bulmadığım ise bu konunun konuşulmaması ve getirilen yayın yasağı. 101 gün önce neden orası boşaltılmadı, neden o konsolosluk işgal edildi? Bunun böyle olacağını bilmiyorlar mıydı? Neden zamanında oradaki ekibinizi Türkiye’ye çekmediler? O çocukları, kadınları, erkekleri rehin almadan önce… Ve ne yazık ki bu durum soruşturulmuyor. Bir insanın canı bile çok kıymetli. Bu hataları konuşmayalım diye yasak getirdiler. Kendi acemilikleri, kendi aksayan noktaları açığa çıkmasın diye. 

* Canlı yayında ‘Anneler-babalar mail atıyor, mesaj atıyor ancak konuşamıyoruz!’ dediniz. Bahsettiğiniz yayın yasağı bu muydu?

Evet, elbette. IŞİD ve rehinelerle ilgili konuşamıyorduk. Yayın yasağı vardı. Rehinelerin serbest bırakılmasının ardından yayın yasağı da kaldırıldı. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı bu kaçırma olayıyla ilgili bir soruşturma başlattı. 49 rehine tanık olarak dinlenecek ancak rehinelere ‘Nasıl oldu, ne şekilde kaçırıldınız’ diye soramayacaksınız. Böyle bir şey mantıklı mı? Nasıl çözeceksiniz bu kargaşayı? Bir tarafta IŞİD militanlarını sorgulamak için Cumhuriyet Savcısı soruşturma açıyor, 49 rehine tanık olarak dinlenecek. Ancak kaçırılmayla ilgili hiçbir soru sorulmayacak. Bu tam bir komedi.

* Ancak Başkonsolos canlı yayınlara çıktı ve kendisine konuyla ilgili birçok soru soruldu?

Ne kadar soru soruldu ki? Belli başlı konular sadece. Ne şekilde serbest kaldıklarıyla ilgili tatminkâr bir açıklama yapmadı. Bu işin içeriğini detaylarıyla öğrenemedik. 

* Bahsettiğiniz yayın yasağına gelirsek… Kovulma pahasına yaptığınız haberler ya da söylemleriniz çok mu? Konuşmamanız gereken konuların üzerine gidiyor musunuz? Örneğin yayın yasağı olan bir konuyla ilgili açıklama yapıyor musunuz?

MAKAMI DEĞİL, KİŞİYİ ELEŞTİRİRİM

Biz yayın yasağını hiç delmiyoruz. Yayın yasağı olayın içeriğiyle ilgili. Konunun içeriğiyle ilgili bilgi verdiğinizde kurumlar ceza veriyor. Ben hiçbir zaman içerikle ilgili bilgi vermiyorum.

* Peki, iktidara karşı söylemlerinizle ilgili biraz hız kesmeniz yönünde direktifler alıyor musunuz?

Hayır. Çünkü burada çok ince bir nokta var. Ben hiçbir zaman kurumlara yüklenmiyorum, daima eleştirim şahıslara. Çünkü kurumlar kutsaldır. Cumhurbaşkanlığı, başbakanlık makamı kutsaldır. Kişileri eleştirirken de benim tarzımda ne bir hakaret, ne bir aşağılama vardır.

KiMSENiN DEĞiL 75 MiLYONUN YARGISI

* HSYK seçimleri kapıda. AKP’nin kurul üyelerinin çoğunluğunu oluşturması sizce Türkiye’nin hukuksuzluk ve yolsuzlukla mücadelesinde nasıl bir çağ başlatır?

Sen AKP diyorsun ben de Cemaat diyorum. Ne AKP’liyim ne Cemaatçiyim. Kimin çoğunlukta geleceğini de bilmiyorum. Şu anda hukukun ne halde olduğunu ve Türkiye’de hukuki anlamda hangi tarafın ağır geleceğini, kimin kazanacağını konuşuyoruz. Bu çok anormal. Bu hukuk hepimizin hukuku olmalı. Ne AKP’nin ne Cemaat’in ne de CHP’nin. 76 milyona hitap edecek bir adalet sistemi olmalı. O tarafa bakıyorsun Cemaat hakim, öbür tarafa bakıyorsun AKP. Oysaki bu hukuk hepimize lazım. AKP yolsuzlukla çok fazla anılan bir parti. Evet, geçmiş dönemde de yolsuzlukla anılan birçok iktidara tanıklık ettik. Fakat şu anda iş çığrından çıkmış durumda. Bununla bir parti nasıl yaşar diye düşünüyorum. Sonuçta bu partide de temiz insanlar var. Yolsuzluğa karşı duran insanlar var. Bunlar her ne kadar iddia olarak kalsa da mevcut bir durum söz konusu. 

Paralel yapıya gelirsek. Bu yapının ne olduğunu bilmiyoruz. Düşüncelerini, amacını ya da ülkede gerçekten karşı devrim yapmaya niyetleri olup olmadığını bilmiyoruz. Gizemli bir yapı ve beni korkutuyor. Sade vatandaş olarak korkuyor ve çekiniyorum. Bir zamanlar AKP ve Cemaat el ele yürüyordu. Şimdi işler bozuldu, tüm bunlar tarih oldu.

* Peki Bekir Bozdağ’ın HSYK öncesi yaptığı 1150 TL zammı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ben şunu merak ediyorum Bozdağ istemediği gibi bir sonuç elde ederse o zamları geri alacak mı? HSYK yargının tepe noktası. Kuvvetler ayrılığı ilkesi var: Yasama, yürütme ve yargı. Bunların üçünün birbirinden bağımsız olması gerekiyor. Ancak işler öyle bir hale geldi ki birileri bu yargıyı sahiplenmek istiyor. Benim yargım diyor. Hayır kardeşim senin değil 75 milyonun yargısı!

Röportaj: Dilara Tahmaz/Bugün Gazetesi 

  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
Nezih GÜVEN
787 gün önce
BU İŞİD DE BİR YANLIŞLIK VAR OLAYLARDAN ÖNCE TÜRKİYE PKK YA BARZANİYE TEŞEKKÜR ETMELİDİR DİYORDUNUZ TABİ NEDEN OLMASIN AMA AMERİKA GELMEDEN ÖNCE % 23 Ü KÜRT OLAN KERKÜK AMERİKA GELİNCE 600000 MÜLTECİYLE % 58 İ KÜRT OLAN BİR KENT HALİNE GETİRDİKLERİ İÇİN Mİ TÜRKMENLERİ ASİMİLE EDİP SİNDİRDİKLERİ İÇİN Mİ ACABA NİÇİN KAÇTANE TÜRKMEN KURTARMIŞLAR Kİ ÖLDÜRDÜKLERİNDEN ÇOK DEĞİLDİR HERHALDE ARAP VE TÜRKMENLERİ MUSUL VE KERKÜKTEN SÜRDÜKLERİ İÇİN Mİ TEŞEKKÜR EDECEĞİZ BU DAHA 12 YILLIK TARİH KİMSE UNUTMADI SAYIN PORTAKAL BU KÜRTLER AMERİKALILARLA BİRLEŞİP ARAP VE TÜRKMELERE SALDIRDILAR IRZLARINA GHEÇTİLER CAMİLERE DOLDURULAN ARAPLARI ÖLDÜREN AMERİKALILARA YARDIM EDEN KÜRTLER DEĞİL Mİ YOKSA BİZ Mİ YANLIŞ BİLİYORUZ. İŞİD CANİ AMERİKALILAR KADAR OLAMAZ HERHALDE HERKESİN ÜLKESİNİ SAVUNMAK EN TABİ HAKKIDIR. GÖREMİYORSANIZ GÖZÜNÜZÜ AÇIN EZİLEN ARAPLAR KÜRTLERE KARŞI AYAKLANDI SAYIN PORTAKAL OLAN BUDUR. SİZİN ORALARDA GÜNAYDI MI !
GÜNDEM Kategorisindeki Diğer Haberler
İstanbul Sultangazi'de terör suçları savcısı Evilya Çalışkan'ın ara..
AKP Pendik İlçe Başkan Yardımcısı Yüksel Palut'un sosyal medyaya düşen ..
Sahte ve ikiz plaka takan, plakasız araç kullanan sürücülere para ve trafik..
Adil Öksüz'ün, örgütün 'sivil imamları' oldukları öne sürülen K..
Mehmet Baransu'nun eski eşi, çocuklarının soyadını mahkeme kararıyla de..
Fetullahçı Terör Örgütünün (FETÖ) darbe girişimi sırasında Yunanistan'a..
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=