Lütfen bekleyin..

'Erdoğan'ı Çankaya'ya ayartıyorlar'

15 Nisan 2014, 14:15

Yandaş yazarın itirazı var...

Facebook'ta Paylaş Twitter'da Paylaş

Aljazeera Türk'e konuşan Yeni Şafak Gazetesi yazarı Yusuf Kaplan'dan Erdoğan'ın cumhurbaşkanlığı adaylığına itiraz geldi.

Kaplan'ın itirazı "Erdoğan'sız AKP'nin dağılacağı fikri"ne dayanıyor...

İşte o röportaj:

Dört ay sonra Türkiye yeniden sandığa gidecek ve ilk kez cumhurbaşkanını seçecek. 30 mart seçimlerinden önce, Erdoğan Çankaya'ya mı çıkacak, yoksa parti tüzüğündeki üç dönem kuralını değiştirip bir dönem daha başbakan olarak mı kalacak tartışması yapılıyordu. Bugün ise sadece Erdoğan'ın nasıl cumhurbaşkanı olacağı konuşuluyor. Erdoğan sizce Çankaya'ya çıkmalı mı?

Bence Tayyip Erdoğan ayartılara gelmemeli. Etrafındaki tipler tarafından ayartılıyor, onu görüyorum. Ona "Cumhurbaşkanı olduğun zaman tarihe geçersin" diyorlar. Böyle saçma bir algılama biçimi var. Tayyip Erdoğan zaten tarihe geçti şu an. Bunu konuşmaya gerek yok ki. Aslolan Tayyip Erdoğan'ın yapması gerekeni yapmasıdır. Bunu cumhurbaşkanı olarak mı, başbakan olarak mı yapabilir? Veya cumhurbaşkanı olduğunda mı yapabilir, başbakan olduğunda mı yapabilir? Daha doğru soru bu. Türkiye'de bir başkanlık sistemi yok, yarı başkanlık sistemi de yok. Yani Tayyip Erdoğan yarı başkanlık sisteminde ben zaten başbakanın yetkilerini üstleneceğim derse, bizim kendisinden beklediğimiz şeyi yapabilir.

http://www.haberfedai.com/upload/dosya/20993.jpg

Nedir kendisinden beklediğiniz şey? 

Erdoğan aslında genel olarak anlaşıldığı şekliyle AK Parti’nin başındaki Erdoğan değil. İki Erdoğan var. Birincisi AK Parti’nin başındaki fâni; bugün var, yarın yok Erdoğan. İkincisi de sembol şahsiyet rolü, pozisyonu oynayan Erdoğan. Birincisini kendisi de önemsemez. Kendisi de "Bugün varım, yarın yokum" diye kaç defa söyledi.

"Hedeflenen şey oydu"

Asıl hedef Tayyip Erdoğan'sız bir Türkiye. Bunu başardıkları zaman ikincisinde de başarılı olacaklarını düşünüyorlardı. Bunu başaramadılar. En azından bu üç seçimin ilk eşiğinde bunu başaramadılar. Ama arkası gelecek, çok berbat şeyler yapacaklar. Yani şu aşamada yapılacak en önemli operasyon AK Parti’nin içini karıştırmak. AK Parti’nin içinden AK Parti’yi çökertmeye çalışmak.

Erdoğan partinin başından gidecek olursa bunu başarırlar. O zaman AK Parti parçalanabilir. Erdoğan cumhurbaşkanlığını düşünürken, AK Parti’nin nereye gideceğini de düşünmesi lazım. Cumhurbaşkanlığına çıkarsa zaten AK Parti’yi bırakmış olur.

Paralel yapı şu anda Brüksel'de konuşlanmış durumda. Üç hedefi var. Birincisi Erdoğan, ikincisi Türkiye, üçüncüsü İslâm.

Bu çok tehlikeli bir şey. Türkiye yok olmanın eşiğinden buralara geldi. Türkiye'nin gerçekleştirmeye çalıştığı bir yürüyüş var. Henüz başlayan bir yürüyüş bu, biten değil. Bu yürüyüş, Mısır'ın düştüğü, Pakistan'ın paçavraya çevrildiği, İslâm dünyasının anahtar ülkelerinin bir şekilde devre dışı bırakıldığı bir zaman diliminde özellikle önemli. Hedef bu yürüyüşü durdurmak.

Bir başka hedef, İslâm'ın dönüştürülmesi. İslâm'ın protestanize edilmesi. İslâm'ın sistemle rahat çalışabilecek, sistemin haksız hegemonyasını meşrulaştırabilecek bir Bizantinizm projesine dönüştürülmesi. Çünkü İslâm’ın dışındaki bütün dinlerin müntesiplerinin dinleriyle ilişkisi bitmiş durumda. Onların dinleri üzerinden, dinsel gelenekleri üzerinden meydan okuma geliştirmeleri imkansız. Sadece İslâm'ın böyle bir meydan okuma geliştirme potansiyeli var. Fas'tan Malezya'ya kadar İslâm dünyasının en önemli söylemlerini oluşturuyor İslâm. Batı uygarlığı kendisine meydan okuyabilecek alternatiflerini ya tarihten sildi ya fosilleştirdi. Ama İslâm dünyasına aynı şeyi yapamıyor. Osmanlı'nın durdurulmasından sonra bu iş bitti, diye bakıyorlardı. Yani İslâm tarihten çekildi ve Batı dünyasının önündeki engel kalkmış oldu çünkü bin yıldır tarihi Avrupalılar ve Müslümanlar yapıyor.

Çizdiğiniz resimde Tayyip Erdoğan nerede duruyor?

Erdoğan bu işin merkezinde duruyor. Bizim Tayyip Erdoğan'ı iyi anlamamız lazım. Bir politik lider, diye bakıyoruz, bu yanlış. Herhangi politik lider bu işleri yapamaz. Politikanın ilerisine taşan bir temsil kabiliyeti var. Bir şahs-ı manevîsi var. Sembolik şahsiyet derken kastettiğim şey bu. Bunu İslâm dünyası algıladı, biz algılayamadık henüz. Yemen'de, Sana'da çarşıda dolaşıyorsun, Türkiye'den geldiğimizi anlayan 80'lik adam "İstanbul düştü, İslâm âlemi düştü. İslâm âleminin yeniden ayağa kalkması, İstanbul'un yeniden ayağa kalkmasına bağlı" diyor ve çekip gidiyor. Bu enteresan bir şey. Bu benim yaşadığım tonlarca olaydan biri. Sri Lanka'nın bir dağ köyüne gittik. Orada özürlüler ve yetimlerin kaldığı yerde12 yaşındaki özürlü bir çocuk bana ne sordu biliyor musunuz "Tayyip Erdoğan'ın sağlığı nasıl?"

Bu olacak  şey değil. Yani bunu İngiliz Kraliçesi'nin sağlığı ne durumda diye sorar mı, tam tersi "ölsün" der.

Tayyip Erdoğan bunun farkında mı?

Farkında. Çok farkında. Tayyip Erdoğan'ın farkında olduğu şeyin, etrafındakiler farkında mı? Bence değil. O yüzden Tayyip Erdoğan'sız Türkiye diyorlar. Yani Erdoğan'sız Türkiye ne olacak? Bu soruyu soralım. Çok önemli ve kritik bir soru. Hayati bir soru. Türkiye'nin, İslâm dünyasının dolayısıyla İslâm'ın geleceğiyle ilgili önemli bir soru bu. E şimdi ne olacak? Erdoğan'ın yerine geçecek arkadaşlara bakın. Abdullah Gül'ü konuşuyoruz değil mi biz. İlk akla gelen o. Abdullah Gül statükonun adamıdır.

Statüko nedir?

Statüko bizim önümüzü bağlayan şeydir. Küresel statükodan bahsediyorum, Türkiye'deki statüko hikâye. Küresel statükonun adamıdır. Onlara çalışıyor, onların kulu, kölesi demiyorum. böyle birisi değilim. En azından Tayyip Erdoğan tipolojisiyle, Abdullah Gül tipolojisini karşılaştırdığımızda bunu görebiliriz. Abdullah Gül küresel sistemin rahatsız olacağı bir şeyi yapmaz. Erdoğan yaptığı için problem buradan kaynaklanıyor. Biz ‘one minute’ olayını hafife alıyoruz. Sen tarihten çekilmişsin ama çıkıyorsun küresel sistemin lordlarına, küresel sistemin ağababasına bütün dünyanın önünde, bütün hücrelerinle ‘Siz katilsiniz, mâsum insanları katlediyorsunuz’ diye bangır bangır bağırıp yüzüne tükürüyorsunuz. Bu basit bir şey değil. Tırnak içerisinde söylüyorum "intihar saldırısıdır" bu. Bu intihar saldırısı yapılmalı mı? Evet yapılmalı. Tayyip Erdoğan'da o irade ve dirayet var. Abdullah Gül'de olmaz. Abdullah Gül bir şekilde geri çekilir, geri adım atar. 

Tayyip Erdoğan sadece bizim Türkiye'nin tarihinin akışını değil, bölgenin değil, dünyanın akışının değiştirileceği bir yerde duruyor. Bunu hissediyor, iliklerine kadar hissediyor. Ben bunu hissediyorum. Hareketlerine, davranışlarına, konuşmalarına baktığımda görüyorum. Yerel seçim konuşması yapıyor, Bosna’dan tutuyor, Filistin'e kadar gidiyor. O yüzden bu operasyon yapıldığında Bosna'da 37 tekkede, sabahlara kadar dua ettiler Türkiye'ye. Niye? Çünkü ‘Türkiye giderse biz de gideriz‘ dediler. Bu gücün sunduğu mesajı algılayan ve kuvveden fiile geçirebilecek, uygulayabilecek durumda olan, çıkardığımız son adam.

Tayyip Erdoğan'ın 20 yıllık projesini iki döneme ayırıyorum ben. İlk 10 yıllık Erdoğan Türkiye'si dönemi, dalga kırma dönemidir. İkinci on yıllık dönem dalga kurma dönemidir. İlk 10 yıllık dönemde Türkiye'nin iktisadi, siyasi, dolayısıyla teknolojik dolayısıyla strateji olarak kendi ayakları üzerinde durmasını sağlayabilecek korunaklı bir duvar inşa etti. 17 Aralık'ta yaşanan olay, bu korunaklı duvarın muhkem bir şekilde inşa edildiğini gösteriyor.

İkinci on yıllık süreç Türkiye'nin kendine gelmesini, önündeki lokal veya bölgesel bütün engelleri aşmasını sağlayabilecek asıl yürüyüş. ‘Yeni Türkiye’ dediğimiz şey asıl o zaman kurulacak. 

Tayyip Erdoğan cumhurbaşkanı olsa da bu kurulamaz mı?

Onu bilmiyorum. Orada da çok net cümle kurmak istemiyorum. Şu anki göstergelerden yola çıkılarak cümle kurmak gerekirse şöyle bir şey söylenebilir: Başbakan olduğu zaman bu projeleri uygulayabilir, mevcut kurulu sistemde. Ama işte halkın seçeceği bir cumhurbaşkanlığı sistemine geçiyoruz. Tayyip Bey yarı başkanlık sistemine fiilen geçilmiş olacak, diye düşünebilir. Yarı başkanlık sistemiyle bu projeleri hayata geçirebilir mi, ondan emin değilim; ne olumlu, ne de olumsuz cümle kuracak değilim. O  yarı başkanlık sistemi neye bürünecek, nasıl bir şekil alacak, onu bilmiyoruz çünkü.

Tayyip Erdoğan'ı ayartıyorlar dediniz ama öyle görünüyor ki Erdoğan da buna meyilli. Mesela son açıklamasında yeni cumhurbaşkanı  ‘koşan, terleyen bir cumhurbaşkanı olacak' dedi. 

İşin başında ben olacağım diyor. Parlamenter sistemde cumhurbaşkanının aşırı abartılı güç kullanımını engelleyen mekanizmalar var, başkanlık sisteminde hele de Türkiye'nin henüz ne olduğunu bilmediğimiz bir sisteme doğru gittiğini düşünün, yani hangi kurullarla, neyi, nasıl denetleyeceksin. Hangi aşırı yetki kullanımını engelleyeceksin, bunu bilmiyoruz. Bunun mekanizmalarını el yordamıyla kuracağımız anlaşılıyor. Koşacağız, terleyeceğiz açıklaması Tayyip Bey’in vaat ettiği şeyden ve kendisinin temsil ettiği şeyden vazgeçmeyeceğini gösteriyor. Fakat başka bir düzleme geçiyoruz. Oyun artık başka bir sahada oynanacak. O sahaya ne kadar uyum sağlayabileceğiz ve ne kadar verimli oynayacağız onu bilmiyoruz. O sahanın şartlarından çok emin değiliz.

Tayyip Bey'in cumhurbaşkanlığına heveslenmeden, tamam cumhurbaşkanını halk seçmiş olabilir, halkın seçmesi mevcut başbakanın yetkilerini sınırlamasına engel değil ki. Birtakım alanları daralabilir ama bu esasa ilişkin olmaz.

Kendisi Başbakan, Abdullah Gül de Cumhurbaşkanı olarak kalırsa, şu anki sistem devam edebilir. Eskisi gibi olmaz tabii. Abdullah Gül de bizim de daha aktif bir pozisyonda olmamız gerekir gibi şeyler söyledi. Ama bunu parlamenter sistem dengeleyebilir. Abdullah Gül cumhurbaşkanı olduğunda Tayyip Erdoğan'ın uygulayacağı projeyi engelleyebilir mi, bence engellemez. 

Erdoğan cumhurbaşkanı olursa ve sisteme istediği gibi etki edemezse, Erdoğan'ın etkisinden yoksun Türkiye'de ne olur?

Türkiye'nin hayali hayalete dönüşür. Yani bir Türkiye hayal ediyoruz, umut olmuş İslâm dünyasının önünü açacak bir Türkiye hayali, bir anda hayalete dönüşür, suya düşer yani. Bence iyi düşünülmüş bir şey değil bu. Burada Rus modeli gibi bir şey yapsalar aslında enteresan olabilir. Başkaları tarafından kullanılmaya müsait tipler var, başkalarının da canhıraş çaba gösterdiği tipler.  

Erdoğan Kürt meselesini çözebilecek mi, cumhurbaşkanı olursa Kürt meselesi çözülür mü? 

Kürt meselesi Türkiye'nin yumuşak karnı. İkincisi Alevi meselesi. Alevi meselesini önümüzdeki süreçte daha fazla kaşıyacaklar. Aleviler ile Sünniler arasındaki gerilim, Alevilik-Sünnilik üzerinden olmayacak, lâiklik meselesi üzerinden yaşanacak, ancak Alevilik-Sünnilik gerilimine indirgenecek. Asıl tehlike o. Eğer Kürt meselesi halledilebilirse Alevilik meselesinin üstü kapanır. Çünkü Kürt meselesi sadece Türkiye ile ilgili bir mesele değil. Bölgenin yeniden dizayn edilmesinde küresel güçler için önemli bir unsur. 

  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
GÜNDEM Kategorisindeki Diğer Haberler
Rus medyasında yer alan habere göre, ÖSO ve Türk askeri akşam saatlerinde S..
İstanbul 7'inci Ağır Ceza Mahkemesi, Mavi Marmara davasının düşürülmesi..
YeniÇağ Gazetesine kar maskeli bir grup tarafından gerçekleştirilen çirkin ..
İstanbul Emniyeti polislerin 3. Köprü ve Osmangazi köprüsünden geçişini yas..
Bolu Belediye Başkanı: Kimse ekmek yediği kaba işemeyecek....
Denizli'nin Honaz ilçesinde oğluna attığı terliğin 'silah' sayı..
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=