Lütfen bekleyin..

Kirlendik ey cemaat!

16 Şubat 2014, 14:26

Başbakan'ın yolsuzluk iddialarına karşı geliştirdiği savunmanın, ünlü ilahiyatçı Hayrettin Karaman'ın fetvasına dayandığı söyleniyor. Bu yaklaşıma Ali Bulaç ve Mümtazer Türköne itiraz edince muhafazakar çevrelerde yeni bir tartışma başladı.

Facebook'ta Paylaş Twitter'da Paylaş

Türkiye rüşvet ve yolsuzluk operasyonunu konuşurken, arka planda daha derin bir felsefi tartışma yürüyor.

Tartışmanın bir yanında İslami kesimin referans aldığı isimlerden ilahiyatçı Hayrettin Karaman var. Diğer yanda yine İslami kesimin güçlü kalemlerinden Ali Bulaç. Uzun süredir İslami kesim arasında konuşulan konu, Bulaç’ın dışındaki bazı kalemlerin de olaya dahil olmasıyla artık geniş kesimler arasında da tartışılmaya başladı.

Rüşvet nedir, yolsuzluk nedir?

Vakıf ve derneklere işadamlarının yaptığı veya vermeleri istenen para, bağış mı, yolsuzluk mu? Yoksa başka bir şey mi?

Konuya Başbakan Tayyip Erdoğan da dahil olunca olayın taraflarının bakış açılarına ışık tutmak şart oldu.

Önce Başbakan’ın geçen hafta El Cezire Türk’e yaptığı açıklama ile başlayalım: “Yolsuzluk dendiğinde şunu anlarım; devletin kasası soyuluyor mu, soyulmuyor mu? Ayakkabı kutusu içerisinde söylenen olaylar, Halk Bankası’ndan alınan para değildir.” Yani Başbakan’a göre rüşvet bir memur ile sivilin çıkar sağlaması.

‘Tartışma nasıl başladı?’

Kulislerde konuşulan bir iddia vardı. Erdoğan’ın henüz belediye başkanı iken Hayrettin Karaman’a başvurduğu ve “Hocam, daha güçlenmemiz, davayı sağlama almamız gerek. İhale verdiğimiz kişilerin kârlarından komisyon alabilir miyiz?” diye bir soru sorduğu, Karaman’ın da ona “Evet” dediği iddia ediliyordu.

İslam hukuku profesörü Karaman, derinlerdeki tartışma büyüyünce konuyu Yeni Şafak’taki köşesine taşıdı. 27 Aralık 2012’deki yazısında Karaman iddiayı gündeme getirdi ve şu açıklamayı yaptı: “Bana o değil ama birçok kişi, ‘Devletten veya belediyelerden haklı ve meşru olarak ihale alıp istifade ve kâr eden kimseleri, yardımda bulunsunlar diye hayır kurumlarına yönlendirsek bunda bir sakınca var mıdır’ diye sordular. Buna verdiğim cevap şudur: Hayır işlesin diye teşvik ve sevkettiğiniz kimseler Müslüman iseler ve siz istemeseniz bu yardımı yapmayacak idiyseler ve/veya bir daha iş ve ihale alamam diye bu yardımı yaparlarsa bundan ecir (sevap) alamazlar. Ama kayıtlı ve şeffaf olmaları şartıyla hayır kurumları bundan istifade edebilirler; çünkü onların bir zorlamaları ve baskıları söz konusu değildir...”

Fetva verdi mi?

Karaman’ın bu yazısıyla derinlerde süren tartışma aleniyet kazanmış oldu. Konuya Zaman gazetesi yazarı Mümtaz’er Türköne merkezinden daldı.

Türköne, 16 Ocak’ta ‘Hayrettin Hoca, rüşvete fetva vermiş oldu mu?’ başlıklı yazısında “Mesele gerçekten mühim; öyle ki bugün Türkiye’nin içinden geçtiği krizin tam zembereğinde Hayrettin Karaman Hoca’nın söz konusu fetvası duruyor” dedi ve Karaman’ın fetvasının yolsuzluğa ve rüşvete kılıf arayanların önüne çok geniş bir meşruiyet alanı açtığını savundu. İşte Türköne’nin görüşü: “İslam hukukçuları şu suallere cevap vermeli: Bir ihalenin veya hakedişin bir hayır kurumuna bağış şartına bağlanması, ödenen parayı rüşvet olmaktan çıkartır mı? Muhtemelen vatandaşlar da cevaba bağlı olarak şu soruyu soracaktır: Devlete mahsus yetkiler (ihale verme gibi) kullanılarak temin edilen bağışlarla (veya rüşvetle) inşa edilen camilerde namaz kılınır mı, eğitim kurumlarında din öğrenilir mi? Kolayca çözülecek gibi görünen bir sorun; ama mesele maalesef bu kadar basit değil. Hayrettin Hoca’nın açtığı kapıdan girince karşımıza devletin ekonomik iktidarının hüküm sürdüğü çok geniş bir alan çıkıyor.” Türköne’ye göre Türkiye 17 Aralık’tan bu yana basit bir yolsuzluk sorununu tartışmıyor, fetvalarla meşrulaştırılan devlet rantı ile siyasal İslam’ın iktidar tekeli oluşturmasını sorguluyor.

Türköne, 11 Şubat’ta tartışmayı daha ileri bir boyuta taşıdı: ‘Başbakan yolsuzluk yaptı mı?’ adlı yazısında şu ifadeleri kullandı: “Başbakan’ın beni ‘paralel devletin uşağı’ ilan ettiği konuşmasının bir yerinde kullandığı rüşvet tanımı bunlardan biri: ‘Rüşvet, bir memur ile sivilin iş tutmasıdır’ diyor. Başbakan’ın içinde yer aldığı hiçbir işlem bu tanıma girmediğine göre, ‘Başbakan yolsuzluk yapmadı’ dememiz gerekecek. Ancak öncelikle kamu erkini kullanarak yapılan yolsuzlukların rüşvetten ibaret olmadığını hatırlatalım. Para mukabili yapılan kanunsuz işe rüşvet diyoruz.”

Fetva vermedim

Tartışmalar süregidince Hayrettin Karaman, 9 Şubat’ta bu kez şunları yazdı: “Evet, iş olmuş bitmiş, işi alan kâr etmiş, işi veren de ona -şahsi menfaati ile hiçbir ilgisi bulunmayan- bir vakfın, derneğin, hayır kurumunun adını vererek oraya yardımda bulunmasını rica etmiş, o şahıs da ya Allah rızası için veya ileride yine iş alma niyetiyle istenen yardımı yapmış. Ricada bulunanın, o kişi layık olmadığı halde ona tekrar -bu yardım sebebiyle- iş verme niyeti de yok. Ben tekrar ediyor ve diyorum ki: Bu yardım rüşvet tarif ve hükmüne girmez. Bunun yolsuzlukla da bir ilgisi yoktur.”

İlahiyatçılar ne diyor?


‘Menfaat ilişkisi olmamalı’

Prof. Dr. Davut Yaylalı: İşi alan kişi kendi gönlünden geçerek bir yere bağış yapabilir. Ancak bağış için fikrini belirten kişinin kesinlikle bağış yapılacak vakıfla bağlantısı olmamalı. Bu durumda bağış rüşvet ve yolsuzluk olmaz. İhaleyi veren kişi ihaleyi verme şartı olarak bağış istiyorsa o zaman yolsuzluk ve rüşvet vardır. Bu, dinen haramdır. Örneğin Hz. Muhammed döneminde zekât toplama memurlarından biri paranın bir kısmını kenara ayırıyor. Peygamberimiz memura soruyor: ‘Bu ayırdığın para nedir?’ Memur ‘Bu parayı zekattan ayrı olarak bana verdiler’ cevabını veriyor. Bunun üzerine Hz. Muhammed, ‘Sen kendi evinde otursaydın bu adamlar bu parayı sana verirler miydi?’ diye sorunca memur, ‘Hayır’ cevabını veriyor. Bunun üzerine Hz. Muhammed, ‘Ayırdığın parayı da devletin zekâtına ayır. Çünkü bu para da devletin malıdır’ diyor.

‘Olayın adı yolsuzluktur’

Prof. Dr. Beyza Bilgin: İhale bir iş anlaşmasıdır. İşverenin yaptırmak istediği iş karşılığı müteahhidin bir fiyat teklif etmesi ve bu fiyatta mutabık kalmaları ile gerçekleşir. Müteahhit yapacağı iş karşılığı gereken malzemeyi, işçiliği hesaplar, beklediği kârını ekler, fiyatını oluşturur. Eğer ihale karşılığında bir bağış söz konusu olursa müteahhit bunu da fiyatına ekleyecektir. Yani bağış işverenden, yani belediyelerden çıkacaktır. Halkın parasını tasarrufta belediyeler böyle bir yetkiye sahip değillerdir. Para ister birisinin cebine ister bir vakfa gitsin, olayın adı yolsuzluktur.

  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
YAŞAM Kategorisindeki Diğer Haberler
Afyonkarahisar'da Hüseyin Çuvadar ve Süleyman Yılmaz, birlikte alkol al..
Adana'da düzenlenen "swinger" operasyonunda kendisini çift ol..
Muğla'nın Datça ilçesinde 4,2 büyüklüğünde deprem meydana geldi..
Zonguldak'ın Ereğli İlçesi'nde 33 yaşındaki Ömer Keskin, tartıştığı..
Türkiye'nin en uzun nehri Kızılırmak'ın bazı bölümleri, soğuk hava ..
Gazi Mahallesi'nde 'dur' ihtarına uymayan iki şüpheli polisle ç..
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=