Lütfen bekleyin..

'Türkiye'nin bir yıllık bütçesi kadar rüşvet ve yolsuzluk'

21 Aralık 2013, 16:17

Oran'dan sarsıcı tespitler...

Facebook'ta Paylaş Twitter'da Paylaş

CHP Genel Başkan Yardımcısı Umut Oran, Türkiye’deki iktidarın asılsız “ekonomi başarılarına” dikkat çekti ve Bakanların karıştığı yolsuzluğun boyutunun 100 milyar Euro’yu bulduğunu belirtti.

Yolsuzluk soruşturmasında şuana kadar 17,5 milyon TL’nin ele geçirildiğine dikkat çeken, Umut Oran, “Şimdi, ülkeyi AKP’nin soygun ekonomisinden kurtarmanın zamanı geldi.” dedi.

MASAK’ın raporlarında yolsuzluk soruşturması kapsamında tutuklanan İran kökenli işadamı Reza Zerrab’ın 87 milyar Euro’ya yakın para transferi yaptığını belirten Oran, “İran kökenli işadamı Reza Zerrab’ın (Rıza Sarraf) altın kaçakçılığı, sahte belge ve hayali ihracat gibi yöntemlerle 87 milyar Euro tutarında şüpheli para transferi yaptığı yönünde ibareye rağmen Maliye kılını kıpırdatmamıştı.” dedi.

İşte Umut Oran’ın o açıklaması:

Yıllardır asılsız “ekonomi başarıları” ve sahte demokrasi söylemleriyle halkın gözünü boyayan; yalan ve talanla ülkeyi soyup soğana çeviren AKP’nin ipliği pazara çıktı. Bakanlar Kurulu’nun neredeyse dörtte birinin adının karıştığı Cumhuriyet tarihinin en büyük yolsuzluk olayına ilişkin belge ve bulgular bir bir ortaya dökülüyor.

Üç bakan oğlu, bir bakan, belediye başkanları, bir kamu bankasının genel müdürü, üst düzey bürokratlar olmak üzere çok sayıda kişinin işin içinde olduğu ortaya çıktı. Bu sayede, yıllardır inançlarını sömürerek kandırıp oyunu aldığı samimi inançlı vatandaşlarımız nezdinde de AKP’nin maskesi düştü. İran asıllı Rıza Sarraf’ın (Reza Zarrab) yönettiği ve Türkiye’de bakanların, çocuklarının, belediye başkanları ve üst düzey daha birçok görevlinin de adının karıştığı yolsuzluğun boyutunun tam 100 milyar Euro’yu bulduğu iddia ediliyor.

Türkiye gündemine oturan yolsuzluk ve rüşvet operasyonlarında şu ana kadar toplam 17,5 milyon TL'lik rüşvet parası ele geçirildi.  Yolsuzluğun ana ayağı; ABD ambargosu nedeniyle İran’a gaz bedeli karşılığı altınla ödemenin ihracat gibi gösterilmesi işleminde AKP bakan ve bürokratlarının, baş aktör Reza Zerrab’la işbirliği… Bu işleme aracılık eden Halkbank Genel Müdürü, ihracattan sorumlu Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan ve oğlu, vatandaşlık, oturma, iş yapma izni gibi konularda yardımcı olan İçişleri Bakanı Muammer Güler ve oğlu ile AB’den sorumlu Bakan Egemen Bağış’ın hizmetleri karşılığı büyük hediyelerle taltif edildiği, evlerden çıkarılan deste deste paralardan anlaşılıyor.

HUKUK DEVLETİ AYAKLAR ALTINA ALINDI

TOKİ ve usulsüz arazilerin imara açılması ve belediyelerce usulsüz imar düzenlemesi yapmak, kültür-tabiat varlıklarının kanuna aykırı biçimde kullanılması, yani eski eser kaçakçılığı ise diğer yolsuzluğun diğer ayakları… AKP, iktidar gücünü kullanarak operasyonları etkisiz kılmaya çalışsa da artık İpliği pazara çıkan AKP’nin maskesi düştü. Fed kararı ile ekonomi çarkını emanet sıcak para ile çevirme kolaycılığında da deniz bitti. Yani artık AKP’nin, ekonomiyi sıcak para sömürüsüne açıp, halkı borçla tüketime teşvik ederek kağıt üzerinde ortaya koyduğu “büyüme-kalkınma” masalında da sona gelindi. Şimdi, ülkeyi AKP’nin soygun ekonomisinden kurtarmanın zamanı geldi.

Hukuk devletini ayaklar altına alan, güçler ayrılığı ilkesini çiğneyip tüm güçleri kifayetsiz muhteris ve ruhsal dengesi bozuk bir despotun uhdesine veren, faşizmi demokrasi diye yutturan AKP’den Türkiye’yi kurtarıp gerçek demokrasiyi kurmanın zamanı geldi. Yolsuzluk, Yoksulluk ve Yasakları önleyeceğini öne süren AKP 3 Y ile iktidara geldi ama bugün rekor üstüne rekor kırdığı 3 Y ile iktidardan iniyor. Artık yeni bir siyaset zamanı. Artık katılımcı, çoğulcu, uzlaşmacı, barışçı, saydam, hesap verebilen, hep bilen değil dinleyen, yeni siyaset anlayışına ihtiyaç var. Artık demokrasinin tüm kurum ve kurallarıyla işlediği, özgürlüğün en geniş yelpazede yaşama geçirildiği, iktidarın bağımsız kurumlarca denetlendiği, kuvvetler ayrılığının uygulandığı bir Türkiye’ye geçmek zorunlu ve kaçınılmazdır. Büyük ülke olabilmek için güçlü ekonomiye sahip olabilmek için insani gelişmişlik ve demokrasi standartlarının çağdaş ülkeler seviyesinde olabilmesi için gelin 98 gün sonra yeni siyaset anlayışını hep birlikte gerçekleştirelim, özgürlüğün ve umudun Türkiye’sini elbirliğiyle inşa edelim.

On bir yıla yaklaşan iktidarı döneminde halkı asılsız “ekonomi başarıları” ve sahte demokratikleşme söylemleriyle uyutan, inanç sömürüsü yaparak samimi inançlı yurttaşlarımızı kandırıp oyunu çalan AKP’nin, gerçekte ülkeyi soyup soğana çevirdiği artık çok net biçimde ortaya çıktı.

İlk bulgulara göre Bakanlar Kurulu’nun neredeyse dörtte birinin içinde yer aldığı Cumhuriyet tarihinin en büyük ve dünyada eşi görülmemiş bir yolsuzluk olayına ilişkin belge ve bulgular bir bir ortaya dökülüyor. İran asıllı Rıza Sarraf’ın (Reza Zerrab) yönettiği eşi görülmemiş yolsuzlukta; İçişleri Bakanı Muammer Güler, Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan, Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın oğulları ile AB Bakanı Egemen Bağış başrollerde…

100 MİLYAR EURO’LUK YOLSUZLUK

2008-2013 arasında düzenlenen MASAK raporlarında yer alan; İran kökenli işadamı Reza Zerrab’ın (Rıza Sarraf) altın kaçakçılığı, sahte belge ve hayali ihracat gibi yöntemlerle 87 milyar Euro tutarında şüpheli para transferi yaptığı yönünde ibareye rağmen Maliye kılını kıpırdatmamıştı. Zerrab’ın kurucusu ve ortağı olduğu şirketler hakkında ABD Hazine Müsteşarlığı’nca, İran’a ambargo kapsamında Bakanlık ve MASAK nezdinde yapılan girişimler de sonuçsuz kalmıştı.

Zerrab’ın yönettiği ve Türkiye’de bakanların, bakan çocuklarının, belediye başkanları ve üst düzey daha birçok görevlinin, inşaat sektöründe faaliyet gösteren bazı işadamlarının adının karıştığı üç ayaklı yolsuzluğun gerçek boyutunun ise tam 100 milyar Euro’yu bulduğu iddia ediliyor.

Yani yaklaşık 300 milyar liralık bir yolsuzluk.

Bu hacim Türkiye’nin milli gelirinin yaklaşık dörtte biri…

Bu hacim neredeyse Türkiye’nin bir yıllık bütçesine denk…

Türkiye’nin yıllık dış ticaret açığı bu hacmin yaklaşık yarısı kadar ediyor.

Bu hacim, Türkiye’nin 2012 yılındaki toplam vergi gelirini aşıyor.

Yolsuzluğun boyutuna ilişkin iddia edilen hacim, Türkiye’nin bir yıllık faiz yükünün yaklaşık 8 katı…

ELE GEÇEN RÜŞVET PARASI 17.5 MİLYON TL

Türkiye gündemine oturan yolsuzluk ve rüşvet operasyonlarında şu ana kadar ele geçen rüşvet parası ise 17,5 milyon TL. Yani organize biçimde gerçekleştirilen yolsuzlukta AKP’lilerin aldığı rüşvetten ele geçirilebilen miktar bu… İddiaya göre operasyonlar sırasında en çok para Halk Bankası Genel Müdürü S.A.’nın evinde ele geçirildi. Ayakkabı kutuları içerisinde ve kütüphanedeki dolaplarda, döviz ve TL olarak yaklaşık 14,5 milyon lira rüşvet parası bulundu. İçişleri Bakanı Muammer Güler’in oğlu B. Güler’in evinde ise 800 bin TL bulunurken, tüm operasyonlar sırasında diğer zanlılarla birlikte toplam 17,5 milyon lira paraya el konuldu.

ÜÇ AYAKLI BİR YOLSUZLUK: ANA AYAK ALTIN OYUNU

Şu ana kadar operasyonlarda ortaya çıkan bulgular üç ayaklı bir yolsuzluğa işaret ediyor:

1- Altın kaçakçılığı, hayali ihracat ve usulsüz para transferleri ayağı,

2- TOKİ ve usulsüz arazilerin imara açılması ayağı ve

3- Belediyelerce usulsüz imar düzenlemesi yapmak ve kültür-tabiat varlıklarının kanuna aykırı biçimde kullanılması, yani eski eser kaçakçılığı ayağı…

Görünen o ki yolsuzlukta ana halkayı “altın” oluşturuyor. Cemaatin üçlü kolajında imar usulsüzlükleri, kamu varlıklarının istismarı vb de var ama şimdilik en dikkat çeken, kamuoyunu en çok dehşete düşüren, içinde “altın” geçen tezgah, onun üstünden dağıtılan rüşvetler, bu rüşvetleri alan Bakan çocukları…

Bu altın konusu 2012 yılına damgasını vurmuştu. Geçen yıl defalarca dile getirdik. Geçen yıl büyük bölümü İran’a olmak üzere Türkiye’nin külçe altın dış ihracatında, kağıt üzerinde adeta “patlama” yaşanmıştı. Ancak bu tamamen bir manipülasyon ve sahtekarlıktan ibaretti. ABD, ambargo nedeniyle, Türkiye’nin İran’dan aldığı doğalgazın bedelini döviz olarak ödeyememesi üzerine, sürekli yalana, dolana ve sahtekarlığa çalışan AKP aklı bir üçkâğıda başvurmuştu. TL ile piyasadan külçe altın alınacak ve sanki Türkiye’den altın ihraç ediliyormuş gibi alacak transfer edilecekti. Ancak Türkiye’de bu miktarda altın stoku bulunmadığı için İsviçre’den ithal yoluna başvuruldu. ABD’nin dikkatini çekmemek için de bu altınlar önce BAE’ye ihraç edildi, oradan İran’ın hesabına geçirildi. BAE’den aynı miktarda da altın ithalatı yapıldığı kayıtlara girdi. Kayıtları göre 2010-2013 döneminde Türkiye 27 milyar dolarlık altın ithal edip, 18 milyar dolarlık altın ihraç etti. İhracatın 8 milyar dolarını İran’a yapılan tutar oluşturdu. BAE’ye yapılan 6 milyar dolarlık ihracatla birlikte yaklaşık 14 milyar dolarlık gaz bedeli bu yolla ödenmiş oldu. Bu hile ile kağıt üzerinde ihracat olduğundan büyük, dış ticaret açığı ve cari açık olduğundan daha küçük gösterildi. GSYH büyüme oranı da bu yolla şişirildi.

BABACAN ÜSTÜ KAPALI KABUL ETMİŞTİ !

Sahte altın ihracatı ile ilgili Temmuz ayında verdiğimiz soru önergesine Başbakan Yardımcısı Ali Babacan şu yanıtı vermişti:

Türkiye olarak İran’dan aldığımız gazın parasını biz TL olarak İran’ı Türkiye’deki hesabına yatırıyoruz. Fakat İran’ın o parayı dolar olarak kendi ülkesine götürmesi mümkün değil, uluslararası kısıtlamalar, ABD’nin yaptırımları sebebiyle. Dolayısıyla İran, bunu döviz olarak kendi ülkesine götüremeyince, o TL’yi kendi hesabından çekiyor, altın alıyor piyasadan. Altını kendi ülkesine götürüyor. Bunu nasıl götürüyor bilmiyorum, ama işin özü bu.”

Babacan, altınların nasıl götürüldüğü konusunda “bilmiyorum” dese de bugün ortaya çıktı ki diğer Bakan arkadaşları bunu pek âlâ biliyormuş. Reza Zarrap ve ekibi İran’ın bu parasını altına dönüştürerek uçaklarla transfer ederken, ilgili bakan ve yakınları da buna yardım ve yataklık etmiş. Bu işleme aracılık eden Halk Bankası’nın Genel Müdürü Süleyman Aslan, ihracattan sorumlu Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan ve oğlu, vatandaşlık, oturma, iş yapma izni gibi konularda yardımcı olan İçişleri Bakanı Muammer Güler ve oğlu ile AB’den sorumlu Bakan Egemen Bağış’ın gaz bedelinin altın ihracatı gibi gösterilerek transfer edilmesindeki hizmetleri karşılığı büyük hediyelerle taltif edildiğini, evlerden çıkarılan deste deste paralar kanıtlıyor.

“1 NUMARA KİM?”

Şu anki bilgilere göre Kabinenin 4 üyesinin adının karıştığı bu yolsuzluğun ucu kabinenin başındaki kişiye uzanmadığını kim söyleyebilir? Dünyanın en zengin liderleri arasında gösterilen Başbakanın oğullarının kısa süre içinde büyüyen serveti aşikar... Oğulun sayıları sürekli artan gemilerden oluşan filosu; aile üyelerinin şirket ve holdingleri; eşinin hastane ve toplu konut projelerindeki ortaklıklarına ilişkin iddialar ortada…

YOLSUZLUĞUN KONUT AYAĞI

TOKİ ve bazı devlet ihalelerindeki yolsuzluk diğer önemli ayağı oluşturuyor. AKP, iktidarı boyunca, inşaat-konut sektörünü, ekonominin lokomotifi olarak gördü. Bu sektörde yandaş ve türedi firmalar devlet imkânlarıyla desteklenirken, kent rantları AKP’nin en büyük talan alanlarından birini oluşturdu. Sektör sürekli üretmeye teşvik edilirken, bankacılık sektörü de yurt dışından borçlanma yoluyla temin ettiği dış kaynakları hem büyük projeler için firmalara hem de konut kredisi olarak tüketiciye pompalayarak bu sürece katkı verdi. Kentsel dönüşüm projeleri, devlet eliyle gerçekleştirilen büyük konut projeleri, TOKİ’nin yürüttüğü projeler ve büyük altyapı yatırımları sürekli olarak inşaat sektörünü canlı tuttu, bu da genel ekonomiye yansıdı. İnşaat sektörüne yapılan doping, AKP tarafından krizleri aşmanın bir yöntemi olarak görüldü. Sektörde arz-talep-stok dengesizliği kaynaklı riskler giderek büyüdü. Gelecekteki talebe yönelik üretim yapan inşaat sektöründe bir balon da oluştu. Bu balon şimdi patlamaya her zamankinden daha yaklaştı.

AKP’nin inşaat yatırımlarıyla ekonomiyi canlı tutma hırsıyla bu sektöre abanırken bir yandan da eşi görülmemiş yolsuzluk ve usulsüzlüklere imza attığı ortaya çıkıyor. Bu yüzden Cumhuriyet tarihinin en büyük yolsuzluk olayının diğer ayağının başaktörleri son yılların türedi işadamı Ali Ağaoğlu, Taş Yapı vb. inşaat şirketlerinin yöneticileri ve eski TOKİ Başkanı şimdiki Bakan Erdoğan Bayraktar...

Birkaç gündür ortaya dökülen belge ve bulgularla, buzdağının ancak ucu gözüktü. Devasa yolsuzluğun asıl cesameti ilerleyen günlerde ortaya çıkacak.

FED DE İPİNİ ÇEKTİ

İktidarında ülkeyi sıcak paranın sömürüsü ve talanına açan AKP, Borsa, DİBS gibi araçlara park ederek parayla para kazanan bu fonlar sayesinde ekonomide yalancı bahar ve sanal kalkınma dönemleri yaşattı. Borsa’ya ve Türk borçlanma kağıtlarına olan yatırımcı ilgisinde, Türkiye ekonomisine duyulan güven değil, yabancı fonlara sağlanan tatlı kar rol oynadı. İstanbul’a tezgahı kurup Borsa’da vurgun vuran, DİBS’lerden elde ettiği faizi düşük kurdan tekrar dövize çevirip getirisini katlayan yabancılar ülke ekonomisinin kanını emdi. Ancak “el parası” ile elde edilen bu büyüme, sürdürülemezdi ve nihayet deniz bitti. Fed’in parasal sıkılaştırma uygulamasına 1 Ocak’tan itibaren tahvil alımlarının 10 milyar dolar azaltılması ile başlaması, sıcak parada denizin bittiği anlamına geliyor.  

Türkiye, şok yaratan yolsuzluk ve rüşvet operasyonuna odaklanırken, AKP’nin sahte büyüme modeli ve bu sayede iktidarını sürdürme sürecine en büyük darbeyi vuracak gelişme gözden kaçıyor. Siyasette ortaya çıkan risklerin yatırımcı üzerindeki tedirginliği ile birleşince Türkiye’ye kaynak girişi bıçak gibi kesilecek.

Parasal sıkılaştırma, yani gelişmekte olan ülkelerden sıcak parayı çekme sürecinde Türkiye, Hindistan, Brezilya, Güney Afrika ve Endonezya ile birlikte en çok zarar göreceği düşünülen “Kırılgan Beşler” arasında yer alıyor. Ortaya çıkan devasa yolsuzluğun yaratacağı güven krizi de sermaye kaçışı sürecine ivme kazandıracak.

Yolsuzluğun ortaya çıkması, kamu ihaleleri, bankacılık ve inşaat sektörlerini vuracak. Bu da, önümüzdeki dönemde iç talepte yavaşlamayı beraberinde getirecek.

GELİN TEMİZ TÜRKİYE’Yİ BİRLİKTE KURALIM…

Artık yeni bir siyaset zamanı. Artık katılımcı, çoğulcu, uzlaşmacı, barışçı, saydam, hesap verebilen, hep bilen değil dinleyen, yeni siyaset anlayışına ihtiyaç var. Artık demokrasinin tüm kurum ve kuralarıyla işlediği, özgürlüğün en geniş yelpazede yaşama geçirildiği, iktidarın bağımsız kurumlarca denetlendiği, kuvvetler ayrılığının uygulandığı bir Türkiye’ye geçmek zorunlu ve kaçınılmazdır. Büyük ülke olabilmek için güçlü ekonomiye sahip olabilmek için insani gelişmişlik ve demokrasi standartlarının çağdaş ülkeler seviyesinde olabilmesi için gelin 98 gün sonra yeni siyaset anlayışını hep birlikte gerçekleştirelim, özgürlüğün ve umudun Türkiye’sini elbirliğiyle inşa edelim.

Odatv.com

  • Bu haberi paylaşın:
UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
GÜNDEM Kategorisindeki Diğer Haberler
Yeniçağ Gazetesi'nin İstanbul Yenibosna'da bulunan merkez binasına ..
Yeni anayasa konusunda AKP ile MHP anlaştı. Teklif cuma ya da cumartesi gün..
AKP Muğla İl Başkanı Kadem Mete, Yatağan'da yapılan toplantıda skandal ..
Yunanistan mahkemesi, Yunanistan'a kaçan darbeci askerlerden 2'sini..
Avrupa'dan gelen bazı parlamenterlerin, terör soruşturması kapsamında t..
Suriye'nin kuzeyindeki terör hedeflerine düzenlenen Fırat Kalkanı Harek..
bmV0aGFiZXJ5YXppbGltaS5jb20=